 |
|
DIŞ HABERLER |
|
|

Bağımsız Doğu Türkistanlılar
Birliği Genel Başkanı Avşar:
“Uygur avı durdurulmalı”
Bağımsız Doğu Türkistanlılar
Birliği Genel Başkanı
Abdulmecit Avşar, Tayland ve
Kamboçya başta olmak üzere
dünyanın çeşitli ülkelerine
sığınan Doğu Türkistanlı
Uygur Türklerinin Çin'e iade
edilmesini kınadı. Avşar,
"Çin, Urumçi ve diğer
şehirlerde yaptığı soykırım
yetmemiş gibi şimdi de dış
dünyada Uygur avı başlatması
insan haklarına sığar mı?"
Dedi. Çin'e iade edilen
Uygurların işkencelerle idam
edilmelerinin kesin bir
bilgi olduğunu ileri süren
Avşar, şu bilgileri verdi.
"Çin'in içeride ve dışarıda
Uygurları baskı altına
alarak, soykırım yapıyor,
Bir balinanın kurtarılması
için ayağa kalkan dünya,
ölen Uygur, öldüren Çin
olunca sessiz kalmayı
yeğliyor, Çin'in yaptığı bu
zulme kim dur diyecek."
Sığınma isteyen insanların
tutuklanarak zorla iade
edilmesinin insan hakları
ihlâli olduğunu kaydeden
Avşar, en ufak konuda kınama
çeken Birleşmiş
Milletler(BM) ve diğer
teşkilatların Çin'e neden
müdahale edemediklerini
sordu. |
|

Ukrayna İçişleri Bakanı
görevden alındı
Devlet başkanlığı
seçimlerinin öncesinde
siyasi gerilimin giderek
yükseldiği Ukrayna'da
parlamento, İçişleri Bakanı
Yuriy Lutsenko'yu görevden
aldı.
Ukrayna'da seçim sonrası
gerilim sürüyor. Devlet
başkanlığı seçimlerinin 17
Ocak'ta düzenlenen ilk
turunda en çok oyu alan
Viktor Yanukoviç'in
liderliğindeki Bölgeler
Partisi'nin girişimiyle
verilen gensoru önergesinde
parlamentonun çoğunluğu,
"seçim sürecinde görevini
kötüye kullandığı"
gerekçesiyle İçişleri Bakanı
Yuriy Lutsenko'yu görevden
alma kararı aldı. Görevden
alınan Lutsenko ise,
muhalefetin gensoru
önergesinin vermesinin,
kendisinin ilk tur
seçimlerde muhalefetin seçim
sonuçlarına hile
karıştırmasına göz
yummamasından
kaynaklandığını söylüyor.
Öte yandan Başbakan Yulya
Timoşenko, "seçimlerin
ikinci turu öncesinde
oluşabilecek bir krizin
önüne geçme" gerekçesiyle,
Lutsenko'yu, İçişleri Bakan
Yardımcılığı makamına atadı.
İçişleri Bakanı'nın görevden
alınması, Ukrayna'da 7
Şubat'ta yapılacak ikinci
tur başkanlık seçimleri
öncesinde ülke içinde oluşan
gerginliklerin sadece bir
parçasını oluşturuyor.
Seçimlerin ilk turunu,
Rusya'ya yakın söylemleriyle
tanınan ana muhalefet lideri
Viktor Yanukoviç birinci,
Başbakan Yulya Timoşenko
ise, ikinci olarak
tamamlamıştı. Seçimlerin ilk
turunda siyasi konulardan
çok ekonomik konular ön
plana çıkarken, ikinci turda
Başbakan Yulya Timoşenko,
Batı Ukrayna'daki
milliyetçilerin oylarını
elde etmek için büyük bir
mücadeleye girişti. Batı
Ukrayna, seçimlerin ilk
turunda yeterli oyu
alamayarak yeniden seçilme
şansını kaybeden şimdiki
devlet başkanı Viktor
Yuşçenko'nun kalesi olarak
biliniyor. Yuşçenko,
seçimlerin ilk turundan
sonra yaptığı açıklamada
seçmenlerine "ya sandık
başına gitmeme ya da oy
pusulasında 'herkese karşı'
kısmını işaretleme"
çağrısında bulunmuştu. İlk
turu geçemeyen diğer
milliyetçi liderler de, aynı
çağrıda bulunarak,
Timoşenko'nun önünü kesme
girişiminde bulundular. Buna
karşılık Yulya Timoşenko,
Ukrayna milliyetçisi
aydınların ve aralarında ilk
Devlet Başkanı Leonid
Kravçuk'un da bulunduğu
milliyetçi eğilimli
siyasetçilerin önemli bir
kısmının desteğini sağlamış
durumda. Bu kesimler,
yaptıkları açıklamada,
"ülkenin Rusya'nın sömürgesi
olmaması için" Timoşenko'yu
destekleme çağrısında
bulunuyorlar. Bu konuda
Timoşenko'ya en önemli
destek, Moskova
Patrikhanesi'ne karşı
Ukrayna milliyetçisi
rahipler tarafından kurulan
Kiev Patrikhanesi'nden
geldi. Kiev Patriği Filaret,
Timoşenko'nun ismini
vermeden fakat Timoşenko'nun
söylemlerini kullanarak,
cemaatini Timoşenko'ya
yönlendirmiş oldu.
Ukrayna'da gerek uzmanlar,
gerekse siyasi çevreler, 7
Şubat'taki ikinci tur
seçimlerde adaylar
arasındaki oy farkının az
olması durumunda, seçimi
kaybeden tarafın seçimlere
usulsüzlük karıştırıldığı
iddiasında bulunacağını ve
izleyen haftaların ülkede
büyük çaplı siyasi
gerilimlere sahne
olabileceği uyarısında
bulunuyorlar. |
|

Blair Irak
soruşturmasında ifade
verecek
Blair Irak'ın işgaline
ilişkin soruları
yanıtlayacak
İngiltere'nin eski Başbakanı
Tony Blair bugün Irak'ın
işgali kararı konusunda ilk
kez kamuoyu önünde tıklayın
ifade vermeye hazırlanıyor.
Blair, kamuoyunun ve basın
ordusunun büyük bir merakla
beklediği oturum sırasında
yaklaşık altı saat boyunca
2003 yılındaki işgalin
öncesi ve sonrasına ilişkin
soruları yanıtlayacak.
Oturumda tartışmalı bulunan
hükümet dosyaları gündeme
getirilecek ve Blair'in
savaş kararını nasıl
gerekçelendirdiği üzerinde
yoğunlaşılacak.
Irak'ta hayatını kaybeden
179 İngiliz askerin
yakınlarından bazılarının
Londra'da oturumun
yapılacağı bina önünde savaş
karşıtı bir gösteriye
katılacakları ve Blair'in
savaş suçlusu olarak
değerlendirilmesi çağrısı
yapacakları belirtiliyor.
Brown’un tepkisi
Blair'in yapacağı konuşma
merakla bekleniyor
Blair'in biyografisini yazan
Anthony Seldon, "Bu, Blair,
İngiliz kamuoyu ve
İngiltere'nin dünyadaki
manevi itibarı açısından çok
önemli bir gün." yorumunu
yaptı.
Şubat sonu ya da Mart başı
tıklayın kendisi de ifade
verecek olan İngiltere
Başbakanı Gordon Brown,
Blair'in tanıklığının
kendisini
kaygılandırmadığını söyledi.
Sky News kanalına konuşan
Brown, "Tony Blair, durumu
anlatmaya, aldığı kararları
göstermeye ve bunu mümkün
olan en profesyonel şekilde
ve etkinlikte yapmaya
muktedir ve ben inanıyorum
ki soruşturmada kendisine
yöneltilen tüm sorulara bir
yanıtı olacaktır" dedi.
Bu, Blair, İngiliz kamuoyu
ve İngiltere'nin dünyadaki
manevi itibarı açısından çok
önemli bir gün
Anthony Seldon, Blair
biyografisinin yazarı
Savaşa başından beri karşı
çıkan Liberal Demokratların
lideri Nick Clegg, Daily
Telegraph gazetesine yazdığı
makalede Blair'in
tanıklığının "milyonlarca
İngiliz vatandaşının
kendisine hala sorduğu bir
soruya yanıt verilmesi
anlamında çok önemli bir an
olacağı" yorumunu yaptı ve
soruyu şu sözlerle ifade
etti: "Başka bir ülkenin
hukuk dışı işgaline niye
ortak olduk?"
Clegg, Irak'ın işgalinin
"Beyaz Saray'a itaatin
alışıldık bir örneği
olduğunu söylerken bunun,
İngiltere ile Amerika
arasındaki özel ilişkiye
dair soru işaretlerini
doğurduğunu belirtti.
Rejim değişikliği
tıklayın Chilcot
soruşturmasında şimdiye
kadar ifade veren bazı üst
düzey yetkililer, 2003
yılının Mart ayındaki
işgalin hemen öncesinde
ellerine geçen istihbaratın;
"Saddam Hüseyin'in sahip
olduğu iddia edilen kitle
imha silahlarının çoktan
imha edildiğine işaret
ettiğini" anlattı.
Oturumda Blair'e ABD Başkanı
George W Bush'a
İngiltere'nin Irak'a yönelik
bir askeri harekâtta
kendilerine destek vereceği
sözünü hangi aşamada
verdiğinin de sorulması
bekleniyor.
Bazı tanıklar, dönemin Hukuk
işlerinden sorumlu Bakanı
Lord Goldsmith'in oturumda
anlattığına göre "Blair'e
rejim değişikliği için güç
kullanmanın yasadışı olacağı
yolunda uyarılarda
bulunmasına" rağmen; bu
yönde bir garantinin 2002
yılında verildiğini
anlatmıştı.
tıklayın Goldsmith
açıklamasında, başta bir
askeri müdahaleyi meşru
kılmak için ikinci bir
Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi kararı gerektiğini
düşündüğünü söyledi.
Ancak Goldsmith, Konsey'in
diğer üyelerinin yeni bir
karara gerek olmadığını
kabul ettiğini öğrendikten
ve üst düzey Amerikalı
yetkililerle görüştükten
sonra fikrini değiştirdiğini
belirtti.
Eski Başbakan Tony Blair'in
Irak Savaşı'nı inceleyen
komisyonda vereceği ifadeyi
TSİ 11.30'dan itibaren BBC
Türkçe internet sitesinde
canlı yayında, İngilizce
olarak izleyebilirsiniz. |
|

Siyonist 'Mubarek köpek'
Gazze konvoyunun geçişine
izin
vermedi

Gazze konvoyu açlık grevinde
4 gündür Mısır izin
vermediği için Akabe
Körfezi'nde bekletilen Gazze
konvoyundaki 5 İngiliz açlık
grevine başladı.
Katılımcılar, Mısır
Konsolosluğu'na yürüyerek
olayı protesto etti. Mısır
tarafından Ürdün'ün Akabe
Körfezi'nde bekletilen
Filistin Konvoyu'nda bulunan
5 İngiliz, dün sabah açlık
grevine başladı. Eylemciler,
Mısır'ın Gazze'ye
girişlerine izin verene
kadar açlık grevine devam
edeceklerini bildirdi. Bu
arada, konvoydaki
katılımcılar, geçişlerine
izin vermeyen Mısır'ı
konsolosluğa yürüyerek
protesto etti. Yol boyunca
pankart açan ve sloganlar
atan gruba Ürdün polisi
müdahale ederek Mısır
Konsolosluğu'na gitmelerine
izin vermedi. FİLİSTİN'E
SIRTINIZI DÖNDÜNÜZ
68 yaşındaki İngiliz
aktivist Sylvia Wall,
“Dünyanın harekete geçmesini
bekliyorduk; ama dünya
Filistin'e sırtını döndü.
İsrail, önceki gün yine 6
Filistinliyi öldürdü. İsrail
kurulduğunda 9 yaşındaydım,
o gün bugündür hiç durmadı.
Dünya İsrail'i durdurmalı,
bu savaş bitmeli” diye
konuşurken, İngiltere'den
gelen Arshad Ali de, “Biz
buraya geri dönmek için
gelmedik” dedi.
1500 MUM YAKILDI
Öte yandan, Gazze
saldırılarının yıldönümü
nedeniyle yapılan anma
programında konvoydaki
yabancı vatandaşlar,
öldürülen 1500 Filistinli
için 1500 mum yakarak dua
ettiler.
Ariş inadı
Mısır Ariş Limanı
konusundaki inadını
sürdürüyor. Mısır Dışişleri
Bakanı Ahmed Ebu Geyt, Gazze
konvoyunu Mısır yönetiminin
istediği istikamette
ilerleyerek 3 Ocak'tan önce
Mısır topraklarına girmeye
çağırdı. Geyt, aksi takdirde
konvoyun Mısır'a girişine
izin verilmeyeceğini
duyurdu.
Mısır'a one minute
Yürüyüşte küçük bir çocuk
tarafından açılan “One
minute” pankartı dikkat
çekti. Konvoydakiler,
Başbakan Erdoğan'dan Mısır'a
yönelik bir “One minute”
çıkışı beklediklerini
söyledi. İHH Başkanı Bülent
Yıldırım, İsrail'in savaş
suçuna Mısır'ın da
ambargoyla ortak olduğunu,
İslam dünyasından 'dur'
çağrısı beklediklerini
belirtti.
Taksim'de İsrail'e protesto
İsrail'in Gazze'ye yönelik
saldırılarının yıldönümü
nedeniyle Taksim Meydanı'nda
toplanan, aralarında
Mazlum-Der ve Özgür Der'in
de bulunduğu sivil toplum
örgütleri, İsrail'i kınadı.
'Hepimiz Filistinliyiz
direneceğiz', 'Filistin'de
vurulan kardeşin ölen
sensin' yazılı dövizler
taşıyan yaklaşık 500 kişilik
grup, 'Gazze'de direniş
Mısır'da ihanet', Yaşasın
küresel intifada' sloganları
attı. Gazeteci yazar
Abdurrahman Dilipak yaptığı
konuşmada, “İsrail ilk kez
bu kadar yalnız kaldı.
İngiltere'de bir mahkeme
Livni'nin İngiltere'ye
girmesi durumunda
tutuklanmasına karar verdi.
İsrailli bir grup haham,
İsrail devletinin
meşruiyetinin tartışmalı
hale geldiğini söyledi.
Bunlar ilk kez oluyor” dedi.
İsrail bayrağının yakıldığı
eylem olaysız sona erdi.
|
|

Türkiye'nin Kadırovcuları
yada Kadırov'un Türkiye
Lobisi
Kavkaz Center/Türkiye'deki,
"Kafkasya Emirliği" ' ni
destekleyen internet
siteleri ve ciddi medya
kuruluşları, İnsan Hakları
örgütleri ve STK (Sivil
Toplum Kuruluşu)
kuruluşları, Zakayev -
Kadırov yakınlaşmalarını ve
Türkiye'deki bazı ciddi
medya kuruluşlarının bazı
ciddi temsilcilerinin
Çeçenya ziyareti
tartışılırken, Türkiye'nin
Kadırovcuları yada
Kadırov'un Türkiye lobisi
boş durmadı. Sessiz sedasız
Türkçe dilde yayın yapan bir
internet sitesi kurdular.
Siteye girildiğinde, her şey
o kadar masum ve olağan ki,
zannedersiniz Kafkasyadaki
huzuru, Kafkas Mücahidler ve
yurt dışındaki (Türkiye ve
Avrupa'ya iltica eden)
Mülteciler bozuyor.
Bazı haber başlıkları;
"Çeçenistan'da içki yasağı",
"Çeçenistan'da uyuşturucu
ile mücadele", "Savaş
mağdurlarına ev ve para
yardımı" ve sonra ciddi
yazar dediğimiz, avaneden,
bazılarının köşe yazıları,
Kafirov'u metheden, ( haa..
bu arada bu zevatın birer
Kafkasya uzmanı olmadığının
da farkındayız, işte
tehlikeli olan tarafta bu
zaten, Kafirov'un İçki
içerken tekbir getirerek,
İslamla alay eden videoları,
hamam sefaları, Yılbaşı
partileri ve benzeri her
türlü ahlaksızlıkları
internet sitelerinde
gezerken, misafir edilen
zevat ve Türkçe dilde
Kadırov'un reklamını yapan,
utanç abidesi bu sitenin
kurucuları da, bunları
bilmiyor olamaz)
Türkiye'deki Kadırovcuların
ve lobisinin görevide, bu
Çeçenistan gerçeklerinden bi-haber,
isim yapmış kalem takımını
tespit edip, Çeçenya göz
boyamak.. Kafkasyada olan
biteni Kadırov yanlısı
gazetelerin köşelerinden
takip eden zevattan ne
beklenir?
Davet edildiler ve
gittiler...gördüler...döndüler.
Döndüler de, gördüklerini
masumane anlatmaya, yazmaya
başladılar.
Sonra ?
Sonra, (Kafirov lobisinin
istediğide buydu zaten)
bilerek yada bilmeyerek
reklam yaptılar, Rus maşası
Kafirov'un kendi halkına
yaptığı insanlık dışı zulüme
ortak oldular.
Sonra ?
Sonra, Türkiye'de Kafkasya
gerçeğinin farkında olan ve
Kafkas Cihadını bilen
çevrelerden tepkiler almaya
başlayınca, kendi medya
köşelerinde, özürle karışık
günah çıkarttıkları yazılar
yazmaya başladılar.
Bazı soruları anlamayan
kafalara yüksek sesle sormak
lazım,
Vatan nedir?
Özgürlük nedir?
Mürted, işbirlikçi, Kukla
kime denir?
Cihad nedir?
Mülteci olarak yaşamak nasıl
bir duygu?
Yaklaşık 16 yıldır, Kafkasya
bölgesinde süren özgürlük
mücadelesini ve Kafkasya
bölgesi halklarına (Çeçen,
İnguş, Abhaz, Oset ,Kabardey,
Karaçay, Dağıstan vb.)
yapılan, soykırım, zulüm,
tecrit, hukuk dışı ihlaller
v.b akla gelebilecek her
türlü vahşet 16 senedir
yazılıyor, anlatılıyor, hala
Kafkasya bölgesinde olan
biteni anlamayan kafalar
korkarım ki , o soruların
cevabını da bulamaz.
Kafirov ve yandaş takımına
göre; özgürlük mücadelesi
veren Mücahidler; "Militan
yada dağa çıkmış asi
terörist" (bazı suya sabuna
dokunmayan ve tepki çekmek
istemeyenler kibarca
"direnişçi" diyor),
Mülteciler ise, vatanında
rahat batmışta sanki
turistik geziye çıkan
aileler. STK ve İnsan
Hakları Kuruluşları ise
sanki Kafirov'un birer hasmı
gibi gösteriliyor.
Kafkasya bölgesinde 16
yıldır devam eden özgürlük
mücadelesini ve soykırımın
kronolojisini hala
anlamayan, algılayamayan,
anlamamakta ısrar eden
kafalara 16 yılın
birikimini, bir kaç
kelimede, bir kaç sayfa
yazıda burada izah etmek
elbette güç. Tarih
sayfalarına gömülmeden, en
azından güncel olayları
takip etseler bu bile
Kafkasya Bölgesini anlamaya
yeter.
Mansur Zakon
Kaynak: ShamilOnline.org |
|

RUS
TOHUMU ALİYEV, İSMET
İNÖNÜ’YÜ ARATMADI…
İLHAM ALİYEV
CAMİLERİ TEK TEK KAPATIYOR…
10 BİN
KİŞİNİN NAMAZ KILDIĞI
BAKÜ'DEKİ İLAHİYAT CAMİİ’Nİ
CUMA NAMAZI SONRASI ZİNCİRE
VURDURDU!..

www.asilkan.org
Özel haber /
Azerbaycan’da Azerilerin
yaşadığına ve Azerice
konuştuğuna Rus tohumu
babası gibi inanan,
Azerbaycan’da Türklerin
yaşadığını ve Türkçe
konuştuklarını bir türlü
kabul etmeyen, Türkiye
Türkçesini bu yüzden
Azerbaycan genelinde
yasaklatan, Türkiye'de
faaliyet gösteren
Azerbaycanlılar derneklerini
kapattırıp, rakılı toplantı
yapan resmi Azerbaycan
dernekleri kurduran
İlham Aliyev, bu kez
Şiilerin ve Sünnilerin
birlikte namaz kıldıkları
Bakü Devlet
Üniversitesindeki, İlahiyat

Fakültesi Camii’ni polis
zoruyla zincire vurdurdu.
Azerbaycan bağımsızlığını
alınca, 1750 camiden,
yaklaşık 750 tanesi Ruslar tarafından
zincirle vurulmuş
vaziyetteydi. Bağımsızlık
gelince, 92 camiyi yabancı
ülkeler yaptılar. Azerbaycan
halkı 500 kadar yeni cami
yaptırdı. Türkiye bu güne
kadar Azerbaycan’da 24 cami
yaptırdı. Suudi Arabistan 3
tane, İran bir tane, Katar
bir tane, Kuveyt de 63 tane
cami yaptırdı. Rus tohumu
İlham Aliyev daha önce de 2
bin kişinin ibadet yaptığı
Ceyranbatan Türk Camii’ni
zincire vurdurmuştu.
Aliyev’in hedefinde,
Türklerin yaptığı diğer
camiler var… Ne diyelim,
ihtilallerle ülkemizin
başına gelen İsmet İnönü de
aynı yoldan geçmişti. Daha,
1971 yılında Urla’daki
tarihi Osmanlı camileri ahır
yapılmış, bir çok camimiz de
zincire vurulmuştu.
Türkiye’de darı gibi kilise
patlatan mevzuatımıza arz
edilir…
(Bu
haberimizi mahreç
göstermeden alıntı
yapmayınız) |
|
YALANCI BASINIMIZIN
SURATINA
www.asilkan.org
TOKADINI BÖYLE VURDU
YAYINIMIZ 20.
GÜNÜNDE DOĞRULANDI. AMA ONLAR HALA KAYNAK OLARAK
PKK'LILARI VERİYOR VE MÜSLÜMAN NECİP TÜRK MİLLETİNİ
UYUTMAYA DEVAM EDİYORLAR...
YALAN HABER
Roj TV yayınları
durdu
Yeni Şafak/ 28 Nisan 2009
Saat: 16,30/ Türkiye ile
Danimarka arasında krize yol açan Roj TV'nin
yayınının teknik bir nedenden dolayı durması, 'Roj
TV kapatıldı' yorumlarını yaptırdı.
KOPENHAG (CİHAN) Danimarka lisanslı, Belçika
üzerinden yayın yapan Roj TV, dün gece saat 02.00
sularında uyduda meydana gelen bir problemden dolayı
yayın yapamadı. Türkiye'nin, Danimarka eski
başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in NATO genel
sekreterliği görevine onay verirken Roj TV'nin
kapatılması şartını öne sürmesi, yayın kesilince
"Türkiye istediğini aldı" yorumlarını yaptırdı. Roj
TV sorumlusu İmdat Yılmaz, yayınlarının
durdurulmasının söz konusu olmadığını, uyduda
meydana gelen teknik arızadan dolayı yayınlarının
ulaşmadığını söyledi. Yılmaz, sorunu çözmek için
çalıştıklarını sözlerine ekledi.
ANKARA SEYAHATI VERİMLİ GEÇTİ
Türkiye'nin terör örgütü yanlısı yayınlarından
dolayı ısrarla kapatılmasını istediği Roj TV
hakkında Danimarka tarafının soruşturması devam
ediyor. Kraliyet savcılarından Anders Riisager'in
yürüttüğü soruşturmada sona yaklaştığı ifade
ediliyor. Zaman'ın ulaştığı adının açıklanmasını
istemeyen kaynaklar, geçtiğimiz ay Ankara'ya yapılan
seyahatin verimli geçtiğini ve iki ülkenin
karşılıklı delillerin sağlanmasında önemli mesafe
aldığını söyledi. Yine Türkiye'nin 5 yıldır devam
eden konuyla ilgili geniş kapsamlı bir çalışma
yaparak Danimarka makamlarına ulaştırdığı aldığımız
bilgiler arasında yer alıyor. Savcının soruşturmada
sona yaklaştığı ve yaz aylarından önce davanın
açılması için gerekli çalışmayı Adalet Bakanı'na
sunması bekleniyor. Davanın açılmasıyla ilgili son
kararı Adalet Bakanı Brian Mikkelsen verecek.
Türkiye, Rasmussen'in NATO genel sekreterliğine
'evet' derken Roj TV'nin kapatılmasını da içeren
istekler öne sürmüştü. Genel sekreterlik
görüşmelerinin yapıldığı günlerde Savcı Riisager'in
Ankara ziyareti, Danimarka tarafının isteklere
olumlu cevap verdiği yönünde algılanmıştı. Danimarka
makamları, ziyaretin genel sekreterlik seçimlerine
denk gelmesini tesadüf olarak açıklarken, görüşme
randevusunun çok önceden alındığını belirtmişti.
Roj TV, 1 Mart 2004'de Danimarka'dan lisans alarak
yayına başmıştı. Türkiye'nin taleplerini
değerlendiren Danimarka Radyo ve Televizyon Kurulu
Roj TV'yi suçsuz bulmuştu. Danimarka Radyo
Televizyon Kurulu, Roj TV'nin yayınlarının Danimarka
yasalarına göre suç teşkil etmediğine karar
verirken, Kurul Başkanı Christian Scherfig, Roj TV
yayınları arasında incelemeye aldıkları haber ve
tartışma programlarında ayrımcı ve şiddete teşvik
eden unsurlara rastlamadıklarını bildirmişti.
YALAN HABER
Roj TV'nin yayını
durdu
Hürriyet 28 Nisan 2009 Saat: 16,30/ 1 Mart
2004'te yayına başlayan Roj TV'nin yayını durdu.
Yayının Türkiye'nin isteği doğrultusunda
durdurulduğu iddialarına Danimarkalı yetkililer
"Teknik nedenler" açıklamasıyla yanıt verdi.
Zeynep Gürcanlı YAZIYOR Türkiye ile Danimarka
arasında büyük diplomatik krize neden ROJ TV’nin bu
ülkeden yapılan yayınları bloke oldu. Böylece 78
ülkedeki yayın sona erdi.
Danimarkalı yetkililer yayınların neden
durdurulduğuna dair resmi açıklama yapmaktan
kaçınırken Türkiye’deki yayınların kesildiği
görüldü. Uydu alıcılarda Roj TV'nin yayınlandığı
kanalda sinyal alınmadığına dair uyarı geliyor.
Şimdi Roj TV’nin Yayın için yeni bir kanal bulmaya
çalıştığı öğrenildi.
Roj TV yayını nedeniyle Danimarka seki Başbakanı
Rasmussen ile Başbakan Erdoğan arasında büyük bir
gerilim yaşanmıştı. Hatta bu gerilim Rasmussen’in
NATO Genel Sekreterliği seçim sürecine de
yansımıştı. Türkiye’nin vetosunu kaldırmak için
Rasmussen yayını durdurma sözü verdiği de diplomatik
kulislerden kamuoyuna yansımıştı. |
|

Sen Müslüman Necip
Türk Milleti'nin kalbinde yaşamaya devam
edeceksin!...

Dudayev'ler ölmez!
21 nisan 1996, Çeçenistan’ın efsanevi lideri Cevher
Dudayev’in şehadet tarihidir. Halkının özgür olması
için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek
bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, onuruyla
şehadet şerbetini içti. Göğsünü gere gere hak
divanına yürüdü. Dudayev 1944 yılının ocak ayında
dünyaya geldi.On üç kardeşin en küçüğü idi.Doğum
gününü tam olarak bilmiyordu.Çeçen sürgünü sırasında
kundakta bir bebekmiş.Buna göre 1943 yılı sonu ya da
1944 yılı başlarında doğmuş olsa gerek. Doğumu
ikinci dünya savaşının bitimine rastladı. Gözlerini
dünyaya açtığında yokluk, kıtlık ve sefalete merhaba
dedi.
Dudayev'in dünyaya
gelişi sırasındaki yokluk ve sefalet sürprizine, bir
de sürgün sürprizi ekleniyordu.
İkinci dünya savaşında Alman işgaline uğrayan Kırım
ve Kuzey Kafkasya'nın batısındaki yenilgilere suçlu
aranıyordu. Suçlu hemen bulundu. Çeçenler, Kırım
Tatarları, Karaçay ve Balkar halkları idi bu
suçlular.
Alman işgali altına girmeyen Çeçenistan ve Çeçen
halkının, Almanlara nasıl işbirliği yaparak Rusya'ya
ihanet ettiği bir türlü anlaşılamadıysa da, Çeçen
halkı sürgünden kurtulamadı.
Rus yönetimi, yüzlerce yıldır kin beslediği Çeçen
halkını, fırsat bu fırsattır diyerek tarih ve
coğrafya sahnesinden silmeye teşebbüs etti.
21 şubat 1944 tarihinde Çeçen halkı top yekun
olarak, 24 saat içinde elverişsiz şartlar altında
ülkesini terke zorlandı. 850 bin Çeçen sürgün
edildi. Bu sürgün sırasında Çeçen halkının yarıya
yakını hayatını kaybetti.
Cevher Dudayev, suçlu olarak dünyaya geldi. Sürgün
kararı verildiğinde yaklaşık 40 günlük bir bebekti.
Annesinin kucağında sürgüne giden, belki de en küçük
Çeçendi.
Sağlam bünyeli insanların dayanamadığı kış
şartlarına, mucizevi bir şekilde direnen küçük
Cevher (Dudi) sağ salim Kazakistan'a ulaşıyordu. Hz.
Musa'yı en büyük düşmanı firavundan koruyan, hatta
onun sarayında büyüten Rabbim, Cevher Dudayev'e de
meleklerinin kanatlarını gererek onu büyük
tehlikelerden koruyordu.
Dudayev Kazakistanın Çimkent şehrinde 13 yıl yaşadı.
O, anne ve babasının anlattığı Çeçenistan'ı hep
rüyasında görerek büyüdü. Kanlı diktatör Stalin'in
ölümünden sonra Rus yönetimi, Çeçenlerin haksızlığa
uğradığını kabul edip geri dönüşlerini serbes
bıraktı.
1957 yılında gerçekleşen bu geri dönüş kervanına,
Dudayev ve ailesi de katıldı.Dudayev ve ailesi,
evlerine yerleşen Rusları, kazma ve küreklerle
kovarak evlerine yeniden sahip oldular.
Çok zeki bir çocuk olan Dudayev, sınavlarını
başarıyla verdiği Tambov Hava Harp Okuluna kaydoldu.
Okulu başarıyla bitiren Cevher Dudayev, Sovyet
ordusunda genç bir savaş uçağı pilotu olarak görev
aldı.
Mesleğindeki başarısı ve dürüstlüğü ona hızla
yükselme kapılarını açtı. Dudayev, kendisi gibi
havacı bir Rus subayının kızına gönlünü kaptırdı.
Ona daha sonraki çileli yolunda hayat arkadaşı
olacak Alla Dudayeva ile evlendi. Alla, Çeçen olarak
doğmamıştı ama, Dudayev'in şehadetinden sonra onurlu
duruşuyla gerçek Çeçen gelinleri aratmadı.
1989 yıllarına gelindiğinde, Sovyet sistemi
çatırdamaya çaşlamıştı.Gorbaçov'un uyguladığı
Glasnost ve Prestroyka politikaları Komünizme gün
saydırıyordu.
1991 yılının Aralık ayında beklenen son gerçekleşti.
Komünizm çökmüştü. Komünizmin sancılı çöküşü
öncesinde Dudayev, Tuğgeneral rütbesiyle Estonya'da
görev yapıyordu.
Estonya'da görev yaptığı sırada, stadyumdaki bir
tören anında Estonyalı gençler, Eston bayrağı açarak
bağımsızlık gösterisi yaptılar. Dudayev bu gösteriye
sempatiyle baktı.
Ardından Estonya'da başlayan bağımsızlık yanlısı
gösterilere müdahale etmesi talimatını dinlemeyerek
"Asi General" adını aldı.
Bu sırada kendi ülkesi Çeçenistanda da hareketli
günler yaşanıyordu. Zelimhan Yandarbiyev
önderliğinde kurulan Çeçen Halk Kongresi hareketi
Sovyet kalıntısı yönetimi sarsıyordu. |
|
 |
|
|
|

Vaha Umarov: Kafkasya'da yaklaşık
5.000 mücahid var
Geçtiğimiz 25 Ocak 2010 tarihinde, Reuters Türkiye muhabiri, Thomas
Grove ile özel bir mülakat yapan, Kafkasya Emirliği Emiri Abu Osman
Dokka Umarov'un kardeşi Vaha Umarov, Çeçenistan genelinde 3.000 ve
Kuzey Kafkasya toplamında yaklaşık 5.000 Mücahidin bulunduğunu
söyledi. Vaha Umarov, Kafkasya Emirliği mücahidlerinin, Rusya'ya ait
enerji alt yapıları ve ekonomik hedefleri vurma hazırlığı içerisinde
olduğunu doğruladı ve muhabirin, "geçen yıl Ağustos ayında Kafkasya
Emirliği Mücahidlerinin haber kaynağı internet sitelerinde, Kafkasya
Emirliği'nin talimatları yayınlandığı; Rusya'nın enerji altyapısı,
iletişim hatları, petrol ve gaz boru hatlarınına sabotajlar için
Mücahidleri görevlendirdiği" hatırlatmasına karşılık, "bunlar planlı
operasyonlardır, Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetlerinin planları
hakkında benim konuşmam doğru olmaz" dedi ve Dokku Umarov'un Ağustos
ayında Sayano-Şuşenskaya'daki Hidro-elektrik santraline düzenlenen
saldırıdan sonra yaptığı "Bundan sonra Rusya'ya karşı ekonomi savaşı
vereceğiz" sözlerini hatırlattı.
Reuters muhabirinin, Rusya'nın ve onun kuklası Kadırovu'nun;
"Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetlerine dışardan nakit finansman
desteği geliyor" iddialarını hatırlatması üzerine; "mürtedlerin başı
Kadırov, kendini ve kukla yönetimini (Bakanlarını ve yetkililerini)
Mücahidlerin operasyonlarına karşı korumak için Rusya'ya bağlılık
yemini etti, ayrıca Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetlerine dışarıdan
finansman desteği gelmiyor ve dışarıdan silah satın almıyor.
Mücahidlere her türlü destek Çeçenistan'ın içerisinden geliyor"
dedi.
Vaha Umarov, Reuters muhabirinin, "analistler, Mücahidlerin, El
Kaide bağlantısı olduğunu iddia ediyor" hatırlatmasına karşılık,
Kafkasya Emirliği Mücahidleri ve El Kaide ilişkisini yalanladı.
2005 yılından bu yana İstanbul'da yaşadığını ve Türkiye'deki Çeçen
mültecilere yardımcı olduğunu söyleyen Vaha Umarov; "Çeçenya'daki
savaş yüzünden Türkiye'de yaklaşık 1.500 kadar Çeçen Mülteci var ben
burada onlara yardımcı olmaya çalışıyorum, geçen yıl can güvenliğim
nedeniyle bir süre, İstanbul'da güvenlik yetkilileri beni misafir
etti ve ülkeyi terk etmemi tavsiye ettiler fakat Kafkasya'dan
çağırılmadığım sürece Türkiye'de kalmaya karar verdim" dedi.
Kaynak: Reuters Kavkaz Center + ShamilOnline |
|

Peşmergenin Kerkük'te İşi Ne?
Irak'ta Kürtler
ve Sünni Araplar arasındaki gerilimi azaltmak isteyen ABD, ihtilaflı
bölgelerde ortak operasyona başlıyor. Peşmergenin, petrol zengini
Kerkük'te de görev alacak olması Arapların tepkisini çekiyor.
Irak'ta Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki gerilimi azaltmak
isteyen ABD, ihtilaflı bölgelerde ortak operasyona başlıyor.
Peşmergenin, petrol zengini Kerkük'te de görev alacak olması
Arapların tepkisini çekiyor.
Irak'ta Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki gerilimi azaltmak
isteyen ABD, ihtilaflı bölgelerde ortak operasyona başlıyor.
Peşmergenin, petrol zengini Kerkük'te de görev alacak olması
Arapların tepkisini çekiyor.
ABD ordusu, Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki tansiyonu düşürmek
amacıyla, Kerkük başta olmak üzere Irak'ın kuzeyindeki ihtilaflı
bölgelerde yapılan operasyonlara Irak ordusu ve peşmergelerle
birlikte katılacak.
Amerikalı güçler, üç haftadan bu yana Iraklı askerler ve peşmergeyle
ortak eğitimlere başladı. Irak'taki ABD kuvvetlerinin komutanı
General Ray Odierno da ortak askeri operasyonların amacının, merkezi
Bağdat hükümeti ile bölgesel yönetimin bu bölgeler üzerindeki
anlaşmazlığıyla ortaya çıkan gerilimi azaltmak olduğunu teyit
ederek, Kerkük, Ninova ve Diyala'da ortak kontrol noktaları
kurulmaya başlandığını açıkladı.
Operasyonların hedefi El Kaide
ABD'li general, 31 Ocak'a kadar kontrol noktalarının tamamlanacağını
ve devriyelere başlanacağını söyledi. Odierno, "Amaç, El Kaide ve
farklı siyasi görüşleri benimsetmeye çalışanlardan halkı korumak"
dedi.
Kuzey Iraklı Kürt liderler, petrol yönünden zengin olan Kerkük'ü de
topraklarına katmak istiyor. Bağdat hükümeti ise Kürtlerin yerleşim
bölgesinin Erbil, Süleymaniye ve Dohuk'la sınırlı kalmasında
ısrarlı. Bu nedenle, Kürt birlikleri olan peşmergelerin Kerkük'e
operasyon için girecek olmasının, ABD'nin beklediğinin aksine bu iki
grup arasındaki gerilimi arttıracağı tahmin ediliyor.
Kim ne diyor
Kürt milislerin çekileceğinin garantisi var mı
* Kerkük bölgesel konseyinin üyesi Hüseyin Ali Ciburi, "Peşmerge,
Kürt bölgesi için tasarlanmış bir silahlı güç. Kerkük'ün durumu ise
belirsizliğini koruyor. Onların Kerkük'te bulunması bölücü bir etki
yaratabilir" diyor.
* Konseyin başka bir Sünni üyesi Abdullah Sami Assi de "Bu yapılanın
hiçbir mantıklı sebebi yok ve olumsuz sonuçları olacak" diye
konuştu. Konseyin Kürt üyesi Muhammed Kamal ise ortak operasyonların
güvenliği sağlayacağını ileri sürdü.
* Ninova yerel meclisinden Kusay Abbas, "Peşmergenin geri
çekileceğinin ne garantisi var" diyerek operasyona karşı çıkıyor.
|
|

İran Azerbaycanlısı Aktivist Cengiz
Bahtaver İşyerinde Ölü Bulundu
Güney Sesi: İran'daki Azerbaycanlıların önde gelen siyasi
aktivistlerinden Cengiz Bahtaver, 27 Aralık Pazar günü Tebriz'deki
işyerinde ölü bulundu. 52 yaşındaki Bahtaver, kültürel ve politik
çalışmaları nedeniyle İran güvenlik güçleri tarafından defalarca
gözaltına alınmış ve çeşitli cezalara çarptırılmıştı.
Aktivistin Salı günü yapılan cenaze töreninde, yaklaşık 40 sivil
polisin katılımcılara biber gazıyla saldırdığı, darp ettiği ve bir
kısmını gözaltına aldığı bildirildi. Farsça yayın yapan Radio
Farda'nın Azerbaycanlı aktivist Abbas Lisani'yle yaptığı röportajda,
katılımcılardan bazılarının cenaze öncesinde güvenlik güçleri
tarafından telefonla aranarak törene katılmamaları yönünde tehdit
edildikleri belirtildi. |
|

Uygurlar Üzerindeki Baskı Devam
Ediyor`
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, Çin`de azınlıklara baskı
yapıldığını söyledi. Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir,
Çin`de azınlıklara baskı yapıldığını söyledi. Japonya`daki
Uygurlarla dayanışma için Tokyo`ya giden Kadir, başkentte bir basın
toplantısı yaptı. Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, Çin`de
azınlıklara baskı yapıldığını söyledi
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, Çin`de azınlıklara baskı
yapıldığını söyledi.Japonya`daki Uygurlarla dayanışma için Tokyo`ya
giden Kadir, başkentte bir basın toplantısı yaptı. Pekin hükümetinin
Uygurlara baskıyı sürdürdüğünü belirten Kadir, “Çin, tüm dünyayı
azınlıkların mutluluk içinde yaşadığına inandırmak istiyor ama
gerçek durum böyle değil” dedi. Doğu Türkistan`ın Başkenti Urumçi`de,
Temmuz başında meydana gelene ayaklanmada yaklaşık 200 kişi ölmüş,
bin 600 kişi de yaralanmıştı.
Kurultay Başkanı, olaylardan sonra gözaltına alınan binlerce Uygurun
akıbetinin hala bilinmediğini söyledi ve Çin`in Uygurlara ait bin
500 web sitesini kapatarak sahiplerini tutukladığını açıkladı.
Rabiya Kadir, Çinli yetkililerin, Uygur kadınları zorla fabrika,
otel ve barlarda çalıştırdığını da iddia etti.
Çin, Rabiya Kadir`i Urumçi`deki olayları kışkırtmakla suçluyor,
kendisine vize vermemeleri için yabancı hükümetlere ağır baskı
yapıyor.
Bu arada Kadir`in Başkanı olduğu Amerikan Uygur Derneği, Temmuz`daki
olaylarla ilgili olarak Gulca`da 19 Uygura hapis cezaları
verilmesini protesto etti. 2009-10-31 Voice of America |
|

Kafkasyalı Mücahidler 'Nevsky
Express' trenine karşı başarılı bir sabotaj operasyonu yapıldığını
bildirdi
Kavkaz Center, Kafkasya Mücahidleri Komutanlığı adına "Nevsky
Express" trenini düzenlenen operasyonun Rusya'da ki stratejik
hedeflere yönelik devam eden saldırı operasyonları çerçevesinde
gerçekleştirildiğini belirten bir mektup aldı.
Rus yetkililere göre "Nevsky Express"e düzenlenen saldırının
arkasında Rus Mücahid Pavel Kosolopov var. Moskova'ya göre son
yıllarda Rusya'da büyük yankı uyandıran sabotaj operasyonlarının
tamamının arkasında bu isim bulunuyor. Ayrıca 2007 yılında "Nevsky
Express"e zaten bir saldırı düzenlenmiş olması da dikkate değerdir.
O zaman sabotajın sorumluluğu "Riyadus Salihîn" Şehitler Tugayı
tarafından üstlenilmişti. Rus yetkililere göre, o zaman ki saldırıda
30 kadar kişi yaralandı ve "terörist" olarak açıklanan iki İnguşetya
vatandaşı tutuklanmıştı. "Nevsky Express" trenine düzenlenen
sabotajdan sadece bir kaç gün önce Rus yetkililer İnguş
mahkûmlarından birinin "itirafta" bulunduğunu söylemişlerdi.
Kavkaz Center her hangi bir kesinti ya da düzeltme yapmaksızın 1
Aralık Salı geç saatlerde Kafkasyalı Mücahidlerden aldığı mektubu
yayınlıyor.
27 Kasım günü St.Petersburg'dan Moskova'ya doğru gitmekte olan ve
çoğunlukla Rusya'nın önde gelen resmi görevlileri tarafından
kullanılan "Nevsky Express" özel bir operasyonla raydan çıkarıldı.
Erozyon sonucunda bir kaç vagon imha edildi veya hasar verdirildi,
30'un üzerinde insan öldürüldü ve en az 80 kişi yaralandı.
Başlangıçta, Rusya yetkilileri trenin raydan çıkmasının nedeninin
bir başka "kaza" olduğunu açıkladı. Ancak patlama sonucu oluşan
krater herkes tarafından görünür olduktan sonra Rus liderliği bu
olayın bir saldırı sonucu olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.
Sahte şüpheleri gidermek için en son ikinci patlama, ana bombanın
verdiği zarardan hemen sonra meydana geldi ve Başsavcı emri
altındaki Araştırma Komitesi başkanı Bastrıkin'i neredeyse havaya
uçuracaktı.
Bütün bu gerçeklere rağmen, kâfirler halen "muhtemel bir kaza"
hakkında yazmayı tercih ederken, diğer taraftan ana versiyonun bir
sabotaj operasyonu olduğunu tanımak zorunda kalıyor.
Biz bu operasyonun, bu senenin başında planlanan Kafkasya Emirliği
Emiri Dokka Umarov'un emirlerine uygun olarak Rusya'nın önemli bir
dizi stratejik hedeflerine karşı başarılı sabotaj eylemleri
düzenlemek çerçevesinde hazırlandığını ve başarıyla
gerçekleştirildiğini ilan ediyoruz.
Kafkasya Emirliği komutanlığı tarafından bahar mevsiminde ki Meclis-ul
Şura'da daha önce defalarca kez uyardığı gibi, Kafkasya'da ki
işgalcilerin altyapısına güçlü darbeler indirmekle birlikte
Rusya'nın topraklarında da sabotaj savaşı yürütme kararı alındı.
Bugün, biz elektrik iletim hatlarına, petrol ve gaz hatlarına
yönelik operasyonlar yürütüyoruz. Çok sayıda operasyon hazırlık
aşamasındadır.
Biz, Rusya topraklarında Cihadı daha fazla yaymak ve Rusya'nın
ekonomisine zarar vermek için mümkün olan her şeyi yapacağımızı ilan
ediyoruz. Böylece Rusya Kafkasya'yı hammadde üssü olarak kullanma
olanağından mahrum kalacak.
Uzun bir süredir şu gerçeğe alıştık, böyle operasyonlar neticesinde
Mücahidler Rusya'nın "sivillerine" karşı bir savaş yapmakla
"suçlandı", ancak biz gelecekte de sadece intikam eylemleri şeklinde
böyle şaşırtmacalar yapma niyetindeyiz.
Bu şaşırtmacalar tamamen dini inançlarına göre yaşamak isteyen
sıradan Müslümanlara yönelik Kafkasya'da ki işgalcilerin öldürme
siyaseti sürdüğü müddetçe devam edecektir.
Biz ayrıca Rus halkının, Rusya hükümetinin Kafkasya'da yürüttüğü
kanlı işgal rejimini ve suçları sadece temel İslami kurallara göre
yaşama arzusunda olmak olan barışçıl Müslümanların vahşice
öldürülmesini onaylayarak ve destekleyerek Rus hükümetinin suç
ortağı olduğunu düşünüyoruz.
Ancak, buna rağmen Emir Dokka Ebu Osman'ın emriyle silahsız Rusya
halkı arasında zayiatlardan kaçınmaya çalışacağız ve onları
operasyonlarda öncelikli hedefler olarak düşünmeyeceğiz.
Bu sene Mücahid komutanlığında, farklı istihbarat-sabotaj birimleri
eğitildi ve düşman topraklarında operasyonlar yapmak için Rusya'nın
içlerine doğru gönderildi. Sonuç olarak ve bu operasyonların
neticeleri Rusya'ya büyük ekonomik zarar verdi, bu doğrultuda
çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Biz Rusya liderliğini uyarıyoruz; Kafkasya Emirliği'nin masum
Müslümanlarını öldürmeye son vermediğiniz müddetçe ve "ölüm
tugaylarının" eylemlerine son vermediğiniz sürece biz de Rusya'nın
"sivil" halkına karşı uygun askeri operasyon yapma hakkını saklı
tutuyoruz.
Ve bizim için Yüce Allah'ın Kur'an da söylediği söz yeterlidir:
"Sizinle savaştıkları gibi onlarla savaşın"
Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetleri Ana Karargâhı
Kavkaz Center |
|

Hollanda'da
Kiliseden çevrilen caminin
minaresi törenle açılacak
Hollanda'nın Başkenti Amsterdam'da 1994 yılında kiliseden camiye
çevrilen Amsterdam Nizam-ı Âlem Süleymaniye Camii'nin sonradan
yapılan 'minaresi', önümüzdeki hafta törenle açılacak.
İsviçre'de
minare yapımına yasak getiren referandumun yankıları sürerken,
Hollanda'da bir Türk caminin yeni yapılan minaresi, 11 Aralık
tarihinde hizmete açılacak. Önümüzdeki hafta yapılacak resmi törene
Amsterdam'ın Osrdorp Belediye Başkanı Marjo Teuling de katılacak.
Hollanda'da minare tartışmalarının olmamasından memnuniyet
duyduklarını dile getiren Amsterdam Nizam-ı Alem Süleymaniye Cami
Derneği Başkanı Hikmet Tikici, insanların birbirlerini olduğu gibi
kabullenmelerinin çok önemli olduğunu söyledi. Camilerin kutsal
mekanlar olduğunu dile getiren Hikmet Tikici, "Yaşadığımız ülke
Hollanda'da camilerimize yönelik herhangi bir eleştiri almadık. Tam
aksine Hollandalı yetkililerden ve halktan büyük destek gördük. Son
günlerde İsviçre'de yaşanılan cami ve minare tartışmalarını son
derece çirkin buluyoruz. Hollanda'da bu tür tartışmalar
yaşanmadı."dedi. Önümüzdeki hafta caminin iki yeni minaresinin
açılışını yapacaklarını belirten Tikici, caminin sadece ibadet yeri
olarak değil, birçok sosyal aktiviteye de ev sahipliği yaptığını
anlattı. Tikici, minarelerinin resmi açılışına Osdorp Belediye
Başkanı Marjo Teuling'in de katılacağını duyurdu. Belediye Başkanı
Marjo Teuling'in törene katılmaktan memnuniyet duyacağını ifade
ettiği öğrenildi. Törene ayrıca, Amsterdam Emniyet Amiri, Rotterdam
İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akgündüz, Büyük Birlik Partisi(BBP)
Genel Başkanı Yalçın Topçu ve Genel Başkan Yardımcısı Ahmet
Şanverdi'nin de katılacağı açıklandı.
Caminin çok yönlü kullanıldığına dikkat çeken Hikmet Tikici, şöyle
devam etti: "Camimizin çift minaresi var. Modern yapısı Hollanda ve
Türk mimari örneklerini yansıtıyor. Camimizde alt kısımla birlikte
yaklaşık bin kişi aynı anda ibadet yapabiliyor. Büyük bir alan sahip
külliyede gençler ve kadınlar için ayrı çalışma alanları, kütüphane,
konferans salonu, dershaneler, lokanta ve geniş bir bahçesi
bulunuyor. Camimizde konferans ve seminer günleri düzenliyoruz. Bu
vesile ile tüm halkımızı minare açılışımıza davet etmek istiyoruz."
|
|

Musul ITC Başkanı şehid edildi!
Irak’ın kuzeyinde bulunan Musul kentinde Irak Türkmen Cephesi (ITC)
Başkanı Yavuz Efendioğlu, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını
kaybetti.
Irak"ın kuzeyinde bulunan Musul kentinde Irak Türkmen Cephesi (ITC)
Başkanı Yavuz Efendioğlu, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını
kaybetti.
Akşam saatlerinde meydana gelen olayda ITC Yürütme Kurulu Üyesi ve
Musul İl Başkanı Yavuz Efendioğlu, evinin önünde kimliği belirsiz
kişilerin silahlı saldırısına uğradı.
Saldırıda, vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden kurşunlardan
dolayı kan kaybeden Efendioğlu, olay yerinde hayatını kaybetti.
Musul güvenlik güçleri, olayla ilgili faillerin bulunması için
çalışma yürütürken, Ocak ayında ülke genelinde yapılacak genel
seçimler öncesi etnik grup temsilcilerine yönelik saldırılarda artış
olması endişelere yol açtı. Geçtiğimiz günlerde Kerkük"te, Şii
lideri Mukteda El Sadr hareketinin liderlerinden olan Hadi İsa El
Thibabi ise, gıda maddeleri satan bir dükkanda kendisine susturuculu
silahla ateş edilmesi sonucu hayatını kaybetmişti.
BASIN BİLDİRİSİ
Yürütme Kurulu Üyesi ve Irak Türkmen Cephesi Musul İl Başkanı Yavuz
Efendioğlu"nun Şehit edilmesi ile ilgili ITC TT bir basın bildirsi
yayınladı.
Türkmenler kadar; tarihte hiçbir millet yoktur ki, neredeyse her
şehri bir katliamla anılmasın… Tarihte hiçbir millet yoktur ki,
yıllar itibariyle bakıldığında, sistematik olarak katledilmesin…
Tarihte hiçbir millet yoktur ki, soykırıma ve asimilasyona bu kadar
maruz kalmasın… 1920′den bu yana sayısız katliam yaşayan ve sürekli
baskı altında tutulan Irak Türkleri, 2003 sonrası da aynı kaderi
yaşamıştır.
2003 Saddam rejimi sonrası, Türkmeneli"nin her bir yerinde patlama
ve kaçırma olayları sıradan bir olay haline getirilmiş; Kerkük,
Telafer, Amirli, Yengice, Tuzhurmatu, Karatepe, Tazehurmatu,
Şirinhan Karakoyunlu ve daha bir çok yerde saldırılar tertip edilmiş
çok sayıda Irak Türk"ü şehit olmuştur. Daha geçen hafta Kerkük
Hurmahanı"nda ve Atlas caddesinde bombalı saldırı yapılmış onlarca
vatandaşımız şehit olmuştur.
En son dün Irak"ın Musul kentinde ITC Yürütme Kurulu Üyesi ve Irak
Türkmen Cephesi Musul İl Başkanı Yavuz Efendioğlu evinde uğradığı,
saldırı sonucu şehit olmuştur.
Dün Akşam saatlerinde meydana gelen olayda Yavuz Efendioğlu, evinden
çıkarılarak kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısına
uğramıştır. Şehit Yavuz Efendioğlu, 2 ay önce tutuklanmış bir süre
alı konduktan sonra serbest bırakılmıştır. Tüm baskılara rağmen
mücadelesine devam eden, yaklaşan seçimlerde halkı için yoğun
çalışmalarda bulunan, Şehit Yavuz Efendioğlu; şer güçlerinin hedefi
olmuştur.
Şehidimize Allah"tan rahmet, halkımıza sabırlar diliyoruz.
Bütün baskı ve saldırılara rağmen Irak Türklerini hiçbir güç
yıldıramayacaktır. Ulvi davamız için azimle çalışmaya devam
edeceğiz.
Irak Türkmen Cephesi
Türkiye Temsilciliği
(Allah
(cc) Rahmet eylesin! www.asilkan.org) |
|

BOZKURTLAR
DİRİLDİ
Evet milletimizin özbeöz
Türk ırkından olan TÜRKMENELİ Türkmenleri, gözünüz aydın olsun biz
50 genç olarak örgütlendik ve TÜRKMENKULU Ağabeyimizi kendimize baş
olarak seçtik
Evet
milletimizin özbeöz Türk ırkından olan TÜRKMENELİ Türkmenleri,
gözünüz aydın olsun biz 50 genç olarak örgütlendik ve TÜRKMENKULU
Ağabeyimizi kendimize baş olarak seçtik amacımız:
1-Türkmenelini hakiki olarak kurmak ve bu yolda her fedakârlığı göze
alarak son nefesimize kadar uğraşmak.
2-Milletimizin fakir fukarasına yardım etmek.
3-Türkmeneli bölgelerinde yaşayan soydaşlarımızı savunmak.
4-Türkmenelini kuzey bölgesine katılmaması için her bir eylemde
bulunmak.
5-Tutsak şehirlerimizi Kürtlerden kurtarmak.
6-Türkçülük mefkûresini yaymak.
7-Partizanlığa hayır ama bütün partilere üye olarak onları
yakınlaştırmak hedefimizdir.
8-Bölgeciliğe ve mezhepçiliğe hayır deriz.
Bütün gençlerimize ve büyüklerimize sesleniyoruz bizlere
katılın,bizim çalıştığımız saha bütün Türkmeli bölgesidir bina
,dernek ve yapılar içinde çalışmayacağız,bizimle hemfikir olanlarla
e-mail ile görüşeceğiz ve TÜRKEMENKULU liderimizin direktiflerini
uygulayacağız.Ne para pul istiyoruz nede para pul vereceğiz,yalnızca
sizlere gurur verebiliriz ve sizinle gururlanırız.
Türkmenseniz bize katılınız adresimiz
Bozkurt_turkman@yahoo.com
unutmayınız istikbal bozkurtlarındır
İMZA BOZKURTLAR |
|

Avusturya'dan sınır dışı
edilen Çeçenlerin hayatı
tehdit altında
Kavkaz Center/ Avusturya
radyosuna göre, Kadırov
haydutlarının gizlice
yarattığı terör ve
Avusturyalı yetkililerin
politikası yüzünden, bazı
Çeçenler Çeçenya'ya geri
dönmek zorunda bırakıldı ya
da Polonya'ya sınır dışı
edilmeyi kabul etmek zorunda
bırakıldı. Avusturya'nın
kendisi Çeçenleri "ilk giriş
ülke" olan Polonya'ya sınır
dışı ediyor. Ancak, FSB
katilleri ve Kadırov'un
temsilcileri yüzünden sınır
dışı edilen Çeçenlerin
hayatları burada tehdit
altında. Avusturya'ya siyasi
sığınma talebi için yapılan
başvuruların Avusturya
yetkilileri tarafından artan
sayıda reddedilmesiyle
ilgili olarak mülteciler, bu
yılın Ocak ayının 13'ünde
Umar İsrailov'un bir grup
Rus FSB terörist haydutları
tarafından suikastla
öldürülmesinden sonra
Avusturya'da ki Çeçenlerin
korkusunun arttığını öne
sürüyorlar: "Herkes
korkuyor. Avusturya ve
Avrupalı yetkililerin
Çeçenleri mülteciler olarak
tanıması gerektiğini ve
onların Çeçenya'ya geri
dönmeye gönüllü
olmadıklarını
anlayabilmeleri için daha
kaç tane insan ölmeli!
Ancak, Çeçen kanı Rus
petrolünden daha ucuz
görünüyor." Avusturya
İçişleri Bakanlığı siyasi
sığınma talepleri
değerlendirilirken polis
Kadırov'un geçenlerde
öldürttüğü insan hakları
savunmacılarını dikkate
alacağını duyurdu, bununla
birlikte Çeçenlere siyasi
sığınma verme koşullarına
yaklaşımda temel bir
değişiklik beklenmiyor.
Rus teröristlerin tüm
aktivitelerinin Viyana'da ki
Rus Elçiliği tarafından
yönetildiğini hatırlatmak
isteriz.
Avusturya ve Avrupa'da ki
suikastları ve diğer Rus
terörist operasyonlarını
gerçekleştiren departmanın
başı Viyana'daki Rus
Elçiliği terör yuvasından
bir "Rus diplomat" olan,
haydut FSB Albayı Said-Selim
Peşhoyev, Peşhoyev ayrıca
Kadırov'un eski "İçişleri
Bakanı"ydı. |
|

Rum basınına göre Türk
malları yüzde 12.3
Alithia Gazetesi, “Kıbrıs
Türk Arazisi: 848 Bin 858
Dönüm... Kıbrıs Çapında
Yüzde 12,3” başlıklı
haberinde Rum İçişleri
Bakanlığı’nın, Rum Meclisi
Maliye Komitesi tarafından
Pazartesi günü görüşülecek
olan 2010 yılı bütçesinde,
Rum tarafındaki ve Ada
genelindeki Kıbrıs Türk
mallarının alanıyla ilgili
veriler yer aldığını
bildirdi. Bu verilerin,
Cumhurbaşkanı Talat ve Rum
Yönetimi Başkanı
Hristofyas’ın mülkiyet
müzakereleri ışığı altında
çok önemli olduğunu belirten
gazete özetle şunları yazdı:
455 BİN 306 DÖNÜM
“Bakanlığa göre Kıbrıslı
Türklerin, toplu halde işgal
bölgelerine geçmeleri
sonucunda özgür bölgelerde
terk ettikleri toplam alan
455 bin 306 dönüm, yani 609
milyon 110 bin 86
metrekaredir.Bu da özgür
bölgelerdeki alanın yüzde
10,14’üne tekâbül ediyor.
Kıbrıs genelindeki,
mülkiyeti Kıbrıslı Türklere
ait alanın ise 848 bin 858
dönüm yani 1 milyar 135
milyon 602 bin 232 metrekare
olduğu, bunun da Kıbrıs
genelindeki arazinin yüzde
12,3’üne tekâbül ettiği
belirtiliyor.
Bakanlığın, özgür
bölgelerdeki Kıbrıs Türk
malı alım-satımları
konusundaki bulguları ise
şöyledir:
2 BİN 978 DÖNÜM SATILDI
1974’ten 2009’a kadar 2 bin
978 dönüm (3 milyon 983 bin
705 metrekare) genişliğinde
539 parselin Kıbrıslı
Rumlara alım-satım/devir
işlemi tamamlandı. Bu da
Kıbrıs genelindeki mülkiyeti
Kıbrıslı Türklere ait toplam
malların yüzde 0,33’üne,
özgür bölgelerdeki Kıbrıs
Türk mallarının da yüzde
0,68’ine denk geliyor.
Şunu belirtelim, herhangi
bir Kıbrıs Türk malının
alım-satım işleminin mümkün
olabilmesi için; malını
satmak isteyen Kıbrıslı Türk
mal sahibinin Türk istila ve
işgalinden önce yurtdışına
gittiğini ve yurtdışında
ikamet etmeye devam ettiğini
ispat etmesi ve satılacak
Kıbrıs Türk mülkünün önemli
bir genişliğe ve değere
sahip olmaması şartı
aranıyor. Alım-satım
işlemlerinin, satış değeri
341 bin 720,29 Euro üzerinde
olması halinde Bakanlar
Kurulu’nun onayı gerekiyor.”
|
|

Svat'a misilleme: 30
ölü

Pakistan'ın Lahor
kentinde emniyet
müdürlüğü ve
istihbarat servisi
binalarını hedef
alan saldırgan 30
kişinin ölümüne 250
kişinin de
yaralanmasına neden
oldu. Saldırının,
Taliban'a karşı Svat
Vadisi'ndeki
operasyona karşı
misilleme
olabileceği
belirtildi
Rusya'nın başkenti
Moskova'da, İslam
Kültür Merkezi'ni
ziyaret eden
Pakistan'ın eski
Devlet
Başkanı Pervez
Müşerref saldırı ile
ilgili olarak "Bu
patlamalar Taliban
tarafından yapılmış
olabilir. Çünkü
Pakistan askerleri
son günlerde Svat
vadisinde başarılı
operasyonlar
yapmıştı.
AncakTaliban
Pakistan için büyük
tehlike oluşturmuyor
çünkü bunları
destekleyenlerin
oranı son derece
düşük" diye konuştu.
Gerilimin her geçen
gün tırmandığı
Pakistan dün en
kanlı günlerinden
birini yaşadı. Lahor
kentinde, emniyet
müdürlüğü ve
istihbarat servisi
binalarını hedef
alan bombalı
saldırıda 30 kişi
öldü onlarca kişi
yaralandı. Yerel
hükümet yetkilisi
Secad Bhutta 250'den
fazla yaralı
bulunduğunu söyledi.
Bhutta, polis
merkezi ve Pakistan
istihbarat
servisinin binaları
arasındaki yolda
silahlı kişileri
taşıyan bir aracın
durduğunu,
istihbarat binasına
ateş açtıklarını,
güvenlik güçlerinin
de saldırganlara
karşı ateş açtığını,
daha sonra bomba
yüklü aracın infilak
etiğini anlattı.
SVAT'A MİSİLLEME
Bu arada kurtarma
görevlileri ölü
sayısının 35
civarında olduğunu,
El Arabiya televiz-
yonu da bir polis
yetkilisine
dayanarak en az 70
kişinin öldüğünü
belirtti, ancak bu
bilgiler
doğrulanmadı. Polis
merkezi ile
istihbarat binasının
ağır hasar gördüğü
saldırıda, bazı
binalarda da zarar
olduğu belirtildi.
Saldırının ardından
başlatılan kurtarma
çalışmalarıyla
birlikte askerlerin
çevrede güvenlik
önlemi aldığı
kaydedildi.
2 ZANLI GÖZALTINDA
Pakistan İçişleri
Bakanı Rahman Malik
de kanlı saldırının,
Afganistan
sınırındaki aşiret
bölgeleriyle Svat
vadisinde Taliban
üyelerine yönelik
operasyonlara karşı
bir misilleme
olabileceğini
açıkladı. Malik,
"Ülkeyi
istikrarsızlığa
sürük- lemek isteyen
Pakistan'ın
düşmanları Svat
vadisinde bozguna
uğratıldıktan sonra
buraya geliyorlar"
dedi. Saldırının
sorumluluğunu henüz
üstlenen olmadı,
ancak polis olayla
ilişkisi olduğu
saptanan 2 zanlıyı
gözaltına aldı.
|
|

Kadırov Alu
Alhanov'un kendisine
karşı suikast
hazırlığında
olduğunu söyledi
Kavkaz Center/
Mürted çetesinin
elebaşı Kadırov
yerel bir kukla
TV'ye verdiği
röportajında bu
kuklaların eski
resmi elebaşı olan
Alu Alhanov'un
kendisini öldürmek
istediğini söyledi.
Kadırov'a göre,
Alhanov kendisinin
fiziksel olarak
ortadan kaldırılması
için bir plan
organize etti ve
Gantamirov,
Yamadayev kardeşler
ve Movladi Baysarov
da bu işe dahil
oldu.
Kadırov, Alu
Alhanov'un kendisine
ihanet ettiğini
söylerek şikayetini
dile getirirken,
mürted çetesinin
şimdiki ele başının
"Alhanov'un
kendisini sonuna
kadar takip etmeye
hazır olduğu
düşüncesinde
olduğuna
inanılıyordu"
Kadırov'un özellikle
bugün niçin
Alhanov'a karşı bu
suçlamaları yaptığı
henüz net olarak
belli değil.
Moskova'daki bazı
kaynaklar,
Moskova'da ki bazı
kişilerin Kadırov'un
halen Medvedev'in
yaratıklarından
biriyle
değiştirebileceği
korkusu taşıdığına
inanıyorlar. Bu
yüzden, Moskova'daki
kaynaklar, Ruslan
Yamadayev'in
Medvedev'in
Kremlin'e geldikten
sonra Kadırov'un
yerine düşünüldüğü
için öldürüldüğüne
inanıyor.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
PKK'YA
AKP'DEN 5 MİLYAR DOLAR
SİGARA YASAĞI SADECE BAHANE!..
Kaçak Tütünün kilosu 100 Tl'ye
çıktı.


Sigara
yasağıyla, on binlerce esnafı mağdur eden, dükkanlarını kapattıran
AKP, PKK tekelinde olan sigara filtresi ve kaçak tütün ticaretine göz
yumuyor. Hemen hemen her semtte ve pazar yerlerinde, Kuzey Irak'tan
kaçak olarak getirilen sigara filtreleri ve kaçak tütünler serbestçe
satılabiliyor. Hatta Tütün, filtre ve kaçak sigara satan dükkanlar
maliyeye kayıtlı olarak faaliyetlerini sürdürüyorlar. Sitemizin yaptığı
araştırmalara göre; TEKEL'in depolarda bekleyen ve başına dert olan
tütünleri kıyarak Doğu ve Güneydoğululara ücretsiz verdiği ve bu
tütünlerin piyasaya kilosu 40-100 TL'den sürüldüğü iddiaları bile var. Sezai
Ensari'nin kurumun başına geldiği günden sonra, bu dedikodular ayyuka çıktı.
Piyasada mavi küf hastalığı taşıyan ve akciğer kanseri yapan hastalıklı
tütünler daha ucuz fiyata olduğu için çok kolay alıcı bulabiliyor.
Sitemiz Başyazarı ve Büyük Turan Partisi Kurucu Genel Başkanı Hakkı DEDELER
konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Sigara yasağını matah bir şeymiş
gibi uygulayan kamu görevlilerimiz mekan kapatıyorlar. Kendilerini İstanbul
Fatihi görüyorlar. Aynı deyyuslar,gözleri önünde satılan mavi küf taşıyan
tütünleri satan "Tütüncü" dükkanlarını görmezden geliyorlar. Ülkemizde her
yıl 1,5 milyar paket sigara tüketiliyor. Tütün ve filtre kaçakçısı PKK'nın
cebine her yıl AKP kanun zoruyla 5 milyar TL koyuyor. Bu rantın ne kadarı
AKP'nin cebine girer veya girmez bu benim araştırabileceğim bir mevzu değil"
dedi.
NOT: BU TÜR HABERLERİ
HÜKÜMET BESLEMESİ SİYONİST GÜDÜMLÜ TÜRKİYELİ BASININDA OKUYAMAZSINIZ!.. |
|
DAMAR
KURUTAN VAMPİRLER!..
DEPREM ALLAH'TAN MI
ABD'DEN Mİ?..
ÖLÜM-KALIMLA
MÜCADELE EDEN HAİTİ'Yİ ABD ASKERLERİ İŞGAL ETTİ. FRANSIZLAR 276 ÇOCUĞU ALIP GÖTÜRDÜ.
ORTALIKTA İSRAİL ORGAN MAFYASI DOLAŞIYOR
www.asilkan.org
ÖZEL HABER/ Depremin yerle bir
ettiği Haiti'yi, depremden daha korkutucu tehlikeler işgal
eti. Sanki
planlanmışçasına, depremden hemen sonra, tam teçhizatlı binlerce ABD
askerleri havaalanlarını kontrolleri altına aldılar. ABD askeri uçak ve
helikopterlerinin depremzedelere yardım değil, personellerine ihtiyaç
maddeleri indirdikleri gözlemlendi. Yine, ABD paraşütçü birliklerinin
depremden hemen sonra, Haiti Başkanlık sarayını işgal ettikleri ve
yağmaladıkları haberleri geliyor. Bütün bunlar olurken, Fransız misyonerleri
Haiti'de kol gezmeye başladılar. İlk etapta 276 kimsesiz kalan Haitili
çocuğu alıp götürmeyi planlayan Fransız Misyonerleri, kendilerini ayıplayan
diğer ülke insanlarına: "Biz daha sonra götürdüğümüz bu çocukları ülkelerine
geri getireceğiz" şeklinde yalan beyanlar veriyorlar. Son gelen haberler;
İsrailli organ mafyalarının deprem bölgelerinde kol gezdikleri,yaralıları
bayıltarak, organlarını çalıp götürdükleri şeklinde. Son Haiti depremi
akıllara şu soruyu getiriyor: "Haiti depremi Allah'tan mı, ABD'lilerden mi?
Bir nükleer deneme olmasın? Bazen paranoyaklar da haklı olabilir'.. |
|
*
סגן שר החוץ של ישראל אבא נדל לגיטימי עודדה את
היטלר! ...
* Deputy Minister of Israel Real legitimate father had encouraged Hitler!
...
* Stellvertretender Minister für Israel Real legitimen Vater hatte Hitler
ermutigt! ...
* نائب
رئيس وزراء إسرائيل ريال الأب الشرعي قد شجعت هتلر!...
* Заместитель министра Израиля Real законного отца призвали Гитлера! ...
 |
|
   |
|
SAHTE USAME'NİN BAŞINA 25 MİLYON DOLAR ÖDÜL KONDU... ALIN VE SAÇLAR
KOMÜNİST!..
ABD'nin
El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in muhtemel son haline dair yayımladığı
“yaşlandırılmış” çizim için, İspanyol komünist Birleşik Sol partisinin
lideri Gaspar Llamazares'in fotoğrafını kullanıldığı anlaşıldı. FBI'ın
sözcüsü haberi doğrularken, olaydan yeni haberi olan Llamazares ise
sorumluların ortaya çıkarılması için işlem yapılmasını istedi.
7 Ağustos 1998 tarihinde, Tanzanya ve Kenya
ABD Büyükelçileklerinin bombalanması, 225 kişinin ölmesine ve 5 bin
kişinin yaralanmasından sorumlu tutulan Üsame bin Muhammed Ladin'in FBİ
tarafından yeni digital fotoğrafları yayınlanarak, başına 25 milyon dolar
ödül kondu. 11 Eylül saldırılarından da sorumlu tutulan El Hac, el Mücahid
Ladin'in Tanzanya, Nairobi-Kenya'da olabileceği belirtiliyor.
Doğum Tarihi: 1.957, Doğum Yeri: Suudi Arabistan,Yükseklik:
6'4 "- 6'6" (193-198 cm), Ağırlık: £ 160 (71 kg),
Saç: Kahverengi, Gözler: Kahverengi, Cilt:
Zeytin, Cinsiyeti: Kötü, Uyruk: Suudi
Arabistan, Özellikleri: Tam sakal, bıyık; kamışı ile
yürüyor. Durum: Kaçak, Aliases: Üsame bin
Muhammed Bin Ladin, Şeyh Usame bin Ladin, Prens, Emir, Ebu Abdullah, Mujahid
Şeyh, Hac, Müdür |
|
|
|

Çin vahşetine bizimkiler ve dünya seyirci
kaldı...
196 Uygur Türk'ü
kurşuna dizildi
Çin
Yönetimi dünyaya adeta meydan okuyor. Çin'den bir katliam haberi daha geldi.
Çin yönetimi olaylardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur Türk'ünü kurşuna dizdi.
Uygur Türklerinin gösterisi ölümle sonuçlandı. Çin polisi sert müdahale
etti. Bin 500 kişi gözaltına alındı. Olayların sorumlusu olanlar da kurşuna
dizildi. Geçen ay bir fabrikada Çinlilere Uygur Türkleri arasında çıkan
kavganın ateşlediği olaylar sokağa taştı. Uygur Türkleri kavgada ölenlerle
ilgi soruşturma açılmasını talep etti. Ama Çin hükümeti olayı örtbas etmek
isteyince, Urumçi karıştı. Günler süren olaylar sonrasında Çin yönetimi
Urumçi'ye asker takviye etti. Urumçi'de ev ev baskınlar yapıldı, Uygur
Türkleri gözaltına alındı. Çin hükümeti olayların sorumlularının idam
edileceğini açıkladı. Ve o kararını önceki gün uyguladı. Tam 196 Uygur
Türk'ü kurşuna dizildi. Uygur Türklerinin nerede idam edildiği bilinmiyor.
Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değil. Bilinmeyen
sadece o değil. 600'den fazla kişiden de haber alınamıyor. Çin yönetimi
olayları kanlı şekilde bastırdı. Tam 196 Uygur Türkünü de idam etti. Adeta
dünyaya meydan okudu.
Bağımsız Doğu
Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar,"Bu işkencelere kim
dur diyecek"
İstiklal/ Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit
Avşar, 5 Temmuz’da başlayan yüzlerce Uygur Türkünün öldürüldüğü olayların
durmasının ardından şimdi hapse atılanlara yapılan insanlık dışı zulümlerin
başladığını belirtti. Avşar, “Aldığımız haberlere göre olayları çıkardığı
iddiasıyla yakalanan binlerce Uygur Türküne inanılmaz işkenceler yapılıyor.
İşkence sonrası insanlar kurşuna diziliyor. Son aldığımız habere göre bir
hapishanede tutulan 196 Türk kurşuna dizildi. Bu işkence ve vahşete dünya
seyirci kalmamalı” dedi.
İDRAR İÇİRİYORLAR
Avşar, Çinli asker ve polisler tarafından başlatılan insan avında yakalanan
binlerce Türk’se işkence uygulandığını belirterek, “Tutuklanan Uygur
Türklerine uygulanan işkenceleri insan duyunca bile kanı doyuyor. İnsanlara
karşılıklı idrarları içiriliyor, demirden yapılan özel kamçılarla insanların
vücudu lime lime edilene kadar dövülüyor ve üzerine tuz basılıyor. 21.
yüzyılda yapılan bu insanlık dışı devlet terörüne dur denmesi gerekir” diye
konuştu.
GARDİYAN BİLE DAYANAMADI
Doğu Türkistan da yapılan işkence ve zulüm şiddetinin insanın midesini
bulandıracak kadar aşırı olduğunu ifade eden Avşar, “Yapılan zulümleri görüp
dayanamayan bir gardiyanın intihar ettiği haberini de aldık, Çin hem
soykırım hem de dünya tarihinde az rastlanan bir insanlık ayıbı yapıyor”
dedi.
BM GÖREVE
Çinin yaptığı işkence zulümlerin biran önce bitirilmesi için Birleşmiş
Milletler ve insan hakları savunucusu kurumları göreve çağrılan Avşar, “Bu
işkenceler biran önce durdurulmalı ve BM gözlemcilerinin nezaretinde
yapılacak adil yargılama sonrası insanlar tutuklanmalı” diye konuştu.
|
|

Uygur Türkleri katlediliyor,
Gökbayrak'ı yasaklayan
Türkiye seyrediyor!..
www.asilkan.org
/ son dakika haber/
Çin'in kuzeybatısındaki
Sincan Uygur Özerk
Bölgesi'nin merkezi
Urumçi'de Çinliler ile Uygur
Türkleri arasında meydana
gelen çatışmalarda en az 140
kişi öldü. Olaylarda 828
kişinin de yaralandığı
belirtiliyor. Özerk bölge
polisi ölü sayısının 140'a,
yaralı sayısının 828'e
çıktığını açıkladı. 57

CESET SOKAKLARDAN TOPLANDI
Özerk bölge polis müdürü
Liu Yaohua, sokaklardan 57
ceset toplandığını,
diğerlerinin de hastanede
öldüğünü söyledi. 261
ARAÇ YAKILDI Çinli
yetkili düzenlenen basın
toplantısında, olaylarda
190'ı otobüs, en az 10 taksi
ve iki polis aracı olmak
üzere 261 motorlu taşıtın
yakıldığını söyledi.
YÜZLERCE KİŞİ GÖZALTINA
ALINDI Sabah saatlerinde
bazı araçlar yanmaya devam
ederken, ilk belirlemelere
göre 203 dükkan ve 14 ev
hasar gördü. Liu, onlarcası
elebaşı olmak üzere
olaylarla ilgili "yüzlerce
kişinin gözaltına
alındığını, olaylarda kilit
rol oynadığından
şüphelenilen 90 kişinin
arandığını" ifade etti.
Şehirde ana caddelerin yanı
sıra elektrik ve doğal gaz
şirketleri ile televizyon
istasyonu gibi önemli
yerlerde güvenlik önlemleri
artırıldı, komşu şehirlere
giriş çıkışta kontrol
noktaları oluşturuldu.
Vatandaşların, düzenin
sağlandığının açıklanmasına
rağmen halen kendilerini
güvende hissetmedikleri de
gelen haberler arasında.
UYGUR TÜRKLERİ'NE İŞGENCE
İÇİN GÖZALTI Bu arada
şüphelilerin sorgulanması
için komşu bölgelerden etnik
gruplara mensup 100'den
fazla yetkili Urumçi'ye
getirildi Hayatını
kaybedenlerin kimlikleri ve
nasıl öldükleri şeklinde
henüz ayrıntılı açıklama
yapılmadı. |
Dokka
Umarov Dağıstan'da Mücahidlerin başarısına cevap olarak
'öldürüldü'
Kavkaz Center/ Yayınlama zamanı: 9 Haziran 2009, 15:28
Kafkasya Emirliği Genel Temsilciliğinden (Vekalet) bir yetkili
Kavkaz Center'a Emir Dokka Ebu Osman hakkında çıkan yaralandı ve
öldürüldüğüne ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Ona
göre Dokka Umarov yaralanmadı, hayatta ve korumalarından hiç
kimse öldürülmedi. Dokka Umarov'ın "öldüğü", "cesedin
incelenmesiyle" "ölümünün teyit edileceği" söylentileri kurgusal
bir yaygara ve Mücahidler tarafından ortadan kaldırılan Dağıstan
İçişleri Çetesi Çetebaşı Magomedtagirov'un ölümün etkilerini
azaltmak için işgalcilerin bir "cevabı". 8 Haziran günü akşamı
işgal basın organları Emir Dokka Ebu Osman'ın 5 Haziran, Cuma
günü öldüğü yalanını açıkladıklarını hatırlatmak isteriz. Daha
önce Kadırov ve Delimhanov mürtedleri tarafından iddia edilen,
Emir Dokka Ebu Osman'ın yaralandığı ve korumalarından 4'ünün
öldürüldüğü haberini aynı günün akşamı Kafkasya Emirliği
komutanlığı yalanlamıştı.
Kavkaz Center tarafından alınan bir mesaj, Emir Dokka Ebu
Osman'ın sağ salim olduğu, yaralanmadığı ve Mücahidlere liderlik
yapmaya devam ettiği belirtilmişti. Ayrıca onun korumalarından
ölen ve yaralanan da yoktu.
Dokka Umarov'un bir önceki ölümü ile ilgili haber Yandex arama
motorunda bulunabilir:
"Doğum Tarihi - 13.04.1964
"Ölüm Tarihi- 27.03.2000
....27 Mart 2000 Çeçenya dağlarında, militanların komutanı Dokka
Umarov öldürüldü....17.06.06 strana.ru websitesi, Yandex işgal
basın organlarının bilgilerine dayanarak bildirdi.."
Bu bağlamda belirtmek isteriz ki Dokka Umarov'un ölümüyle ilgili
ilk rapor 8 Haziran günü "sarı" Infoks websitesi aracılığıyla
basına bildirildi.
"Kommersant " gazetesine "sızan" son bilgi ile eski ÇİC Dış
İşleri Bakanı Zakayev tarafından "operatif" yorumu, Dokka
Umarov'un öldüğünün teyidi 12 Haziran Rusya Günü olabileceği,
dolaylı olarak Vekalet temsilcisinin D.Umarov ölümüyle ilgili
haberler, Mücahidlerin Dağıstan mürtedlerinin üst düzey çete
liderlerinden biri olan Adilgerey Magomedtagirov'u ortadan
kaldırmasından sonra ortaya çıktığı düşüncesini doğruluyor.
Dokka Umarov'un "ölümü" haberi, Dağıstan İçişleri Çete başının
ortadan kaldırılmasının etkisini sanal olarak azaltabilecek
enformasyonsal manevra olarak yeni bir olay olarak
başlatılmıştır.
Bu yaygın olarak bilinen ve Rus gizli servisleri tarafından
yıllardır kullanılan "enformasyonal özel önlemler" standart
pratiğidir.
Bu arada, Zakayev Kommersant gazetesine "Eğer Dokka Umarov
gerçekten öldürüldüyse, bunun Kafkasya Emirliği'nin sonu
anlamına" geldiğini umut ettiğini açıkladı.
Bu bağlamda, Zakayev'in düşüncesinde, yeni emir "sözde Çeçen
Vahabistlerin ideologları İsa Umarov ve kardeşi Movladi
Udugov'un uzun bir süredir başarmak için çalıştıkları, uluslar
arası "El-Kaide" ağı içine yer altı silahlı yapının resmi
girişini deklare edebilir" |
|

Çin
Katliamı Devam Ediyor Altı Uygur'a İdam cezası verildi
İstiklal / Urumçi'de meydana gelen olaylar nedeniyle Çin mahkemesi altı
kişiyi cinayet ve diğer suçlardan idama mahkûm etti.
Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'de Temmuz ayında meydana gelen olaylar
nedeniyle Çin Mahkemesi altı kişiyi cinayet ve diğer suçlardan idama mahkûm
etti.
Çin Mahkemesi tarafından Abdülkerim Abdülvahit, Geni Yusuf, Abdullah
Mettohti, Adil Rozi, Nureli Vuşiıar ve Alim Metyusuf adlı Uygur Türklerini
ölüm cezasına mahkum etti. Tahirejan Abulimit adlı kişi ise suçunu Kabul
ettiği ve Çin makamlarına yardımcı olarak Alim Metyusuf'u yakalattığı için
ölüm cezası yerine ömür boyu hapse mahküm edildi. 1400 kişinin yargılanması
gruplar halinde devam ediyor.
Uygur Türkleri ile Han Çinlileri arasında temmuz başında çıkan olaylarda
yaklaşık 200 kişi ölmüş, 2 bin kişi de yaralanmıştı.
Urumçi'deki huzursuzluğu, Çin'in bir başka bölgesindeki Guangdong
vilayetinde yer alan bir oyuncak fabrikasında çıkan bir kavganın tetiklediği
haber verilmişti. Bu olaylarda iki Uygurun öldüğü, 14 Uygurun da ciddi
şekilde yaralandığı bildirilmişti.
5 Temmuz'da Urumçi'deki Uygur toplumunca Guangdong'daki olaylarda Uygurların
ölmesini protesto amacıyla başlayan gösteriler şiddet olaylarına dönüşmüştü.
Olaylarda en az 197 kişinin öldüğü, 1,700 kişinin de yaralandığı haber
verilmişti.
Hükümet, ölenlerin çoğunluğunun Han Çinlileri olduğunu açıklarken,
sürgündeki eylem grubu Dünya Uygur Kongresi, olaylarda çok sayıda Uygur'un
da öldüğünü söylemişti. |
|
Törenle
kilise açan, vatanımızı "gavuristan'a" çeviren mevzuatımızın imanı çınlasın!...
İsviçre sadece 4 Minareye tahammül edemedi.
Bunlar laik
değil, Osmanlı köteğine layık!..
Sadece 4 minarenin bulunduğu İsviçre’de yeni minare yapımı halkın yüzde
57.5’lik desteğiyle yasaklandı. Konfederasyonu oluşturan 26 kantondan sadece
4’ü referandumda yasağa karşı çıktı. İsviçre’de yeni minare yapımına yasak
getirilip getirilmeyeceğine karar vermek amacıyla düzenlenen referandumdan
“Evet” kararı çıktı. Seçmenin yüzde 57.5’i yasağa destek verirken,
konfederasyonu oluşturan 26 kantondan sadece dördü bu yasağa karşı çıktı. 22
kanton yasağa evet derken, Basel, Cenevre, Vaud ve Neuchatel “hayır” dedi.
Ülkenin ırkçı partileri İsviçre Halk Partisi ile Federal Demokratik
Birlik’in 100 bin imza toplayarak organize ettiği referandum öncesinde
yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 53’ünün yasağa karşı çıkacağını
gösteriyordu. Bu nedenle “Evet” oyu şok etkisi yarattı. Anayasaya girecek
olan yasağa baştan beri karşı çıkan Yeşiller, sonucu AİHM’e taşıyacak.
İsviçre Hükümeti ve parlamentosu, İsviçre anayasasına, dini özgürlüklere ve
ülkenin hoşgörü geleneğine aykırı olduğunu bildirdiği girişimi reddettiğini
bildirmişti. İş çevreleri de, yasak halinde, zengin Müslümanların ekonomik
protestolarıyla karşılaşmaktan kaygı duyuyor. İsviçre bankalarına para
yatıran, bu ülkenin lüks mallarını satın alan ve tatil yörelerine gelen
zengin Müslümanların protestolarının, ülke ekonomisi için felaket olacağı
uyarısı yapılıyor. Bazı yerel yetkililer ve insan hakları kuruluşları da
referandum kampanyasında rencide edici pankartlar kullanılmasını kınadı. BM
insan hakları izleme organı da kaygılarını dile getirmişti. |
|
|

Türkiye’nin
Kabul
Etmediği
Türkler;
6
Uygur
hiç
görmedikleri
bir
ülkede
yaşayacak
Guantanamo`da
suçsuz
yere
tutulan
Uygurlar
bundan
böyle
hayatlarında
hiç
görmedikleri
bir
ülkede
yaşayacaklar.
ABD`nin
Guantanamo
üssünde
tutulan
Uygur
tutsaklardan
6`sı
Pasifik`teki
ada
ülkesi
Palau`ya
götürüldü.Uygurlar
bundan
sonra
hayatlarını
başkent
Koror`da
sürdürecek.
20
bin
kişinin
yaşadığı
Palau,
bu
yılın
başında
Guantanamo`daki
Uygurları
kabul
etmeye
hazır
olduğunu
bildirmişti.
ABD
Başkanı
Barack
Obama`nın
yönetimi,
Çin`in
iade
edilmesini
istediği
Uygurları,
işkenceye
maruz
kalacakları
gerekçesiyle
iade
etmeyeceğini,
bu
kişilerin
kabul
edilecekleri
ülkelere
gönderileceğini
belirtmişti.Washington,
tutsakların
ABD`ye
getirilmesine
ise
sıcak
bakmıyor.02.11.2009
Dünya
Bülteni
Altı
Uygur'un
Serbest
Bırakılması
Çin'i
Kızdırdı
Çin
Guantanamo
hapishanesinden
serbest
bırakılan
altı
Uygur'un
Palau
Adası'na
yerleştirilmesinden
büyük
rahatsızlık
duyduğunu
açıkladı.
Çin
altı
Uygur'un
terörist
zanlısı
olduklarını
ve
kendilerine
teslim
edilmesi
gerektiğini
öne
sürdü.
Bu
arada
Amerika
Dışişleri
Bakanlığı
Sözcüsü
Ian
Kelly
altı
Uygur'un
ülkeye
yerleşmesini
kabul
eden
Palau
hükümetine
teşekkür
etti.
Amerikalı
sözcü
Küba
adasındaki
Amerikan
askeri
üssünde
yer
alan
hapishanenin
kapatılması
yönünde
önemli
bir
adımın
atıldığını
da
kaydetti.
Başkan
Obama
iktidara
geldikten
hemen
sonra,
Guantanamo
hapishanesini
bir
yıl
içinde
kapatma
kararı
almıştı.
Amerika,
suçsuzlukları
ortaya
çıkan
Uygurlar'ın
Çin'e
gönderilmeleri
durumunda,
cezalandırılmalarından
korkuyordu.
03.11.2009-VOA |
|

NATO
Rusya'yı
Viyana
yükümlülüklerini
ihlal
etmekle
suçladı
NATO
sözcüsü
James
Appathurai
Çarşamba
günü
geçenlerde
yapılan
Rus-Belarus
geniş
çaplı
askeri
tatbikatları
"Zapad
(Batı)
2009"
hakkında
kaygılarını
dile
getirdi.
O'nun
söylediği
gibi,
İttifakın
büyükelçi
düzeyindeki
28
ülke
üyesinin
bulunduğu
NATO
Konseyi
Salı
günü
Brüksel'de
yaptığı
toplantıda,
özellikle,
"Soğuk
Savaş'tan
beri
en
büyük
tatbikat"
olacak
şekilde
tatbikatların
genişliği
ve
tatbikatları
gözlemlemek
için
NATO'dan
gözlemci
davet
edilmemesini
Viyana
yükümlülüklerinin
bir
ihlali
olarak
gördüklerini
ve
bu
konudaki
kaygılarını
dile
getirdiler.
Appathurai'nin
atıfta
bulunduğu
Viyana
Belgesi
(askeri
tehlikeyi
azaltma
tedbirleri
ve
Avrupa'da
güven
inşası
üzerine)
1999
yılında
AGİT'in
55
katılımcı
devleti
tarafından
imzalandı.
Bu
belge
büyük
çaplı
askeri
tatbikatlar
üzerine
bilgi
değişimini
sağlar.
Buna
ilaveten,
Appathurai
Rus-Belarus
doktrini
senaryosunun
Rusya'nın
Batı'dan
gelen
bir
saldırıya
karşı
olmasıyla
ilgili
olarak
NATO
müttefiklerinin
endişelerini
dile
getirdiğini
söyledi.
Appathurai
NATO'nun
tatbikatlar
hakkında
ve
tatbikatların
NATO-Rusya
ilişkilerine
muhtemel
etkisi
hakkında
tartışmaya
devam
edeceğini
ve
gelişme
aşamasında
olduğunu
söyledi.
O,
İttifak'ın
Rusya
tarafından
doktrinler
hakkında
Rusya'dan
ek
açıklamalar
isteyebileceğini
ihmal
dışı
bırakmadı.
Tatbikatların
Rusya
ve
Belarus'a
komşu
bir
dizi
ülkelerde
endişe
yarattığını
hatırlatmak
isteriz.
Bu
nedenle,
Polonya
Dışişleri
Bakanı
Radoslaw
Sikorski
Polonya
sınırı
yakınında
ki
Rusya-Belarus
askeri
tatbikatlarına
NATO'nun
dikkatini
çekmeye
çağırdı.
Sikorski
bu
konu
hakkında
NATO
Genel
Sekreteri
Anders
Fogh
Rasmussen'e
bir
mektup
yazdığını
söyledi.
Buna
ilaveten,
Sikorski
"Rus
saldırganlığına"
karşı
korumak
için
Polonya'ya
ABD
silahlı
birliklerini
yerleştirmesi
için
ABD'ne
çağrıda
bulundu.
Letonya
Savunma
Bakanı
gazetecilere
verdiği
demeçte,
Rusya
ve
Belarus'un
Baltık
Devletlerine,
NATO
üyesi
olan
devletlere
karşı
bir
saldırı
sahnelediğini
söyledi.
Önümüzdeki
senenin
yazında
Letonya'nın,
bu
sene
Eylül
ayında
yapılan
Zapad-2009
Rusya-Belarus
doktrinine
bir
cevap
olarak
kendi
topraklarında
geniş
çaplı
bir
askeri
tatbikat
yapacağı
Baltık
cumhuriyeti
Savunma
Bakanı
Imants
Legis'e
dayandırılarak
Cumhuriyetin
Kanal
TV3
televizyonunda
söylendi.
Estonya
Cumhurbaşkanı
Hendrik
Ilves'te
Batıya
Rusya'nın
hareketleri
konusunda
dikkatli
olmaya
çağırdı.
Ve
aynı
bölgede
NATO
birlikleri
tarafından
bir
kara
tatbikatı
yapılmasını
önerdi.
|
|

Mürtedlerin
çetebaşı
başka
bir
pişmanlık
yayını
organize
etti
Kavkaz
Center/
Mürtedlerin
çetebaşı
Kadırov
"Londra'da
yaşamakta
olan
Ahmet
Zakayev'in
Rus
birliklerine
karşı
olan
savaşa
doğrudan
katılmadığını
ve
dolayısıyla
her
hangi
bir
zamanda
dönebileceğini"
söyledi.
Kadırov
bu
açıklamayı
Cuma
gecesi
yerel
kukla
TV
de
canlı
yayında
yaptı.
Programa
ayrıca
son
zamanlarda
Avrupa'dan
Çeçenya'ya
dönüş
yapanlarında
dâhil
olduğu,
Rus
safına
geçen
eski
Çeçenistan
İçkerya
Cumhuriyeti
hükümeti
ve
parlamentosu
üyeleri
de
katıldı.
Bu
haberi
bildiren
RIA-News,
Zakayev'in
geri
dönme
olasılığıyla
ilgili
olarak,
Kadırov
tarafından
yapılan
ilk
açıklama
olmadığını
gösterdiğini
belirtti.
Kadırov
"Zakayev
savaşmadı.
O
mesleğinin
bir
temsilcisi
olarak
bir
aktördür;
O
ustaca
bir
savaşçı
taklidi
yapıyor,
güzel
konuşarak
ve
onun
daha
geniş
kapsamdaki
muhabbetiyle
bir
görüş
meydana
getirdi.
O,
kendisinin
cumhuriyete
dönmesine
mani
olacak
hiçbir
suç
işlemedi
ve
onun
böyle
yapabileceğini-
Londra'dan
ana
vatanına
dönerek
Çeçenya'da
yaşayacağını
düşünüyorum"
dedi.
Bundan
başka,
o
Zakayev'in
"bir
Müslüman
ve
bir
Çeçen
olarak
böyle
yapacağından"
emin
olduğunu
da
söyledi.
Kadırov
"Zakayev
kendisini
"sürgündeki
hükümetin
başkanı"
olarak
adlandırıyor,
bu
nedenle
de
kendi
konumunun
tüm
saçmalıklarının
mükemmel
bir
şekilde
farkında
ve
bunun
arkasında
hiçbir
şeyin
olmadığını
anlıyor"
dedi.
Kadırov
"her
ne
kadar
neyin
propagandasını
yaptıklarına
bir
saniye
bile
inanmasalar
da
İçkerya'nın
bazı
liderlerinin
uzun
yıllar
boyunca
yanlış
bir
ideolojiyle,
Gazavata
çağırarak
halkı
kandırdıklarını"
söyledi.
Mürted
Kadırov,
"neden
ozaman
İçkerya'nın
baş
ideologu
Movladi
Udugov
ve
oğulları
Gazavata
katılmıyor?
Ya
da
aynı
misalde
ki
Mashadov'un
oğlu?
Ama
bunun
yerine,
onlar
yurt
dışında
rahat
içinde
yaşamaktalar,
diğerlerini
de
militanların
saflarına
gitmeleri
için
çağırıyorlar
ve
bir
parça
bile
pişmanlık
duymadan
diğer
insanlardan
çocuklarını
kurban
etmelerini
istiyorlar"
diyerek
kızgınlığını
dile
getirdi.
4
saatten
fazla
süren
televizyon
yayınının
"solisti"
olan
Kadırov,
programı
"90'ların
olaylarına"adadı.
Bu
zamanların
mensupları
"Çeçenya
tarihindeki
bu
dönemi
kınadı"
ve
"böylesi
olaylara
katıldıkları
için
kendi
pişmanlıklarını
dile
getirerek,
ideolojilerinin
yanlış
olduğunu"
kabul
ettiler.
Bugün,
pişman
olup
tövbe
eden
televizyon
yayınına
katılan
"İçkeryacılar",
kukla
Kadırov
rejiminin
farklı
birimlerinde
çalışıyorlar.
RIA-News,
daha
önce
uluslararası
ilişkilerde
Kremlin'in
özel
temsilcisi
olan
Anatoli
Safanov'un
Zakayev'le
ilgili
olarak
"Rus
adaletinden
kaçarak
yurtdışında
saklanıyor,
belki
affedilebilir
ancak
masumiyetini
mahkemede
ispat
etmek
şartıyla"
dediğini
hatırlatıyor.
Bu
bağlamda
okuyucularımıza
şunu
hatırlatmak
isteriz,
Kadırov,
bu
Çeçenistan
İçkerya
parlamentosu
ve
hükümeti
eski
üyelerini,
halka
pişmanlıklarını
dile
getirmeleri
ve
İçkerya'nın
bağımsızlığı
dönemini
kınamaları
için
örnek
televizyon
gösterilerini
ilk
defa
organize
etmiyor.
Birkaç
ay
önce
5
saat
uzunluğunda
bir
canlı
yayın,
yerel
kukla
TV
kanalında
yayınlanmıştı,
o
yayını
da
ayrıca
mürtedlerin
elebaşı
sunmuştu.
Program
boyunca,
Kadırov
eski
"İçkeryacılar"
arasında
programa
katılanları
pişman
olduklarını
halka
söylemeye
zorlayarak
gücendirdi
ve
küçük
düşürdü,
kendiside
canlı
yayında
küfürler
ederek
Mücahid
ve
liderlerini
azarladı.
Bunun
sonucu
olarak
bazı
yorumcu
ve
analistlere
göre,
katılımcıların
halka
karşı
kendi
kendilerini
aşağılamalarının
bulunduğu
böyle
"pişmanlıkla
ilgili
televizyon
yayınları"yla
ilgili
olarak
bu
durumun
Kadırov'un
psikolojik
belirsizliği
göstermekte
olduğunu,
Kadırov'un
ne
pahasına
olursa
olsun
İçkerya
liderlerinin
şimdiki
hainlerden
daha
iyi
olmadığını
ispat
etmeye
çalıştığı
şekilde
yorumlar
yaptıklarını
hatırlatmak
isteriz.
Her
küçük
diktatör
gibi,
Kadırov
mürtedi
de
kendi
çevresinden
hizmetçilerini
aşağılayarak
yapabileceği
bir
şekilde
sürekli
olarak
kendisine
olan
sadakatini
yeniden
doğrulamalarına
ihtiyacı
var.
Kadırov'un
durumu
onun
tamamen
Moskova'da
ki
efendilerine
bağlı
olduğu
gerçeğiyle
kötüleşmiş.
Bu
yüzden,
Çeçenistan
devlet
başkan
Mashadov'un
İçkerya'yı
Rusya'nın
bir
parçası
olarak
görünürde
önerdiğini
anlatan
icat
edilen
hikâye
ve
karşıtlarına
(Mücahidler)
sürekli
kötü
küfürler
ederek
aşağılamaları
gibi
davranışların
uygulanmasına
Çeçen
toplumu
içinde
her
zaman,
düşmanları
tarafından
yetki
verilen
yalnız
kölelerin
kendi
kendilerine
yapmalarına
izin
verilirdi.
|
|

SOYKIRIMDAN DA BETER;
“Meds Yeghern” -
'Büyük
Vahşet'
ABD
Başkanı Barack Obama, Ermeni
diasporasının bütün
baskılarına rağmen 1915
olayları hakkında 'Soykırım'
kelimesini telaffuz etmedi,
bunun yerine 'Büyük Felaket'
deyimini kullandı. ABD
Başkanı Barack Obama, 24
Nisan başkanlık
açıklamasında, 1915 Ermeni
olayları için “soykırım”
nitelemesini kullanmadı.
Obama, 1915 Ermeni olayları
anma gününde yayımladığı
açıklamada, “94 yıl önce,
20. yüzyılın en büyük
katliamlarından biri
başladı. Her yıl, Osmanlı
İmparatorluğu'nun son
günlerinde 1.5 milyon
Ermeni'nin katledilmesi veya
ölüme yürümesini anıyoruz”
dedi.
Obama, soykırım sözünü
kullanmadı ve Türkçe'ye
“büyük felaket” olarak
çevrilen Ermenice “Meds
Yeghern” sözüne yer verdi.
Barack Obama, “Ermeni halkı
bizim kalplerimizde yaşadığı
gibi, 'büyük felaket' de,
bizim anılarımızda yaşamalı”
diye konuştu.
“Tarihin, çözülmedikçe ağır
bir yük olabileceğini” ifade
eden ABD Başkanı,
açıklamasında, “1915'in
korkunç olaylarının
insanoğlunun kendi türüne
insani olmayan tutumunun
karanlık olasılığını
hatırlattığını ve geçmişi
gözden geçirmenin uzlaşma
yönünde kuvvetli bir vaadi
de içinde barındırdığını”
bildirdi.
MÜTABAKATA DESTEK
ABD Başkanı, kendi
ilgisinin, “gerçeklerin tam,
samimi ve adil” olarak
ortaya çıkarılmasında
olduğunu kaydetti. Obama,
Ermeni ve Türk halkları
açısında bu yönde ilerlemek
için en iyi yolun şimdi,
ileriye gidebilme
çabalarının bir parçası
olarak, geçmişin
gerçeklerine yanıt vermek
olduğunu da dile getirdi.
Obama, “Türk ve Ermeni
halklarının, bu acılı tarih
üzerinde dürüst, açık ve
yapıcı bir biçimde
çalışılması çabalarını
kuvvetle destekliyorum.
Ermeniler ve Türkler
arasında ve Türkiye içinde
cesur ve önemli diyaloglar
gerçekleştiriliyor. Aynı
zamanda Türkiye ile
Ermenistan'ın ikili
ilişkilerini normalleştirme
çabalarını kuvvetle
destekliyorum” dedi.
ABD Başkanı, İsviçre'nin
gözetimi altında iki
hükümetin, bir çerçeve ve
ilişkilerin
normalleştirilmesine yönelik
yol haritasında
anlaştıklarını belirterek,
“Bu ilerlemeyi takdir
ediyorum ve iki hükümete de
sözlerini yerine getirmeleri
çağrısında bulunuyorum”
ifadesini kullandı.
Obama, “Ermenistan ve
Türkiye birlikte barışçı,
üretken ve refah içinde bir
ilişki kurabilir. Ve
birlikte, Ermeni ve Türk
halkları, kendi ortak
tarihlerini kabul edip,
ortak insanlıklarını kabul
ettikleri zaman daha güçlü
olacaklardır. Hiçbir şey,
'büyük felaket' ile
kaybedilenleri geri
getiremez” dedi. |
|
GÜNEY AZERBAYCAN NERESİ
BİLİR MİSİN SEN ACABA
KOCAMAYER!
ÇİLE ÇEKEN 35 MİLYON TÜRK
UMURUNDA MI? - FARS
ŞOVENİSTLERİNİN ASTIĞI,
ZİNDANLARA ATTIĞI TÜRK KANI
TAŞIYANLAR UMURUNDA MI?
TÜRK DÜŞMANI ERMENİLERLE,
YAHUDİLERLE, FARS
ŞOVENİSTLERİYLE DOSTLUK
KURMAK MODA OLDU... ERBAKAN
DA MODAYA UYDU...

Üst
düzey ağırlama
Bir haftadır İran'da
temaslarını sürdüren eski
Başbakan Erbakan, İran
Cumhurbaşkanı Mahmud
Ahmedinejad ile görüştü.
Erbakan, eski
Cumuhurbaşkanları Rafsancani
ve Hatemi ile de görüşmüştü.
Siyaset yasağı kalkıtıktan
sonra ilk yurt dışı
ziyaretini İran'a
gerçekleştiren ve bir
haftadır bu ülkede çeşitli
temazlarda bulunan eski
Başbakanlardan Necmettin
Erbakan, İran Cumhurbaşkanı
Mahmud Ahmedinejad ile
görüştü. Erbakan, İran'daki
temasları çerçevesinde dün
Cumhurbaşkanı Ahmedinejad
ile Cumhurbaşkanlığı
sarayında bir araya geldi.
Basın mensuplarının görüntü
almasının ardından Erbakan-Ahmedinejad
görüşmesinin basına kapalı
devam ettiği belirtildi. Kum
kentinde de temaslarda
bulunan Erbakan, Uzmanlar
Meclisi ve Düzenin Yararını
Teşhis Konseyi Başkanı
Ayetullah Ali Ekber Haşimi
Rafsancani, eski
Cumhurbaşkanı Muhammed
Hatemi, Dışişleri Bakanı
Menuçehr Mutteki, Meclis
Başkanı Ali Laricani, Yargı
Erki Başkanı Ayetullah
Mahmud Haşimi Şahrudi ile de
ayrı ayrı bir araya
gelmişti. Erbakan'ın ayrıca
bazı üniversite ve sivil
toplum kuruluşlarının
temsilcileriyle bir araya
geldiği bildirildi. |
|
Evlad-ı Fatihan kimlere emanet?
Kosova'daki Osmanlı Eserlerini Avrupalı
Kurumlar Restore Ediyor

Türkiye
Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı
Başaran Ulusoy Eski Rum evlerini restore
ededursun:
Kosova'daki Osmanlı
eserlerinin birçoğu Batı devletlerinin
desteği ile onarım ve koruma altına alınıp,
onların hizmetine de sunuluyor. Başkent
Priştine'deki Osmanlı döneminden kalma şehir
hamamı, Avrupa Kültür Merkezi tarafından
restore ediliyor.
Restorasyon çalışmalarından
sonra hamam, Avrupa Kültür Merkezini'nin
Kosova Ofisi olarak kullanılacak. Prizren'de
Bayraklı Camii olarak bilinen Mehmet Paşa
Camiinin avlusundaki Osmanlı kütüphanesi ve
kütüphane içindeki binin üzerinde el yazmalı
eser ve 450 yıllık Kuran'ı Kerim Amerika
Birleşik Devletleri'nin koruması ve denetimi
altında. |
|
|
|

Dubai dünya
piyasaları sallandı
Kavkaz Center/ Körfez'in yükselen güneşi Dubai'de
işler yolunda değil. Hükümetin sahip olduğu yatırım
şirketi 59 milyar dolarlık borçlarının ödemesinin
ertelenmesini isteyince emirliğin iflasın eşiğinde
olduğu konuşulmaya başlandı. Birleşik Arap
Emirlikleri'nin (BAE) parlayan emirliği Dubai,
krizin pençesinde zor günler geçiriyor. Bir zamanlar
alışverişin milli spor olarak kabul edildiği, ancak
geçen yıldan bu yana bir türlü belini doğrultamayan
Dubai'den perşembe günü gelen bir haber yaraların
daha da derinleşeceğine işaret etti. Dubai'nin hızla
kalkınmasındaki itici güç olan, hükümetin sahibi
olduğu yatırım şirketi Dubai World, borç geri
ödemelerinin altı ay ertelenmesini talep etti.
Alacaklılarına 59 milyar dolar borcu bulunan şirket,
bu borcun geri ödemelerinin gelecek yılın mayıs
ayına dek ertelenmesini istiyor. Dubai World'ün yan
kuruluşu olan ve Dubai'deki palmiye adası Palm
Jumeriah'ı da inşa eden emlak geliştirme şirketi
Nakheel de aynı şekilde borçlarının ertelenmesini
talep etti. Nakheel, mayıs ayı başında BAE'den 5
milyar dolar yardım almış, şirket, yardımı devlete
bağlı şirketlere olan borçlarını ödeyebilmek için
aldığını belirtmişti.
Şirketlerin notu tehlikede
Bu arada, kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor's
da, son gelişmenin ardından Dubai hükümetiyle
bağlantılı şirketlerin kredi notunu düşüreceğini
duyurdu. Dünyanın önde gelen denetim şirketlerinden
Deloitte'tan mali alanda yeniden yapılanma desteği
istemeye hazırlanan Dubai World'ün içine düştüğü bu
durum Dubai'nin ekonomik sağlığının da bir kez daha
masaya yatırılmasına neden oldu.
Emlak geliştirme şirketi Nakheel'in 14 Aralık'ta
vadesi gelen 3.5 milyar dolarlık İslami tahvili (sukuk)
ve 13 Mayıs 2010'da ödemesi gereken 980 milyon
dolarlık borcu bulunuyor. Dubai World'e ait olan bir
diğer emlak geliştirme şirketi Limitless'ın da 1.2
milyar dolar değerinde tahvilinin vadesi 31 Mart
2010'da dolacak. Dubai World'den yapılan borç
erteleme açıklamasının ardından Dubai'nin 5 yıllık
CDS'leri 450 puana kadar yükseldi. Yani emirliğin
iflas riski hızla artıyor. Reuters'a konuşan Gulf
Research Centre Ekonomi programı Yöneticisi Eckhart
Woertz, piyasanın 3.5 milyar dolarlık sukuk
ödemesinin zamanında yapılmasını beklediğini, bunun
gerçekleşmemesi durumunda Dubai World ve Nakheel'e
olan güvenin sarsılacağını belirtti.
Körfez genelinde endişe hakim
BAE, Dubai'de geçen yıldan bu yana süren kriz
ortamına kayıtsız kalmamış, emirliğe mali destek
vermeye, Dubai'nin devlet harcamasını kısmasından
sonra, bankalarına ve finans sektörüne yardım
yapmaya başlamıştı. BAE'nin finanse ettiği bu 20
milyar dolarlık kurtarma planı 37 yıllık ülkenin
tarihinde bir ilkin yaşanmasına neden olmuştu.
Öte yandan, aslında Körfez bölgesinin tek sıkıntıda
olan yeri Dubai değil. Dubai World'ün çarşamba günü
yaptığı açıklama Körfez'deki tüm ülkelerde yatırımcı
güvenini derinden sarstı. Abu Dhabi, Suudi Arabistan
ve Katar'da da CDS'ler yükseldi. Suudi Arabistan'da
bu yıl Saad ve Algosaibi gruplarının 22 milyar
dolarlık borçlarını yeniden yapılandırmaları zaten
yatırımcı güvenini zedelemişti. Rekor seviyelerdeki
petrol fiyatlarından gelen trilyonlarca dolarlık
döviz rezervlerini gelişmiş piyasalarda ucuz hisse
avına yönlendiren Körfez bölgesi ülkelerine ait
servet yatırım fonları da diken üzerinde duruyor.
Bölgede emlak sektöründe ABD tipi bir çöküş
yaşanacağı endişesi bir süredir varlığını
sürdürüyor. Hatta Dubai ve Abu Dabi başta olmak
üzere pek çok yerde emlak fiyatlarında yaşanan hızlı
düşüş endişeleri körüklüyor. Bölgede perakende
satışlarda da düşüşler yaşandığı gelen haberler
arasında.
BATMASINA İZİN VERİLMEZ
Küresel krizden ciddi anlamda etkilenen Dubai'nin
iflasın eşiğine gelmesinde en büyük etken ekonominin
büyüme konusunda borç mekanizması üzerine kurulu
olması nedeniyle küresel likiditeye sıkı sıkıya
bağlı olması oldu. Bir diğer neden ise ülkede emlak
arzının bolluğu ve kriz nedeniyle bu gayrımenkullere
alıcı bulunamamasıydı. Yıl sonuna kadar ödemesi
gereken toplam 20 milyar dolar borcu olan Dubai'nin
altı yıllık hızlı kalkınma süreci "Dubai modeli"
olarak literatüre geçmiş ve pek çok ülke tarafından
örnek alınmaya başlamıştı. Ancak krizde bu hızlı
kalkınma süreci ciddi bir sekteye uğradı. Pek çok
uzmana göre Dubai, yabancı sermaye ve dev inşaat
projelerine dayanan gösterişli büyüme modelinin
bedelini ödüyor. Ancak BAE'nin en gözde
emirliklerinden olan Dubai'nin batmasına kolay kolay
izin verilmeyecek gibi görünüyor. Borç stoğu 80
milyar doları aşan ve gayri safi yurtiçi hasılasının
yüzde 14'üne denk gelen Dubai'nin düze çıkmak için
ekonomik anlamda ayakları daha fazla yere basan bir
emirlik olan Abu Dabi'den yardım istemesi
bekleniyor.
Kaynak: Ajanslar |
|

KOSOVA NİYE
BAĞIMSIZ OLMALI?
Avrupa'nın ortasında tüm Slav halkları kendi
devletlerini kurmuşken, Kosova'nın maksimum otonomi
karşılığında Sırbistan egemenliğinde kalmasını
sağlayacak bir çözüm uzun ömürlü olmaz. Bize bir
daha kimse dokunamayacak.' 1987 yılında bu sözlerle
sesleniyordu Slobodan Miloşeviç Kosova Savaşı'nın
yapıldığı Gazimestan'da toplanan binlerce Sırp'a.
İki yıl sonra aynı meydanda, Kosova Savaşı'nın
600'üncü yıl dönümünde, 'Sırplar olarak
birleşmeliyiz, Osmanlı bizden daha güçlü olduğu için
değil, bizim içimizdeki ayrılıklar yüzünden savaşı
kaybettik' diyordu. Miloşeviç Kosova Arnavutlarının
özerkliğini kaldırırken Sırpları birleştirdiğini
düşünüyor ancak Yugoslavya'yı parçalıyordu. Onun
Kosova'da ateşlediği Sırp milliyetçiliğinin
Yugoslavya'yı oluşturan halklar için çok ağır
sonuçları oldu. Bosna, Hırvatistan ve Kosova'da
çıkan savaşlarda yüz binlerce insan hayatını
kaybetti, göçe zorlandı.
Kosova Meydanı 1911 yılında tarihi bir buluşmaya
daha tanıklık etti. Dönemin padişahı Mehmet Reşat
artan Sırp, Bulgar ve Makedon milliyetçi akımlarına
karşı Osmanlı'nın Balkan topraklarını kapsayan
gezisinin en önemli durağı Kosova'da on binlerce
kişi tarafından karşılandı. Mehmet Reşat, savaş
meydanında hayatını kaybeden tek Osmanlı padişahı
Sultan Murat'ın türbesinde 16 Haziran 1911'de on
binlerce Arnavutla birlikte Cuma namazını kıldı.
Ancak bu tablo ertesi yıl çıkan Balkan Savaşları
sonunda tarihe karıştı. 500 yıldan fazla Osmanlı
idaresinde kalan Kosova Sırbistan egemenliğine
girdi.
OSMANLI'DAN BUGÜNE
Kosova'nın bağımsızlığa giden sürecini ve 1990'ların
sonunda yaşanan savaşı anlayabilmek için Osmanlı
idaresinin sona ermesiyle başlayan ve Yugoslavya'nın
dağılmasına kadar süren 80 yıllık tarihini yakından
analiz etmek gerekiyor. Bu dönem Post-Emperyal
(imparatorluk sonrası) ve post-kolonyal
(sömürgeleşme sonrası) olarak ikiye ayrılmaktadır.
Sırp milliyetçiliği Kosova Savaşı'nı, Osmanlı ve
dolayısıyla Türk karşıtlığını kendisine temel
dayanak noktası almıştır. Sırp Krallığı'nın sona
erdiği 1389 yılındaki Kosova Savaşı'nı adeta
destanlaştıran milliyetçi söylem içinde Kosova
'kutsal topraklar' olarak tanımlanıyordu. Sırbistan
Balkan Savaşları sonunda Kosova'yı ele geçirince
milliyetçi ütopya gerçek oldu. Öyle ki, dönemin
Sırbistan Kralı Peter 1913 yılında Kosova'ya giderek
Osmanlı'dan intikam alınmasını simgeleyen devasa
boyutlarda bir mumu savaş meydanında yaktı.
Sırplar zafer duygusunun yanında o zamana kadar
hesap etmedikleri bir gerçeklikle karşı karşıya
kaldılar: Beş asırlık Osmanlı hâkimiyeti sonunda
Kosova'da kayda değer Sırp nüfusu kalmamıştı.
'Kutsal topraklar' Sırplara göre Arnavutlar
tarafından işgal edilmişti. Bölgeyi Arnavutlardan
temizlemek ve Sırbistan'ın sömürgesi haline getirmek
için Sırplara bedava toprak dağıtıldı. Temel hakları
kısıtlanan Arnavutlar göçe zorlandı. Sömürgeleştirme
politikası İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda sosyalist
Yugoslavya'nın kurulmasına kadar devam etti.
Balkanlar'da Osmanlı sonrasında kurulan ulus
devletlerle Yugoslavya arasında temel farklılık; tek
millet prensibine dayanan ulus devletlerin yanında
sosyalist Tito Yugoslavya'sı Hırvat, Sloven, Sırp,
Boşnak, Makedon ve Karadağ halkarının birliğini
temsil ediyordu. Milli kimlikleri baskı altında
tutarak Yugoslavya kimliğini ön plana çıkarıyordu.
Bunu, önemli farklılıklarıyla beraber, Osmanlı
imparatorluk düzeninin sosyalizm altında kabuk
değiştirmiş hali olarak tanımlayabiliriz. Tito'nun
formülü 'güçlü Yugoslavya için zayıf Sırbistan'dı'.
Yugoslav sistemi 6 Slav halkını 1980'lere kadar bir
arada tutmayı başardı.
BÜYÜK SIRBİSTAN HAYALİ
Ancak Yugoslav sisteminde Slav olmayan Arnavutlara
nasıl yer bulunacağı hayatî sorundu. Tito bu engeli,
Sırpların tüm karşı çıkmalarına rağmen Kosova'ya
1974'te tam özerklik vererek aştı. Sırbistan'ın
Kosova ve Arnavutlar üzerindeki hâkimiyeti
özerklikle kalkmış oluyordu. Sırplar Tito'nun
özerklik kararını ihanet olarak algıladı. Tito'nun
1980 yılındaki ölümüyle hasıraltı edilen milliyetçi
duygular tekrar ortaya çıktı. Osmanlı sonrası
kurulan Yugoslavya ve Yugoslav kimliği anlamını
yitirirken, ülkeyi oluşturan halklar için artık
öncelik kendi bağımsız devletlerini kurmaktı.
Sırbistan'da iktidara gelen Miloşeviç Yugoslavya'yı
amaç değil 'Büyük Sırbistan'ın' kurulması için araç
olarak görüyordu. Bu uğurda Arnavutların tüm karşı
çıkmalarına rağmen 1989 yılında Kosova'nın
özerkliğini kaldırdı. Kosova'yı tekrar Sırbistan'a
bağladı. Miloşeviç'in Bosna'yı ve Hırvatistan'da
Sırpların yaşadığı bölgeleri de aynı şekilde
Sırbistan'a bağlama planları sonucunda çıkan
savaşlarda yüz binlerce insan hayatını kaybetti.
Başarısızlıkların ardından 1990'ların ikinci
yarısında Belgrat'ta gözler tekrar Kosova'ya
çevrildi. Miloşeviç, Bosna ve Hırvatistan'da
kullandığı etnik temizlik silahını bu sefer
Kosova'da Arnavutlar üzerinde denemek istedi. Ancak
NATO müdahalesiyle Sırbistan Kosova'yı kaybederken,
Miloşeviç koltuğundan oluyordu.
HER ŞEY KOSOVA İÇİN
Bugün gelinen noktada Yugoslavya'dan eser kalmadı
ancak ondan miras kalan Kosova'ya ne olacağına karar
verilemiyor. Nüfusun yüzde 90'ınından fazlasını
oluşturan Arnavutlar bağımsızlık dışında hiçbir
seçeneği kabul etmezken, Sırbistan bölgeyi maksimum
özerklik altında bile olsa egemenliğinde tutmak
istiyor.
19'uncu yüzyılda Osmanlı egemenliğine karşı ilk
ayaklanan millet olan Sırpların milliyetçi
söyleminde Osmanlı ve Türk karşıtlığının önemli bir
yeri var. Aynı milliyetçi söylem Yugoslavya içinde
yaşayan Müslüman Arnavut ve Boşnakları 'Türk' olarak
nitelendirmiş ve onları etnik temizlik ve baskılarla
yüzyıllardır yaşadıkları toprakları terk etmeye
zorlamıştır. Bosna'daki Osmanlı eserlerine tahammül
edemeyen, bu yapıların yüzlercesini ortadan kaldıran
Sırp milliyetçiliğinin, bugün gelinen noktada Kosova
üzerindeki egemenliğinin devamı için Arnavutlara
bütün tavizleri vermeye hazır olmasıysa tarihin
garip cilvesi olsa gerek.
Sırplarla aynı etnik kökene sahip olmasına rağmen
Karadağ halkının geçtiğimiz yıl Sırbistan'dan
ayrıldığı düşünüldüğünde, Arnavutların Belgrat'ın
egemenliğini kabul etmesi mümkün görünmüyor. Bütün
Slav halkları kendi devletlerini kurmuşken,
Kosova'nın maksimum otonomi karşılığında Sırbistan
egemenliğinde kalmasını sağlayacak bir çözüm
sürdürülebilir olmaktan uzaktır. Maksimum özerkliğin
ve Sırbistan egemenliğinin amacı Kosova'yı
kutsallaştıran ve bölgeyi kolonileştirmeye çalışan
Sırp milliyetçiliğini tatmin etmektir. |
|

Blackwater’a PKK
cezası
Irak'a izinsiz silah sokmakla suçlanan uluslararası
güvenlik şirketi Blackwater'a ağır para ceza
verilmesi gündemde. Irak'a gönderilen silahların bir
kısmının karaborsada PKK'nın eline geçmiş
olabileceği belirtiliyor. ABD Dış İlişkiler Komitesi
Başkanı Senatör John Kerry soruşturma açılmasını
isteyerek, Blackwater'ın yabancı ülkelere askeri
teknoloji ve ekspertiz transferi ihlali yaptığını
vurguladı.
ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi, Irak'a izinsiz
silah sokmakla suçlanan uluslararası güvenlik
şirketi Blackwater'a ağır para cezası verilmesini
istedi. Kuzey Carolina'da devam eden bir
soruşturmada ise bu silahların bir kısmının PKK'nın
eline geçmiş olabileceği şüphesinin ağır bastığı ve
araştırıldığı belirtildi.
New York Times Gazetesi'nin haberine göre, Dış
İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör John Kerry,
Dışişleri Bakanlığı'nın, Blackwater şirketinin çok
ağır dış satış ve yabancı ülkelere askeri teknoloji
ve ekspertiz transferi ihlali yaptığını bildirdiğini
açıkladı. Blackwater'ın, başta Irak olmak üzere,
bazı ülkelere izinsiz silah sokmakla suçlandığını
bildiren Kerry, Dışişleri Bakanlığı
Başmüfettişi'nden de, olayla ilgili olarak
soruşturma açmasını istedi.
Gazete, şirketin icra departmanı Xe Services,
hükümet yetkilileriyle mahkeme dışında anlaşabilmek
için görüşmeleri sürdürdüğünü yazdı. Gazeteye göre,
ihlali yapan şirket, milyonlarca dolar tazminat
ödemeye mahkûm edilebilir.
PKK bağlantısı
Kuzey Carolina eyaletinde sürmekte olan
soruşturmada, Blackwater tarafından Irak'a yasa dışı
bir biçimde sokulan silahların, karaborsada terör
örgütü PKK'nın eline geçip geçmediği araştırılıyor.
Türk yetkililer, etkisiz hale getirilen bazı PKK
militanlarından Amerikan silahları ele geçirildiği
yolunda ABD yönetimine zaman zaman şikayette
bulunmuştu.
Fransa'da operasyon
ABD'nin, PKK'nın lider kadrosunda yer alan Murat
Karayılan, Zübeyir Aydar ve Ali Rıza Altun'u özel
olarak belirlenmiş uyuşturucu kaçakçısı ilan etmesi
sonrasında terör örgütüne yönelik operasyonlar da
yoğunlaştı. Fransa'da terör örgütüne finansman
sağladıkları bildirilen 6 kişi daha gözaltına
alındı. Terör örgütüne yönelik istihbarat
çalışmalarına ağırlık veren Fransız güvenlik
güçleri, önceki gün başkent Paris, Bordeaux ve
Toulosus kentlerinde PKK ve uzantısı derneklere
yönelik eşzamanlı operasyonlar gerçekleştirdi.
Operasyonlarda, yasaklı terör örgütü PKK'ya
finansman sağladıkları öne sürülen N.D. isimli
dernek başkanı ile bazı örgüt mensupları gözaltına
alındı. Gözaltına alınan PKK'lılar terör örgütüne
üye olmak, haraç almak, uyuşturucu satmak, kara para
aklamak ve terör örgütüne finansman sağlamak
suçlarından mahkeme önüne çıkarılacak. Fransız'de
2009 yılı içerisinde gözaltına alınan PKK'lı sayısı
60'a ulaştı. Türkiye, terör örgütünün Avrupa'daki
gizli kasası olarak bilinen Nedim Seven'in de
aralarında bulunduğu tutuklu teröristlerin iadesi
için Fransa'ya resmen talepte bulunmuştu. Paris
İstinaf Mahkemesi, Türkiye'den mahkemeye ulaşan ek
bilgileri daha detaylı incelemek için terörist Nedim
Seven'in duruşmasını 3 Aralık 2009'a ertelerken,
diğer teröristlerin durumları ise önümüzdeki aylarda
netlik kazanacak.
Türkiye güvenli ülke
Bu arada, Fransa Mültecileri Koruma Ofisi (OFPRA),
Türkiye'nin güvenli ülkeler kategorisine alındığını
açıkladı. Ofisin bu kararı diplomatik çevreler ve
hukukçular tarafından PKK'lıların ve yandaşlarının
siyasi ilticalarının önünü kapatacağı şeklinde
yorumlandı. |
|

Mekke'de son
Osmanlı mirası da yıkılıyor
Medine-i Münevvere'deki Ravza-i Mutahhara'daki elle
oyulmuş Osmanlı mermerlerinin üzerini Japonya'dan
getirilen suni mermerlerle kaplayan ABD uşağı
Suudiler, bu kez de; Mekke-i Mükerreme'de geçtiğimiz
yıllarda başlatılan yenileme çalışmaları kapsamında,
Osmanlı'nın Kâbe'deki tavaf alanının etrafında
yaptırdığı revaklar yıkılacak. 10 yıl içerisinde
tamamlanması öngörülen proje kapsamında planlarını
Mimar Sinan'ın yaptığı revak adı verilen 500 küçük
kubbe yıkılarak, tavaf alanının genişletilmesi
hedefleniyor. Bölgedeki 7 bin binanın yıkılmasını ve
12 şeritli yol yapımını da kapsayan 14 milyar
dolarlık projeyi Bin Ladin Şirketler Grubu
yürütüyor.
HACILAR DÖNER DÖNMEZ
Tavaf alanında son bir aydır ölçüm işlemleri
yapılıyor. Revakların yıkımına ise Kurban
Bayramı'nın ve hac döneminin bitmesinin hemen
ardından başlanacak. 2010 yılının Ocak ayına
kalmayacağı belirtilen yıkım ile bölgedeki son
Osmanlı eserleri de böylece tarihe karışacak. Yıkım
bölgesinin daha da genişletilebileceği iddia
edilirken, Peygamber Efendimiz'in doğduğu evin de
projeye dahil edilebileceği belirtiliyor. Daha önce
yapılan yıkım çalışmaları kapsamında Osmanlı Kalesi
olarak bilinen Ecyad Kalesi ile Osmanlı kışlası
olarak bilinen kışla yıkılarak yerlerine gökdelen
yapılmıştı. |
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|