DIŞ HABERLER

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Avşar: “Uygur avı durdurulmalı”
Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar, Tayland ve Kamboçya başta olmak üzere dünyanın çeşitli ülkelerine sığınan Doğu Türkistanlı Uygur Türklerinin Çin'e iade edilmesini kınadı. Avşar, "Çin, Urumçi ve diğer şehirlerde yaptığı soykırım yetmemiş gibi şimdi de dış dünyada Uygur avı başlatması insan haklarına sığar mı?" Dedi. Çin'e iade edilen Uygurların işkencelerle idam edilmelerinin kesin bir bilgi olduğunu ileri süren Avşar, şu bilgileri verdi. "Çin'in içeride ve dışarıda Uygurları baskı altına alarak, soykırım yapıyor, Bir balinanın kurtarılması için ayağa kalkan dünya, ölen Uygur, öldüren Çin olunca sessiz kalmayı yeğliyor, Çin'in yaptığı bu zulme kim dur diyecek." Sığınma isteyen insanların tutuklanarak zorla iade edilmesinin insan hakları ihlâli olduğunu kaydeden Avşar, en ufak konuda kınama çeken Birleşmiş Milletler(BM) ve diğer teşkilatların Çin'e neden müdahale edemediklerini sordu.

Ukrayna İçişleri Bakanı görevden alındı
Devlet başkanlığı seçimlerinin öncesinde siyasi gerilimin giderek yükseldiği Ukrayna'da parlamento, İçişleri Bakanı Yuriy Lutsenko'yu görevden aldı.
Ukrayna'da seçim sonrası gerilim sürüyor. Devlet başkanlığı seçimlerinin 17 Ocak'ta düzenlenen ilk turunda en çok oyu alan Viktor Yanukoviç'in liderliğindeki Bölgeler Partisi'nin girişimiyle verilen gensoru önergesinde parlamentonun çoğunluğu, "seçim sürecinde görevini kötüye kullandığı" gerekçesiyle İçişleri Bakanı Yuriy Lutsenko'yu görevden alma kararı aldı. Görevden alınan Lutsenko ise, muhalefetin gensoru önergesinin vermesinin, kendisinin ilk tur seçimlerde muhalefetin seçim sonuçlarına hile karıştırmasına göz yummamasından kaynaklandığını söylüyor. Öte yandan Başbakan Yulya Timoşenko, "seçimlerin ikinci turu öncesinde oluşabilecek bir krizin önüne geçme" gerekçesiyle, Lutsenko'yu, İçişleri Bakan Yardımcılığı makamına atadı. İçişleri Bakanı'nın görevden alınması, Ukrayna'da 7 Şubat'ta yapılacak ikinci tur başkanlık seçimleri öncesinde ülke içinde oluşan gerginliklerin sadece bir parçasını oluşturuyor. Seçimlerin ilk turunu, Rusya'ya yakın söylemleriyle tanınan ana muhalefet lideri Viktor Yanukoviç birinci, Başbakan Yulya Timoşenko ise, ikinci olarak tamamlamıştı. Seçimlerin ilk turunda siyasi konulardan çok ekonomik konular ön plana çıkarken, ikinci turda Başbakan Yulya Timoşenko, Batı Ukrayna'daki milliyetçilerin oylarını elde etmek için büyük bir mücadeleye girişti. Batı Ukrayna, seçimlerin ilk turunda yeterli oyu alamayarak yeniden seçilme şansını kaybeden şimdiki devlet başkanı Viktor Yuşçenko'nun kalesi olarak biliniyor. Yuşçenko, seçimlerin ilk turundan sonra yaptığı açıklamada seçmenlerine "ya sandık başına gitmeme ya da oy pusulasında 'herkese karşı' kısmını işaretleme" çağrısında bulunmuştu. İlk turu geçemeyen diğer milliyetçi liderler de, aynı çağrıda bulunarak, Timoşenko'nun önünü kesme girişiminde bulundular. Buna karşılık Yulya Timoşenko, Ukrayna milliyetçisi aydınların ve aralarında ilk Devlet Başkanı Leonid Kravçuk'un da bulunduğu milliyetçi eğilimli siyasetçilerin önemli bir kısmının desteğini sağlamış durumda. Bu kesimler, yaptıkları açıklamada, "ülkenin Rusya'nın sömürgesi olmaması için" Timoşenko'yu destekleme çağrısında bulunuyorlar. Bu konuda Timoşenko'ya en önemli destek, Moskova Patrikhanesi'ne karşı Ukrayna milliyetçisi rahipler tarafından kurulan Kiev Patrikhanesi'nden geldi. Kiev Patriği Filaret, Timoşenko'nun ismini vermeden fakat Timoşenko'nun söylemlerini kullanarak, cemaatini Timoşenko'ya yönlendirmiş oldu. Ukrayna'da gerek uzmanlar, gerekse siyasi çevreler, 7 Şubat'taki ikinci tur seçimlerde adaylar arasındaki oy farkının az olması durumunda, seçimi kaybeden tarafın seçimlere usulsüzlük karıştırıldığı iddiasında bulunacağını ve izleyen haftaların ülkede büyük çaplı siyasi gerilimlere sahne olabileceği uyarısında bulunuyorlar.

Blair Irak soruşturmasında ifade verecek
Blair Irak'ın işgaline ilişkin soruları yanıtlayacak
İngiltere'nin eski Başbakanı Tony Blair bugün Irak'ın işgali kararı konusunda ilk kez kamuoyu önünde tıklayın ifade vermeye hazırlanıyor.
Blair, kamuoyunun ve basın ordusunun büyük bir merakla beklediği oturum sırasında yaklaşık altı saat boyunca 2003 yılındaki işgalin öncesi ve sonrasına ilişkin soruları yanıtlayacak.
Oturumda tartışmalı bulunan hükümet dosyaları gündeme getirilecek ve Blair'in savaş kararını nasıl gerekçelendirdiği üzerinde yoğunlaşılacak.
Irak'ta hayatını kaybeden 179 İngiliz askerin yakınlarından bazılarının Londra'da oturumun yapılacağı bina önünde savaş karşıtı bir gösteriye katılacakları ve Blair'in savaş suçlusu olarak değerlendirilmesi çağrısı yapacakları belirtiliyor.
Brown’un tepkisi
Blair'in yapacağı konuşma merakla bekleniyor
Blair'in biyografisini yazan Anthony Seldon, "Bu, Blair, İngiliz kamuoyu ve İngiltere'nin dünyadaki manevi itibarı açısından çok önemli bir gün." yorumunu yaptı.
Şubat sonu ya da Mart başı tıklayın kendisi de ifade verecek olan İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Blair'in tanıklığının kendisini kaygılandırmadığını söyledi.
Sky News kanalına konuşan Brown, "Tony Blair, durumu anlatmaya, aldığı kararları göstermeye ve bunu mümkün olan en profesyonel şekilde ve etkinlikte yapmaya muktedir ve ben inanıyorum ki soruşturmada kendisine yöneltilen tüm sorulara bir yanıtı olacaktır" dedi.
Bu, Blair, İngiliz kamuoyu ve İngiltere'nin dünyadaki manevi itibarı açısından çok önemli bir gün
Anthony Seldon, Blair biyografisinin yazarı
Savaşa başından beri karşı çıkan Liberal Demokratların lideri Nick Clegg, Daily Telegraph gazetesine yazdığı makalede Blair'in tanıklığının "milyonlarca İngiliz vatandaşının kendisine hala sorduğu bir soruya yanıt verilmesi anlamında çok önemli bir an olacağı" yorumunu yaptı ve soruyu şu sözlerle ifade etti: "Başka bir ülkenin hukuk dışı işgaline niye ortak olduk?"
Clegg, Irak'ın işgalinin "Beyaz Saray'a itaatin alışıldık bir örneği olduğunu söylerken bunun, İngiltere ile Amerika arasındaki özel ilişkiye dair soru işaretlerini doğurduğunu belirtti.
Rejim değişikliği
tıklayın Chilcot soruşturmasında şimdiye kadar ifade veren bazı üst düzey yetkililer, 2003 yılının Mart ayındaki işgalin hemen öncesinde ellerine geçen istihbaratın; "Saddam Hüseyin'in sahip olduğu iddia edilen kitle imha silahlarının çoktan imha edildiğine işaret ettiğini" anlattı.
Oturumda Blair'e ABD Başkanı George W Bush'a İngiltere'nin Irak'a yönelik bir askeri harekâtta kendilerine destek vereceği sözünü hangi aşamada verdiğinin de sorulması bekleniyor.
Bazı tanıklar, dönemin Hukuk işlerinden sorumlu Bakanı Lord Goldsmith'in oturumda anlattığına göre "Blair'e rejim değişikliği için güç kullanmanın yasadışı olacağı yolunda uyarılarda bulunmasına" rağmen; bu yönde bir garantinin 2002 yılında verildiğini anlatmıştı.
tıklayın Goldsmith açıklamasında, başta bir askeri müdahaleyi meşru kılmak için ikinci bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı gerektiğini düşündüğünü söyledi.
Ancak Goldsmith, Konsey'in diğer üyelerinin yeni bir karara gerek olmadığını kabul ettiğini öğrendikten ve üst düzey Amerikalı yetkililerle görüştükten sonra fikrini değiştirdiğini belirtti.
Eski Başbakan Tony Blair'in Irak Savaşı'nı inceleyen komisyonda vereceği ifadeyi TSİ 11.30'dan itibaren BBC Türkçe internet sitesinde canlı yayında, İngilizce olarak izleyebilirsiniz.

Siyonist 'Mubarek köpek' Gazze konvoyunun geçişine izin vermedi

Gazze konvoyu açlık grevinde 4 gündür Mısır izin vermediği için Akabe Körfezi'nde bekletilen Gazze konvoyundaki 5 İngiliz açlık grevine başladı. Katılımcılar, Mısır Konsolosluğu'na yürüyerek olayı protesto etti. Mısır tarafından Ürdün'ün Akabe Körfezi'nde bekletilen Filistin Konvoyu'nda bulunan 5 İngiliz, dün sabah açlık grevine başladı. Eylemciler, Mısır'ın Gazze'ye girişlerine izin verene kadar açlık grevine devam edeceklerini bildirdi. Bu arada, konvoydaki katılımcılar, geçişlerine izin vermeyen Mısır'ı konsolosluğa yürüyerek protesto etti. Yol boyunca pankart açan ve sloganlar atan gruba Ürdün polisi müdahale ederek Mısır Konsolosluğu'na gitmelerine izin vermedi. FİLİSTİN'E SIRTINIZI DÖNDÜNÜZ
68 yaşındaki İngiliz aktivist Sylvia Wall, “Dünyanın harekete geçmesini bekliyorduk; ama dünya Filistin'e sırtını döndü. İsrail, önceki gün yine 6 Filistinliyi öldürdü. İsrail kurulduğunda 9 yaşındaydım, o gün bugündür hiç durmadı. Dünya İsrail'i durdurmalı, bu savaş bitmeli” diye konuşurken, İngiltere'den gelen Arshad Ali de, “Biz buraya geri dönmek için gelmedik” dedi.
1500 MUM YAKILDI
Öte yandan, Gazze saldırılarının yıldönümü nedeniyle yapılan anma programında konvoydaki yabancı vatandaşlar, öldürülen 1500 Filistinli için 1500 mum yakarak dua ettiler.
Ariş inadı
Mısır Ariş Limanı konusundaki inadını sürdürüyor. Mısır Dışişleri Bakanı Ahmed Ebu Geyt, Gazze konvoyunu Mısır yönetiminin istediği istikamette ilerleyerek 3 Ocak'tan önce Mısır topraklarına girmeye çağırdı. Geyt, aksi takdirde konvoyun Mısır'a girişine izin verilmeyeceğini duyurdu.
Mısır'a one minute
Yürüyüşte küçük bir çocuk tarafından açılan “One minute” pankartı dikkat çekti. Konvoydakiler, Başbakan Erdoğan'dan Mısır'a yönelik bir “One minute” çıkışı beklediklerini söyledi. İHH Başkanı Bülent Yıldırım, İsrail'in savaş suçuna Mısır'ın da ambargoyla ortak olduğunu, İslam dünyasından 'dur' çağrısı beklediklerini belirtti.
Taksim'de İsrail'e protesto
İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarının yıldönümü nedeniyle Taksim Meydanı'nda toplanan, aralarında Mazlum-Der ve Özgür Der'in de bulunduğu sivil toplum örgütleri, İsrail'i kınadı. 'Hepimiz Filistinliyiz direneceğiz', 'Filistin'de vurulan kardeşin ölen sensin' yazılı dövizler taşıyan yaklaşık 500 kişilik grup, 'Gazze'de direniş Mısır'da ihanet', Yaşasın küresel intifada' sloganları attı. Gazeteci yazar Abdurrahman Dilipak yaptığı konuşmada, “İsrail ilk kez bu kadar yalnız kaldı. İngiltere'de bir mahkeme Livni'nin İngiltere'ye girmesi durumunda tutuklanmasına karar verdi. İsrailli bir grup haham, İsrail devletinin meşruiyetinin tartışmalı hale geldiğini söyledi. Bunlar ilk kez oluyor” dedi. İsrail bayrağının yakıldığı eylem olaysız sona erdi.

Türkiye'nin Kadırovcuları yada Kadırov'un Türkiye Lobisi
Kavkaz Center/Türkiye'deki, "Kafkasya Emirliği" ' ni destekleyen internet siteleri ve ciddi medya kuruluşları, İnsan Hakları örgütleri ve STK (Sivil Toplum Kuruluşu) kuruluşları, Zakayev - Kadırov yakınlaşmalarını ve Türkiye'deki bazı ciddi medya kuruluşlarının bazı ciddi temsilcilerinin Çeçenya ziyareti tartışılırken, Türkiye'nin Kadırovcuları yada Kadırov'un Türkiye lobisi boş durmadı. Sessiz sedasız Türkçe dilde yayın yapan bir internet sitesi kurdular. Siteye girildiğinde, her şey o kadar masum ve olağan ki, zannedersiniz Kafkasyadaki huzuru, Kafkas Mücahidler ve yurt dışındaki (Türkiye ve Avrupa'ya iltica eden) Mülteciler bozuyor.
Bazı haber başlıkları; "Çeçenistan'da içki yasağı", "Çeçenistan'da uyuşturucu ile mücadele", "Savaş mağdurlarına ev ve para yardımı" ve sonra ciddi yazar dediğimiz, avaneden, bazılarının köşe yazıları, Kafirov'u metheden, ( haa.. bu arada bu zevatın birer Kafkasya uzmanı olmadığının da farkındayız, işte tehlikeli olan tarafta bu zaten, Kafirov'un İçki içerken tekbir getirerek, İslamla alay eden videoları, hamam sefaları, Yılbaşı partileri ve benzeri her türlü ahlaksızlıkları internet sitelerinde gezerken, misafir edilen zevat ve Türkçe dilde Kadırov'un reklamını yapan, utanç abidesi bu sitenin kurucuları da, bunları bilmiyor olamaz)
Türkiye'deki Kadırovcuların ve lobisinin görevide, bu Çeçenistan gerçeklerinden bi-haber, isim yapmış kalem takımını tespit edip, Çeçenya göz boyamak.. Kafkasyada olan biteni Kadırov yanlısı gazetelerin köşelerinden takip eden zevattan ne beklenir?
Davet edildiler ve gittiler...gördüler...döndüler. Döndüler de, gördüklerini masumane anlatmaya, yazmaya başladılar.
Sonra ?
Sonra, (Kafirov lobisinin istediğide buydu zaten) bilerek yada bilmeyerek reklam yaptılar, Rus maşası Kafirov'un kendi halkına yaptığı insanlık dışı zulüme ortak oldular.
Sonra ?
Sonra, Türkiye'de Kafkasya gerçeğinin farkında olan ve Kafkas Cihadını bilen çevrelerden tepkiler almaya başlayınca, kendi medya köşelerinde, özürle karışık günah çıkarttıkları yazılar yazmaya başladılar.
Bazı soruları anlamayan kafalara yüksek sesle sormak lazım,
Vatan nedir?
Özgürlük nedir?
Mürted, işbirlikçi, Kukla kime denir?
Cihad nedir?
Mülteci olarak yaşamak nasıl bir duygu?
Yaklaşık 16 yıldır, Kafkasya bölgesinde süren özgürlük mücadelesini ve Kafkasya bölgesi halklarına (Çeçen, İnguş, Abhaz, Oset ,Kabardey, Karaçay, Dağıstan vb.) yapılan, soykırım, zulüm, tecrit, hukuk dışı ihlaller v.b akla gelebilecek her türlü vahşet 16 senedir yazılıyor, anlatılıyor, hala Kafkasya bölgesinde olan biteni anlamayan kafalar korkarım ki , o soruların cevabını da bulamaz.
Kafirov ve yandaş takımına göre; özgürlük mücadelesi veren Mücahidler; "Militan yada dağa çıkmış asi terörist" (bazı suya sabuna dokunmayan ve tepki çekmek istemeyenler kibarca "direnişçi" diyor), Mülteciler ise, vatanında rahat batmışta sanki turistik geziye çıkan aileler. STK ve İnsan Hakları Kuruluşları ise sanki Kafirov'un birer hasmı gibi gösteriliyor.
Kafkasya bölgesinde 16 yıldır devam eden özgürlük mücadelesini ve soykırımın kronolojisini hala anlamayan, algılayamayan, anlamamakta ısrar eden kafalara 16 yılın birikimini, bir kaç kelimede, bir kaç sayfa yazıda burada izah etmek elbette güç. Tarih sayfalarına gömülmeden, en azından güncel olayları takip etseler bu bile Kafkasya Bölgesini anlamaya yeter.
Mansur Zakon
Kaynak: ShamilOnline.org

RUS TOHUMU ALİYEV, İSMET İNÖNÜ’YÜ ARATMADI…

İLHAM ALİYEV CAMİLERİ TEK TEK KAPATIYOR…

10 BİN KİŞİNİN NAMAZ KILDIĞI BAKÜ'DEKİ İLAHİYAT CAMİİ’Nİ CUMA NAMAZI SONRASI ZİNCİRE VURDURDU!..

www.asilkan.org Özel haber / Azerbaycan’da Azerilerin yaşadığına ve Azerice konuştuğuna Rus tohumu babası gibi inanan, Azerbaycan’da Türklerin yaşadığını ve Türkçe konuştuklarını bir türlü kabul etmeyen, Türkiye Türkçesini bu yüzden Azerbaycan genelinde yasaklatan, Türkiye'de faaliyet gösteren Azerbaycanlılar derneklerini kapattırıp, rakılı toplantı yapan resmi Azerbaycan dernekleri kurduran  İlham Aliyev, bu kez Şiilerin ve Sünnilerin birlikte namaz kıldıkları Bakü Devlet Üniversitesindeki, İlahiyat

Fakültesi Camii’ni polis zoruyla zincire vurdurdu. Azerbaycan bağımsızlığını alınca, 1750 camiden, yaklaşık 750 tanesi Ruslar tarafından zincirle vurulmuş vaziyetteydi. Bağımsızlık gelince, 92 camiyi yabancı ülkeler yaptılar. Azerbaycan halkı 500 kadar yeni cami yaptırdı. Türkiye bu güne kadar Azerbaycan’da 24 cami yaptırdı. Suudi Arabistan 3 tane, İran bir tane, Katar bir tane, Kuveyt de 63 tane cami yaptırdı. Rus tohumu İlham Aliyev daha önce de 2 bin kişinin ibadet yaptığı Ceyranbatan Türk Camii’ni zincire vurdurmuştu. Aliyev’in hedefinde, Türklerin yaptığı diğer camiler var… Ne diyelim, ihtilallerle ülkemizin başına gelen İsmet İnönü de aynı yoldan geçmişti. Daha, 1971 yılında Urla’daki tarihi Osmanlı camileri ahır yapılmış, bir çok camimiz de zincire vurulmuştu. Türkiye’de darı gibi kilise patlatan mevzuatımıza arz edilir…

(Bu haberimizi mahreç göstermeden alıntı yapmayınız)

YALANCI BASINIMIZIN SURATINA

www.asilkan.org

TOKADINI BÖYLE VURDU

YAYINIMIZ 20. GÜNÜNDE DOĞRULANDI. AMA ONLAR HALA KAYNAK OLARAK PKK'LILARI VERİYOR VE MÜSLÜMAN NECİP TÜRK MİLLETİNİ UYUTMAYA DEVAM EDİYORLAR...

YALAN HABER

Roj TV yayınları durdu
Yeni Şafak/ 28 Nisan 2009 Saat: 16,30/ Türkiye ile Danimarka arasında krize yol açan Roj TV'nin yayınının teknik bir nedenden dolayı durması, 'Roj TV kapatıldı' yorumlarını yaptırdı.
KOPENHAG (CİHAN) Danimarka lisanslı, Belçika üzerinden yayın yapan Roj TV, dün gece saat 02.00 sularında uyduda meydana gelen bir problemden dolayı yayın yapamadı. Türkiye'nin, Danimarka eski başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in NATO genel sekreterliği görevine onay verirken Roj TV'nin kapatılması şartını öne sürmesi, yayın kesilince "Türkiye istediğini aldı" yorumlarını yaptırdı. Roj TV sorumlusu İmdat Yılmaz, yayınlarının durdurulmasının söz konusu olmadığını, uyduda meydana gelen teknik arızadan dolayı yayınlarının ulaşmadığını söyledi. Yılmaz, sorunu çözmek için çalıştıklarını sözlerine ekledi.
ANKARA SEYAHATI VERİMLİ GEÇTİ
Türkiye'nin terör örgütü yanlısı yayınlarından dolayı ısrarla kapatılmasını istediği Roj TV hakkında Danimarka tarafının soruşturması devam ediyor. Kraliyet savcılarından Anders Riisager'in yürüttüğü soruşturmada sona yaklaştığı ifade ediliyor. Zaman'ın ulaştığı adının açıklanmasını istemeyen kaynaklar, geçtiğimiz ay Ankara'ya yapılan seyahatin verimli geçtiğini ve iki ülkenin karşılıklı delillerin sağlanmasında önemli mesafe aldığını söyledi. Yine Türkiye'nin 5 yıldır devam eden konuyla ilgili geniş kapsamlı bir çalışma yaparak Danimarka makamlarına ulaştırdığı aldığımız bilgiler arasında yer alıyor. Savcının soruşturmada sona yaklaştığı ve yaz aylarından önce davanın açılması için gerekli çalışmayı Adalet Bakanı'na sunması bekleniyor. Davanın açılmasıyla ilgili son kararı Adalet Bakanı Brian Mikkelsen verecek.
Türkiye, Rasmussen'in NATO genel sekreterliğine 'evet' derken Roj TV'nin kapatılmasını da içeren istekler öne sürmüştü. Genel sekreterlik görüşmelerinin yapıldığı günlerde Savcı Riisager'in Ankara ziyareti, Danimarka tarafının isteklere olumlu cevap verdiği yönünde algılanmıştı. Danimarka makamları, ziyaretin genel sekreterlik seçimlerine denk gelmesini tesadüf olarak açıklarken, görüşme randevusunun çok önceden alındığını belirtmişti.
Roj TV, 1 Mart 2004'de Danimarka'dan lisans alarak yayına başmıştı. Türkiye'nin taleplerini değerlendiren Danimarka Radyo ve Televizyon Kurulu Roj TV'yi suçsuz bulmuştu. Danimarka Radyo Televizyon Kurulu, Roj TV'nin yayınlarının Danimarka yasalarına göre suç teşkil etmediğine karar verirken, Kurul Başkanı Christian Scherfig, Roj TV yayınları arasında incelemeye aldıkları haber ve tartışma programlarında ayrımcı ve şiddete teşvik eden unsurlara rastlamadıklarını bildirmişti.

YALAN HABER

Roj TV'nin yayını durdu
Hürriyet 28 Nisan 2009 Saat: 16,30/ 1 M
art 2004'te yayına başlayan Roj TV'nin yayını durdu. Yayının Türkiye'nin isteği doğrultusunda durdurulduğu iddialarına Danimarkalı yetkililer "Teknik nedenler" açıklamasıyla yanıt verdi.
Zeynep Gürcanlı YAZIYOR Türkiye ile Danimarka arasında büyük diplomatik krize neden ROJ TV’nin bu ülkeden yapılan yayınları bloke oldu. Böylece 78 ülkedeki yayın sona erdi.
Danimarkalı yetkililer yayınların neden durdurulduğuna dair resmi açıklama yapmaktan kaçınırken Türkiye’deki yayınların kesildiği görüldü. Uydu alıcılarda Roj TV'nin yayınlandığı kanalda sinyal alınmadığına dair uyarı geliyor.
Şimdi Roj TV’nin Yayın için yeni bir kanal bulmaya çalıştığı öğrenildi.
Roj TV yayını nedeniyle Danimarka seki Başbakanı Rasmussen ile Başbakan Erdoğan arasında büyük bir gerilim yaşanmıştı. Hatta bu gerilim Rasmussen’in NATO Genel Sekreterliği seçim sürecine de yansımıştı. Türkiye’nin vetosunu kaldırmak için Rasmussen yayını durdurma sözü verdiği de diplomatik kulislerden kamuoyuna yansımıştı.

Sen Müslüman Necip Türk Milleti'nin kalbinde yaşamaya devam edeceksin!...

Dudayev'ler ölmez!
21 nisan 1996, Çeçenistan’ın efsanevi lideri Cevher Dudayev’in şehadet tarihidir. Halkının özgür olması için, şan, şöhret, para, kısaca aklınıza gelebilecek bütün maddi değerleri terk eden yiğit adam, onuruyla şehadet şerbetini içti. Göğsünü gere gere hak divanına yürüdü. Dudayev 1944 yılının ocak ayında dünyaya geldi.On üç kardeşin en küçüğü idi.Doğum gününü tam olarak bilmiyordu.Çeçen sürgünü sırasında kundakta bir bebekmiş.Buna göre 1943 yılı sonu ya da 1944 yılı başlarında doğmuş olsa gerek. Doğumu ikinci dünya savaşının bitimine rastladı. Gözlerini dünyaya açtığında yokluk, kıtlık ve sefalete merhaba dedi.

Dudayev'in dünyaya gelişi sırasındaki yokluk ve sefalet sürprizine, bir de sürgün sürprizi ekleniyordu.
İkinci dünya savaşında Alman işgaline uğrayan Kırım ve Kuzey Kafkasya'nın batısındaki yenilgilere suçlu aranıyordu. Suçlu hemen bulundu. Çeçenler, Kırım Tatarları, Karaçay ve Balkar halkları idi bu suçlular.
Alman işgali altına girmeyen Çeçenistan ve Çeçen halkının, Almanlara nasıl işbirliği yaparak Rusya'ya ihanet ettiği bir türlü anlaşılamadıysa da, Çeçen halkı sürgünden kurtulamadı.
Rus yönetimi, yüzlerce yıldır kin beslediği Çeçen halkını, fırsat bu fırsattır diyerek tarih ve coğrafya sahnesinden silmeye teşebbüs etti.
21 şubat 1944 tarihinde Çeçen halkı top yekun olarak, 24 saat içinde elverişsiz şartlar altında ülkesini terke zorlandı. 850 bin Çeçen sürgün edildi. Bu sürgün sırasında Çeçen halkının yarıya yakını hayatını kaybetti.
Cevher Dudayev, suçlu olarak dünyaya geldi. Sürgün kararı verildiğinde yaklaşık 40 günlük bir bebekti. Annesinin kucağında sürgüne giden, belki de en küçük Çeçendi.
Sağlam bünyeli insanların dayanamadığı kış şartlarına, mucizevi bir şekilde direnen küçük Cevher (Dudi) sağ salim Kazakistan'a ulaşıyordu. Hz. Musa'yı en büyük düşmanı firavundan koruyan, hatta onun sarayında büyüten Rabbim, Cevher Dudayev'e de meleklerinin kanatlarını gererek onu büyük tehlikelerden koruyordu.
Dudayev Kazakistanın Çimkent şehrinde 13 yıl yaşadı. O, anne ve babasının anlattığı Çeçenistan'ı hep rüyasında görerek büyüdü. Kanlı diktatör Stalin'in ölümünden sonra Rus yönetimi, Çeçenlerin haksızlığa uğradığını kabul edip geri dönüşlerini serbes bıraktı.
1957 yılında gerçekleşen bu geri dönüş kervanına, Dudayev ve ailesi de katıldı.Dudayev ve ailesi, evlerine yerleşen Rusları, kazma ve küreklerle kovarak evlerine yeniden sahip oldular.
Çok zeki bir çocuk olan Dudayev, sınavlarını başarıyla verdiği Tambov Hava Harp Okuluna kaydoldu. Okulu başarıyla bitiren Cevher Dudayev, Sovyet ordusunda genç bir savaş uçağı pilotu olarak görev aldı.
Mesleğindeki başarısı ve dürüstlüğü ona hızla yükselme kapılarını açtı. Dudayev, kendisi gibi havacı bir Rus subayının kızına gönlünü kaptırdı.
Ona daha sonraki çileli yolunda hayat arkadaşı olacak Alla Dudayeva ile evlendi. Alla, Çeçen olarak doğmamıştı ama, Dudayev'in şehadetinden sonra onurlu duruşuyla gerçek Çeçen gelinleri aratmadı.
1989 yıllarına gelindiğinde, Sovyet sistemi çatırdamaya çaşlamıştı.Gorbaçov'un uyguladığı Glasnost ve Prestroyka politikaları Komünizme gün saydırıyordu.
1991 yılının Aralık ayında beklenen son gerçekleşti. Komünizm çökmüştü. Komünizmin sancılı çöküşü öncesinde Dudayev, Tuğgeneral rütbesiyle Estonya'da görev yapıyordu.
Estonya'da görev yaptığı sırada, stadyumdaki bir tören anında Estonyalı gençler, Eston bayrağı açarak bağımsızlık gösterisi yaptılar. Dudayev bu gösteriye sempatiyle baktı.
Ardından Estonya'da başlayan bağımsızlık yanlısı gösterilere müdahale etmesi talimatını dinlemeyerek "Asi General" adını aldı.
Bu sırada kendi ülkesi Çeçenistanda da hareketli günler yaşanıyordu. Zelimhan Yandarbiyev önderliğinde kurulan Çeçen Halk Kongresi hareketi Sovyet kalıntısı yönetimi sarsıyordu.

Vaha Umarov: Kafkasya'da yaklaşık 5.000 mücahid var
Geçtiğimiz 25 Ocak 2010 tarihinde, Reuters Türkiye muhabiri, Thomas Grove ile özel bir mülakat yapan, Kafkasya Emirliği Emiri Abu Osman Dokka Umarov'un kardeşi Vaha Umarov, Çeçenistan genelinde 3.000 ve Kuzey Kafkasya toplamında yaklaşık 5.000 Mücahidin bulunduğunu söyledi. Vaha Umarov, Kafkasya Emirliği mücahidlerinin, Rusya'ya ait enerji alt yapıları ve ekonomik hedefleri vurma hazırlığı içerisinde olduğunu doğruladı ve muhabirin, "geçen yıl Ağustos ayında Kafkasya Emirliği Mücahidlerinin haber kaynağı internet sitelerinde, Kafkasya Emirliği'nin talimatları yayınlandığı; Rusya'nın enerji altyapısı, iletişim hatları, petrol ve gaz boru hatlarınına sabotajlar için Mücahidleri görevlendirdiği" hatırlatmasına karşılık, "bunlar planlı operasyonlardır, Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetlerinin planları hakkında benim konuşmam doğru olmaz" dedi ve Dokku Umarov'un Ağustos ayında Sayano-Şuşenskaya'daki Hidro-elektrik santraline düzenlenen saldırıdan sonra yaptığı "Bundan sonra Rusya'ya karşı ekonomi savaşı vereceğiz" sözlerini hatırlattı.
Reuters muhabirinin, Rusya'nın ve onun kuklası Kadırovu'nun; "Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetlerine dışardan nakit finansman desteği geliyor" iddialarını hatırlatması üzerine; "mürtedlerin başı Kadırov, kendini ve kukla yönetimini (Bakanlarını ve yetkililerini) Mücahidlerin operasyonlarına karşı korumak için Rusya'ya bağlılık yemini etti, ayrıca Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetlerine dışarıdan finansman desteği gelmiyor ve dışarıdan silah satın almıyor. Mücahidlere her türlü destek Çeçenistan'ın içerisinden geliyor" dedi.
Vaha Umarov, Reuters muhabirinin, "analistler, Mücahidlerin, El Kaide bağlantısı olduğunu iddia ediyor" hatırlatmasına karşılık, Kafkasya Emirliği Mücahidleri ve El Kaide ilişkisini yalanladı.
2005 yılından bu yana İstanbul'da yaşadığını ve Türkiye'deki Çeçen mültecilere yardımcı olduğunu söyleyen Vaha Umarov; "Çeçenya'daki savaş yüzünden Türkiye'de yaklaşık 1.500 kadar Çeçen Mülteci var ben burada onlara yardımcı olmaya çalışıyorum, geçen yıl can güvenliğim nedeniyle bir süre, İstanbul'da güvenlik yetkilileri beni misafir etti ve ülkeyi terk etmemi tavsiye ettiler fakat Kafkasya'dan çağırılmadığım sürece Türkiye'de kalmaya karar verdim" dedi.
Kaynak: Reuters Kavkaz Center + ShamilOnline

Peşmergenin Kerkük'te İşi Ne?

Irak'ta Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki gerilimi azaltmak isteyen ABD, ihtilaflı bölgelerde ortak operasyona başlıyor. Peşmergenin, petrol zengini Kerkük'te de görev alacak olması Arapların tepkisini çekiyor. Irak'ta Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki gerilimi azaltmak isteyen ABD, ihtilaflı bölgelerde ortak operasyona başlıyor. Peşmergenin, petrol zengini Kerkük'te de görev alacak olması Arapların tepkisini çekiyor.
Irak'ta Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki gerilimi azaltmak isteyen ABD, ihtilaflı bölgelerde ortak operasyona başlıyor. Peşmergenin, petrol zengini Kerkük'te de görev alacak olması Arapların tepkisini çekiyor.
ABD ordusu, Kürtler ve Sünni Araplar arasındaki tansiyonu düşürmek amacıyla, Kerkük başta olmak üzere Irak'ın kuzeyindeki ihtilaflı bölgelerde yapılan operasyonlara Irak ordusu ve peşmergelerle birlikte katılacak.
Amerikalı güçler, üç haftadan bu yana Iraklı askerler ve peşmergeyle ortak eğitimlere başladı. Irak'taki ABD kuvvetlerinin komutanı General Ray Odierno da ortak askeri operasyonların amacının, merkezi Bağdat hükümeti ile bölgesel yönetimin bu bölgeler üzerindeki anlaşmazlığıyla ortaya çıkan gerilimi azaltmak olduğunu teyit ederek, Kerkük, Ninova ve Diyala'da ortak kontrol noktaları kurulmaya başlandığını açıkladı.
Operasyonların hedefi El Kaide
ABD'li general, 31 Ocak'a kadar kontrol noktalarının tamamlanacağını ve devriyelere başlanacağını söyledi. Odierno, "Amaç, El Kaide ve farklı siyasi görüşleri benimsetmeye çalışanlardan halkı korumak" dedi.
Kuzey Iraklı Kürt liderler, petrol yönünden zengin olan Kerkük'ü de topraklarına katmak istiyor. Bağdat hükümeti ise Kürtlerin yerleşim bölgesinin Erbil, Süleymaniye ve Dohuk'la sınırlı kalmasında ısrarlı. Bu nedenle, Kürt birlikleri olan peşmergelerin Kerkük'e operasyon için girecek olmasının, ABD'nin beklediğinin aksine bu iki grup arasındaki gerilimi arttıracağı tahmin ediliyor.
Kim ne diyor
Kürt milislerin çekileceğinin garantisi var mı
* Kerkük bölgesel konseyinin üyesi Hüseyin Ali Ciburi, "Peşmerge, Kürt bölgesi için tasarlanmış bir silahlı güç. Kerkük'ün durumu ise belirsizliğini koruyor. Onların Kerkük'te bulunması bölücü bir etki yaratabilir" diyor.
* Konseyin başka bir Sünni üyesi Abdullah Sami Assi de "Bu yapılanın hiçbir mantıklı sebebi yok ve olumsuz sonuçları olacak" diye konuştu. Konseyin Kürt üyesi Muhammed Kamal ise ortak operasyonların güvenliği sağlayacağını ileri sürdü.
* Ninova yerel meclisinden Kusay Abbas, "Peşmergenin geri çekileceğinin ne garantisi var" diyerek operasyona karşı çıkıyor.

İran Azerbaycanlısı Aktivist Cengiz Bahtaver İşyerinde Ölü Bulundu
Güney Sesi: İran'daki Azerbaycanlıların önde gelen siyasi aktivistlerinden Cengiz Bahtaver, 27 Aralık Pazar günü Tebriz'deki işyerinde ölü bulundu. 52 yaşındaki Bahtaver, kültürel ve politik çalışmaları nedeniyle İran güvenlik güçleri tarafından defalarca gözaltına alınmış ve çeşitli cezalara çarptırılmıştı.
Aktivistin Salı günü yapılan cenaze töreninde, yaklaşık 40 sivil polisin katılımcılara biber gazıyla saldırdığı, darp ettiği ve bir kısmını gözaltına aldığı bildirildi. Farsça yayın yapan Radio Farda'nın Azerbaycanlı aktivist Abbas Lisani'yle yaptığı röportajda, katılımcılardan bazılarının cenaze öncesinde güvenlik güçleri tarafından telefonla aranarak törene katılmamaları yönünde tehdit edildikleri belirtildi.

Uygurlar Üzerindeki Baskı Devam Ediyor`
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, Çin`de azınlıklara baskı yapıldığını söyledi. Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, Çin`de azınlıklara baskı yapıldığını söyledi. Japonya`daki Uygurlarla dayanışma için Tokyo`ya giden Kadir, başkentte bir basın toplantısı yaptı. Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, Çin`de azınlıklara baskı yapıldığını söyledi
Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Rabiya Kadir, Çin`de azınlıklara baskı yapıldığını söyledi.Japonya`daki Uygurlarla dayanışma için Tokyo`ya giden Kadir, başkentte bir basın toplantısı yaptı. Pekin hükümetinin Uygurlara baskıyı sürdürdüğünü belirten Kadir, “Çin, tüm dünyayı azınlıkların mutluluk içinde yaşadığına inandırmak istiyor ama gerçek durum böyle değil” dedi. Doğu Türkistan`ın Başkenti Urumçi`de, Temmuz başında meydana gelene ayaklanmada yaklaşık 200 kişi ölmüş, bin 600 kişi de yaralanmıştı.
Kurultay Başkanı, olaylardan sonra gözaltına alınan binlerce Uygurun akıbetinin hala bilinmediğini söyledi ve Çin`in Uygurlara ait bin 500 web sitesini kapatarak sahiplerini tutukladığını açıkladı.
Rabiya Kadir, Çinli yetkililerin, Uygur kadınları zorla fabrika, otel ve barlarda çalıştırdığını da iddia etti.
Çin, Rabiya Kadir`i Urumçi`deki olayları kışkırtmakla suçluyor, kendisine vize vermemeleri için yabancı hükümetlere ağır baskı yapıyor.
Bu arada Kadir`in Başkanı olduğu Amerikan Uygur Derneği, Temmuz`daki olaylarla ilgili olarak Gulca`da 19 Uygura hapis cezaları verilmesini protesto etti. 2009-10-31 Voice of America

Kafkasyalı Mücahidler 'Nevsky Express' trenine karşı başarılı bir sabotaj operasyonu yapıldığını bildirdi
Kavkaz Center, Kafkasya Mücahidleri Komutanlığı adına "Nevsky Express" trenini düzenlenen operasyonun Rusya'da ki stratejik hedeflere yönelik devam eden saldırı operasyonları çerçevesinde gerçekleştirildiğini belirten bir mektup aldı.
Rus yetkililere göre "Nevsky Express"e düzenlenen saldırının arkasında Rus Mücahid Pavel Kosolopov var. Moskova'ya göre son yıllarda Rusya'da büyük yankı uyandıran sabotaj operasyonlarının tamamının arkasında bu isim bulunuyor. Ayrıca 2007 yılında "Nevsky Express"e zaten bir saldırı düzenlenmiş olması da dikkate değerdir. O zaman sabotajın sorumluluğu "Riyadus Salihîn" Şehitler Tugayı tarafından üstlenilmişti. Rus yetkililere göre, o zaman ki saldırıda 30 kadar kişi yaralandı ve "terörist" olarak açıklanan iki İnguşetya vatandaşı tutuklanmıştı. "Nevsky Express" trenine düzenlenen sabotajdan sadece bir kaç gün önce Rus yetkililer İnguş mahkûmlarından birinin "itirafta" bulunduğunu söylemişlerdi.
Kavkaz Center her hangi bir kesinti ya da düzeltme yapmaksızın 1 Aralık Salı geç saatlerde Kafkasyalı Mücahidlerden aldığı mektubu yayınlıyor.
27 Kasım günü St.Petersburg'dan Moskova'ya doğru gitmekte olan ve çoğunlukla Rusya'nın önde gelen resmi görevlileri tarafından kullanılan "Nevsky Express" özel bir operasyonla raydan çıkarıldı. Erozyon sonucunda bir kaç vagon imha edildi veya hasar verdirildi, 30'un üzerinde insan öldürüldü ve en az 80 kişi yaralandı.
Başlangıçta, Rusya yetkilileri trenin raydan çıkmasının nedeninin bir başka "kaza" olduğunu açıkladı. Ancak patlama sonucu oluşan krater herkes tarafından görünür olduktan sonra Rus liderliği bu olayın bir saldırı sonucu olduğunu kabul etmek zorunda kaldı.
Sahte şüpheleri gidermek için en son ikinci patlama, ana bombanın verdiği zarardan hemen sonra meydana geldi ve Başsavcı emri altındaki Araştırma Komitesi başkanı Bastrıkin'i neredeyse havaya uçuracaktı.
Bütün bu gerçeklere rağmen, kâfirler halen "muhtemel bir kaza" hakkında yazmayı tercih ederken, diğer taraftan ana versiyonun bir sabotaj operasyonu olduğunu tanımak zorunda kalıyor.
Biz bu operasyonun, bu senenin başında planlanan Kafkasya Emirliği Emiri Dokka Umarov'un emirlerine uygun olarak Rusya'nın önemli bir dizi stratejik hedeflerine karşı başarılı sabotaj eylemleri düzenlemek çerçevesinde hazırlandığını ve başarıyla gerçekleştirildiğini ilan ediyoruz.
Kafkasya Emirliği komutanlığı tarafından bahar mevsiminde ki Meclis-ul Şura'da daha önce defalarca kez uyardığı gibi, Kafkasya'da ki işgalcilerin altyapısına güçlü darbeler indirmekle birlikte Rusya'nın topraklarında da sabotaj savaşı yürütme kararı alındı.
Bugün, biz elektrik iletim hatlarına, petrol ve gaz hatlarına yönelik operasyonlar yürütüyoruz. Çok sayıda operasyon hazırlık aşamasındadır.
Biz, Rusya topraklarında Cihadı daha fazla yaymak ve Rusya'nın ekonomisine zarar vermek için mümkün olan her şeyi yapacağımızı ilan ediyoruz. Böylece Rusya Kafkasya'yı hammadde üssü olarak kullanma olanağından mahrum kalacak.
Uzun bir süredir şu gerçeğe alıştık, böyle operasyonlar neticesinde Mücahidler Rusya'nın "sivillerine" karşı bir savaş yapmakla "suçlandı", ancak biz gelecekte de sadece intikam eylemleri şeklinde böyle şaşırtmacalar yapma niyetindeyiz.
Bu şaşırtmacalar tamamen dini inançlarına göre yaşamak isteyen sıradan Müslümanlara yönelik Kafkasya'da ki işgalcilerin öldürme siyaseti sürdüğü müddetçe devam edecektir.
Biz ayrıca Rus halkının, Rusya hükümetinin Kafkasya'da yürüttüğü kanlı işgal rejimini ve suçları sadece temel İslami kurallara göre yaşama arzusunda olmak olan barışçıl Müslümanların vahşice öldürülmesini onaylayarak ve destekleyerek Rus hükümetinin suç ortağı olduğunu düşünüyoruz.
Ancak, buna rağmen Emir Dokka Ebu Osman'ın emriyle silahsız Rusya halkı arasında zayiatlardan kaçınmaya çalışacağız ve onları operasyonlarda öncelikli hedefler olarak düşünmeyeceğiz.
Bu sene Mücahid komutanlığında, farklı istihbarat-sabotaj birimleri eğitildi ve düşman topraklarında operasyonlar yapmak için Rusya'nın içlerine doğru gönderildi. Sonuç olarak ve bu operasyonların neticeleri Rusya'ya büyük ekonomik zarar verdi, bu doğrultuda çalışmalarımıza devam edeceğiz.
Biz Rusya liderliğini uyarıyoruz; Kafkasya Emirliği'nin masum Müslümanlarını öldürmeye son vermediğiniz müddetçe ve "ölüm tugaylarının" eylemlerine son vermediğiniz sürece biz de Rusya'nın "sivil" halkına karşı uygun askeri operasyon yapma hakkını saklı tutuyoruz.
Ve bizim için Yüce Allah'ın Kur'an da söylediği söz yeterlidir: "Sizinle savaştıkları gibi onlarla savaşın"
Kafkasya Emirliği Silahlı Kuvvetleri Ana Karargâhı
Kavkaz Center

Hollanda'da Kiliseden çevrilen caminin minaresi törenle açılacak
Hollanda'nın Başkenti Amsterdam'da 1994 yılında kiliseden camiye çevrilen Amsterdam Nizam-ı Âlem Süleymaniye Camii'nin sonradan yapılan 'minaresi', önümüzdeki hafta törenle açılacak.

İsviçre'de minare yapımına yasak getiren referandumun yankıları sürerken, Hollanda'da bir Türk caminin yeni yapılan minaresi, 11 Aralık tarihinde hizmete açılacak. Önümüzdeki hafta yapılacak resmi törene Amsterdam'ın Osrdorp Belediye Başkanı Marjo Teuling de katılacak.
Hollanda'da minare tartışmalarının olmamasından memnuniyet duyduklarını dile getiren Amsterdam Nizam-ı Alem Süleymaniye Cami Derneği Başkanı Hikmet Tikici, insanların birbirlerini olduğu gibi kabullenmelerinin çok önemli olduğunu söyledi. Camilerin kutsal mekanlar olduğunu dile getiren Hikmet Tikici, "Yaşadığımız ülke Hollanda'da camilerimize yönelik herhangi bir eleştiri almadık. Tam aksine Hollandalı yetkililerden ve halktan büyük destek gördük. Son günlerde İsviçre'de yaşanılan cami ve minare tartışmalarını son derece çirkin buluyoruz. Hollanda'da bu tür tartışmalar yaşanmadı."dedi. Önümüzdeki hafta caminin iki yeni minaresinin açılışını yapacaklarını belirten Tikici, caminin sadece ibadet yeri olarak değil, birçok sosyal aktiviteye de ev sahipliği yaptığını anlattı. Tikici, minarelerinin resmi açılışına Osdorp Belediye Başkanı Marjo Teuling'in de katılacağını duyurdu. Belediye Başkanı Marjo Teuling'in törene katılmaktan memnuniyet duyacağını ifade ettiği öğrenildi. Törene ayrıca, Amsterdam Emniyet Amiri, Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörü Ahmet Akgündüz, Büyük Birlik Partisi(BBP) Genel Başkanı Yalçın Topçu ve Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Şanverdi'nin de katılacağı açıklandı.
Caminin çok yönlü kullanıldığına dikkat çeken Hikmet Tikici, şöyle devam etti: "Camimizin çift minaresi var. Modern yapısı Hollanda ve Türk mimari örneklerini yansıtıyor. Camimizde alt kısımla birlikte yaklaşık bin kişi aynı anda ibadet yapabiliyor. Büyük bir alan sahip külliyede gençler ve kadınlar için ayrı çalışma alanları, kütüphane, konferans salonu, dershaneler, lokanta ve geniş bir bahçesi bulunuyor. Camimizde konferans ve seminer günleri düzenliyoruz. Bu vesile ile tüm halkımızı minare açılışımıza davet etmek istiyoruz."

Musul ITC Başkanı şehid edildi!
Irak’ın kuzeyinde bulunan Musul kentinde Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Yavuz Efendioğlu, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
Irak"ın kuzeyinde bulunan Musul kentinde Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Yavuz Efendioğlu, uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybetti.
Akşam saatlerinde meydana gelen olayda ITC Yürütme Kurulu Üyesi ve Musul İl Başkanı Yavuz Efendioğlu, evinin önünde kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısına uğradı.
Saldırıda, vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden kurşunlardan dolayı kan kaybeden Efendioğlu, olay yerinde hayatını kaybetti. Musul güvenlik güçleri, olayla ilgili faillerin bulunması için çalışma yürütürken, Ocak ayında ülke genelinde yapılacak genel seçimler öncesi etnik grup temsilcilerine yönelik saldırılarda artış olması endişelere yol açtı. Geçtiğimiz günlerde Kerkük"te, Şii lideri Mukteda El Sadr hareketinin liderlerinden olan Hadi İsa El Thibabi ise, gıda maddeleri satan bir dükkanda kendisine susturuculu silahla ateş edilmesi sonucu hayatını kaybetmişti.
BASIN BİLDİRİSİ
Yürütme Kurulu Üyesi ve Irak Türkmen Cephesi Musul İl Başkanı Yavuz Efendioğlu"nun Şehit edilmesi ile ilgili ITC TT bir basın bildirsi yayınladı.
Türkmenler kadar; tarihte hiçbir millet yoktur ki, neredeyse her şehri bir katliamla anılmasın… Tarihte hiçbir millet yoktur ki, yıllar itibariyle bakıldığında, sistematik olarak katledilmesin… Tarihte hiçbir millet yoktur ki, soykırıma ve asimilasyona bu kadar maruz kalmasın… 1920′den bu yana sayısız katliam yaşayan ve sürekli baskı altında tutulan Irak Türkleri, 2003 sonrası da aynı kaderi yaşamıştır.
2003 Saddam rejimi sonrası, Türkmeneli"nin her bir yerinde patlama ve kaçırma olayları sıradan bir olay haline getirilmiş; Kerkük, Telafer, Amirli, Yengice, Tuzhurmatu, Karatepe, Tazehurmatu, Şirinhan Karakoyunlu ve daha bir çok yerde saldırılar tertip edilmiş çok sayıda Irak Türk"ü şehit olmuştur. Daha geçen hafta Kerkük Hurmahanı"nda ve Atlas caddesinde bombalı saldırı yapılmış onlarca vatandaşımız şehit olmuştur.
En son dün Irak"ın Musul kentinde ITC Yürütme Kurulu Üyesi ve Irak Türkmen Cephesi Musul İl Başkanı Yavuz Efendioğlu evinde uğradığı, saldırı sonucu şehit olmuştur.
Dün Akşam saatlerinde meydana gelen olayda Yavuz Efendioğlu, evinden çıkarılarak kimliği belirsiz kişilerin silahlı saldırısına uğramıştır. Şehit Yavuz Efendioğlu, 2 ay önce tutuklanmış bir süre alı konduktan sonra serbest bırakılmıştır. Tüm baskılara rağmen mücadelesine devam eden, yaklaşan seçimlerde halkı için yoğun çalışmalarda bulunan, Şehit Yavuz Efendioğlu; şer güçlerinin hedefi olmuştur.
Şehidimize Allah"tan rahmet, halkımıza sabırlar diliyoruz.
Bütün baskı ve saldırılara rağmen Irak Türklerini hiçbir güç yıldıramayacaktır. Ulvi davamız için azimle çalışmaya devam edeceğiz.
Irak Türkmen Cephesi
Türkiye Temsilciliği

 (Allah (cc) Rahmet eylesin! www.asilkan.org)

BOZKURTLAR DİRİLDİ

Evet milletimizin özbeöz Türk ırkından olan TÜRKMENELİ Türkmenleri, gözünüz aydın olsun biz 50 genç olarak örgütlendik ve TÜRKMENKULU Ağabeyimizi kendimize baş olarak seçtik

Evet milletimizin özbeöz Türk ırkından olan TÜRKMENELİ Türkmenleri, gözünüz aydın olsun biz 50 genç olarak örgütlendik ve TÜRKMENKULU Ağabeyimizi kendimize baş olarak seçtik amacımız:
1-Türkmenelini hakiki olarak kurmak ve bu yolda her fedakârlığı göze alarak son nefesimize kadar uğraşmak.
2-Milletimizin fakir fukarasına yardım etmek.
3-Türkmeneli bölgelerinde yaşayan soydaşlarımızı savunmak.
4-Türkmenelini kuzey bölgesine katılmaması için her bir eylemde bulunmak.
5-Tutsak şehirlerimizi Kürtlerden kurtarmak.
6-Türkçülük mefkûresini yaymak.
7-Partizanlığa hayır ama bütün partilere üye olarak onları yakınlaştırmak hedefimizdir.
8-Bölgeciliğe ve mezhepçiliğe hayır deriz.
Bütün gençlerimize ve büyüklerimize sesleniyoruz bizlere katılın,bizim çalıştığımız saha bütün Türkmeli bölgesidir bina ,dernek ve yapılar içinde çalışmayacağız,bizimle hemfikir olanlarla e-mail ile görüşeceğiz ve TÜRKEMENKULU liderimizin direktiflerini uygulayacağız.Ne para pul istiyoruz nede para pul vereceğiz,yalnızca sizlere gurur verebiliriz ve sizinle gururlanırız.
Türkmenseniz bize katılınız adresimiz
Bozkurt_turkman@yahoo.com
unutmayınız istikbal bozkurtlarındır       İMZA BOZKURTLAR

Avusturya'dan sınır dışı edilen Çeçenlerin hayatı tehdit altında
Kavkaz Center/ Avusturya radyosuna göre, Kadırov haydutlarının gizlice yarattığı terör ve Avusturyalı yetkililerin politikası yüzünden, bazı Çeçenler Çeçenya'ya geri dönmek zorunda bırakıldı ya da Polonya'ya sınır dışı edilmeyi kabul etmek zorunda bırakıldı. Avusturya'nın kendisi Çeçenleri "ilk giriş ülke" olan Polonya'ya sınır dışı ediyor. Ancak, FSB katilleri ve Kadırov'un temsilcileri yüzünden sınır dışı edilen Çeçenlerin hayatları burada tehdit altında. Avusturya'ya siyasi sığınma talebi için yapılan başvuruların Avusturya yetkilileri tarafından artan sayıda reddedilmesiyle ilgili olarak mülteciler, bu yılın Ocak ayının 13'ünde Umar İsrailov'un bir grup Rus FSB terörist haydutları tarafından suikastla öldürülmesinden sonra Avusturya'da ki Çeçenlerin korkusunun arttığını öne sürüyorlar: "Herkes korkuyor.  Avusturya ve Avrupalı yetkililerin Çeçenleri mülteciler olarak tanıması gerektiğini ve onların Çeçenya'ya geri dönmeye gönüllü olmadıklarını anlayabilmeleri için daha kaç tane insan ölmeli! Ancak, Çeçen kanı Rus petrolünden daha ucuz görünüyor." Avusturya İçişleri Bakanlığı siyasi sığınma talepleri değerlendirilirken polis Kadırov'un geçenlerde öldürttüğü insan hakları savunmacılarını dikkate alacağını duyurdu, bununla birlikte Çeçenlere siyasi sığınma verme koşullarına yaklaşımda temel bir değişiklik beklenmiyor.
Rus teröristlerin tüm aktivitelerinin Viyana'da ki Rus Elçiliği tarafından yönetildiğini hatırlatmak isteriz.
Avusturya ve Avrupa'da ki suikastları ve diğer Rus terörist operasyonlarını gerçekleştiren departmanın başı Viyana'daki Rus Elçiliği terör yuvasından bir "Rus diplomat" olan, haydut FSB Albayı Said-Selim Peşhoyev, Peşhoyev ayrıca Kadırov'un eski "İçişleri Bakanı"ydı.

Rum basınına göre Türk malları yüzde 12.3
Alithia Gazetesi, “Kıbrıs Türk Arazisi: 848 Bin 858 Dönüm... Kıbrıs Çapında Yüzde 12,3” başlıklı haberinde Rum İçişleri Bakanlığı’nın, Rum Meclisi Maliye Komitesi tarafından Pazartesi günü görüşülecek olan 2010 yılı bütçesinde, Rum tarafındaki ve Ada genelindeki Kıbrıs Türk mallarının alanıyla ilgili veriler yer aldığını bildirdi. Bu verilerin, Cumhurbaşkanı Talat ve Rum Yönetimi Başkanı Hristofyas’ın mülkiyet müzakereleri ışığı altında çok önemli olduğunu belirten gazete özetle şunları yazdı:
455 BİN 306 DÖNÜM
“Bakanlığa göre Kıbrıslı Türklerin, toplu halde işgal bölgelerine geçmeleri sonucunda özgür bölgelerde terk ettikleri toplam alan 455 bin 306 dönüm, yani 609 milyon 110 bin 86 metrekaredir.Bu da özgür bölgelerdeki alanın yüzde 10,14’üne tekâbül ediyor.
Kıbrıs genelindeki, mülkiyeti Kıbrıslı Türklere ait alanın ise 848 bin 858 dönüm yani 1 milyar 135 milyon 602 bin 232 metrekare olduğu, bunun da Kıbrıs genelindeki arazinin yüzde 12,3’üne tekâbül ettiği belirtiliyor.
Bakanlığın, özgür bölgelerdeki Kıbrıs Türk malı alım-satımları konusundaki bulguları ise şöyledir:
2 BİN 978 DÖNÜM SATILDI
1974’ten 2009’a kadar 2 bin 978 dönüm (3 milyon 983 bin 705 metrekare) genişliğinde 539 parselin Kıbrıslı Rumlara alım-satım/devir işlemi tamamlandı. Bu da Kıbrıs genelindeki mülkiyeti Kıbrıslı Türklere ait toplam malların yüzde 0,33’üne, özgür bölgelerdeki Kıbrıs Türk mallarının da yüzde 0,68’ine denk geliyor.
Şunu belirtelim, herhangi bir Kıbrıs Türk malının alım-satım işleminin mümkün olabilmesi için; malını satmak isteyen Kıbrıslı Türk mal sahibinin Türk istila ve işgalinden önce yurtdışına gittiğini ve yurtdışında ikamet etmeye devam ettiğini ispat etmesi ve satılacak Kıbrıs Türk mülkünün önemli bir genişliğe ve değere sahip olmaması şartı aranıyor. Alım-satım işlemlerinin, satış değeri 341 bin 720,29 Euro üzerinde olması halinde Bakanlar Kurulu’nun onayı gerekiyor.”

Svat'a misilleme: 30 ölü

Pakistan'ın Lahor kentinde emniyet müdürlüğü ve istihbarat servisi binalarını hedef alan saldırgan 30 kişinin ölümüne 250 kişinin de yaralanmasına neden oldu. Saldırının, Taliban'a karşı Svat Vadisi'ndeki operasyona karşı misilleme olabileceği belirtildi
Rusya'nın başkenti Moskova'da, İslam Kültür Merkezi'ni ziyaret eden Pakistan'ın eski Devlet
Başkanı Pervez Müşerref saldırı ile ilgili olarak "Bu patlamalar Taliban tarafından yapılmış olabilir. Çünkü Pakistan askerleri son günlerde Svat vadisinde başarılı operasyonlar yapmıştı. AncakTaliban Pakistan için büyük tehlike oluşturmuyor çünkü bunları destekleyenlerin oranı son derece düşük" diye konuştu.
Gerilimin her geçen gün tırmandığı Pakistan dün en kanlı günlerinden birini yaşadı. Lahor kentinde, emniyet müdürlüğü ve istihbarat servisi binalarını hedef alan bombalı saldırıda 30 kişi öldü onlarca kişi yaralandı. Yerel hükümet yetkilisi Secad Bhutta 250'den fazla yaralı bulunduğunu söyledi. Bhutta, polis merkezi ve Pakistan istihbarat servisinin binaları arasındaki yolda silahlı kişileri taşıyan bir aracın durduğunu, istihbarat binasına ateş açtıklarını, güvenlik güçlerinin de saldırganlara karşı ateş açtığını, daha sonra bomba yüklü aracın infilak etiğini anlattı.
SVAT'A MİSİLLEME
Bu arada kurtarma görevlileri ölü sayısının 35 civarında olduğunu, El Arabiya televiz- yonu da bir polis yetkilisine dayanarak en az 70 kişinin öldüğünü belirtti, ancak bu bilgiler doğrulanmadı. Polis merkezi ile istihbarat binasının ağır hasar gördüğü saldırıda, bazı binalarda da zarar olduğu belirtildi. Saldırının ardından başlatılan kurtarma çalışmalarıyla birlikte askerlerin çevrede güvenlik önlemi aldığı kaydedildi.
2 ZANLI GÖZALTINDA
Pakistan İçişleri Bakanı Rahman Malik de kanlı saldırının, Afganistan sınırındaki aşiret bölgeleriyle Svat vadisinde Taliban üyelerine yönelik operasyonlara karşı bir misilleme olabileceğini açıkladı. Malik, "Ülkeyi istikrarsızlığa sürük- lemek isteyen Pakistan'ın düşmanları Svat vadisinde bozguna uğratıldıktan sonra buraya geliyorlar" dedi. Saldırının sorumluluğunu henüz üstlenen olmadı, ancak polis olayla ilişkisi olduğu saptanan 2 zanlıyı gözaltına aldı.
 

Kadırov Alu Alhanov'un kendisine karşı suikast hazırlığında olduğunu söyledi
Kavkaz Center/ Mürted çetesinin elebaşı Kadırov yerel bir kukla TV'ye verdiği röportajında bu kuklaların eski resmi elebaşı olan Alu Alhanov'un kendisini öldürmek istediğini söyledi. Kadırov'a göre, Alhanov kendisinin fiziksel olarak ortadan kaldırılması için bir plan organize etti ve Gantamirov, Yamadayev kardeşler ve Movladi Baysarov da bu işe dahil oldu.
Kadırov, Alu Alhanov'un kendisine ihanet ettiğini söylerek şikayetini dile getirirken, mürted çetesinin şimdiki ele başının "Alhanov'un kendisini sonuna kadar takip etmeye hazır olduğu düşüncesinde olduğuna inanılıyordu"
Kadırov'un özellikle bugün niçin Alhanov'a karşı bu suçlamaları yaptığı henüz net olarak belli değil.
Moskova'daki bazı kaynaklar, Moskova'da ki bazı kişilerin Kadırov'un halen Medvedev'in yaratıklarından biriyle değiştirebileceği korkusu taşıdığına inanıyorlar. Bu yüzden, Moskova'daki kaynaklar, Ruslan Yamadayev'in Medvedev'in Kremlin'e geldikten sonra Kadırov'un yerine düşünüldüğü için öldürüldüğüne inanıyor.
 

PKK'YA AKP'DEN 5 MİLYAR DOLAR

SİGARA YASAĞI SADECE BAHANE!..

Kaçak Tütünün kilosu 100 Tl'ye çıktı.

 

 

Sigara yasağıyla, on binlerce esnafı mağdur eden, dükkanlarını kapattıran  AKP, PKK tekelinde olan sigara filtresi ve kaçak tütün ticaretine göz yumuyor. Hemen hemen her semtte ve pazar yerlerinde, Kuzey Irak'tan  kaçak olarak getirilen sigara filtreleri ve kaçak tütünler serbestçe satılabiliyor. Hatta Tütün, filtre ve kaçak sigara satan  dükkanlar maliyeye kayıtlı olarak faaliyetlerini sürdürüyorlar. Sitemizin yaptığı araştırmalara göre; TEKEL'in depolarda bekleyen ve başına dert olan tütünleri kıyarak Doğu ve Güneydoğululara  ücretsiz verdiği ve bu tütünlerin piyasaya kilosu 40-100 TL'den sürüldüğü iddiaları bile var. Sezai Ensari'nin kurumun başına geldiği günden sonra, bu dedikodular ayyuka çıktı. Piyasada mavi küf hastalığı taşıyan ve akciğer kanseri yapan hastalıklı tütünler daha ucuz fiyata olduğu için çok kolay alıcı bulabiliyor. Sitemiz Başyazarı ve Büyük Turan Partisi Kurucu Genel Başkanı Hakkı DEDELER konuyla ilgili olarak şunları söyledi: "Sigara yasağını matah bir şeymiş gibi uygulayan kamu görevlilerimiz mekan kapatıyorlar. Kendilerini İstanbul Fatihi görüyorlar. Aynı deyyuslar,gözleri önünde satılan mavi küf taşıyan tütünleri satan "Tütüncü" dükkanlarını görmezden geliyorlar. Ülkemizde her yıl 1,5 milyar paket sigara tüketiliyor. Tütün ve filtre kaçakçısı PKK'nın cebine her yıl AKP kanun zoruyla 5 milyar TL koyuyor. Bu rantın ne kadarı AKP'nin cebine girer veya girmez bu benim araştırabileceğim bir mevzu değil" dedi.

NOT: BU TÜR HABERLERİ HÜKÜMET BESLEMESİ SİYONİST GÜDÜMLÜ TÜRKİYELİ BASININDA OKUYAMAZSINIZ!..

DAMAR KURUTAN VAMPİRLER!..

DEPREM ALLAH'TAN MI  ABD'DEN Mİ?..

ÖLÜM-KALIMLA MÜCADELE EDEN HAİTİ'Yİ ABD ASKERLERİ İŞGAL ETTİ. FRANSIZLAR 276 ÇOCUĞU ALIP GÖTÜRDÜ. ORTALIKTA İSRAİL ORGAN MAFYASI DOLAŞIYOR

www.asilkan.org ÖZEL HABER/ Depremin yerle bir ettiği Haiti'yi, depremden daha korkutucu tehlikeler işgal eti. Sanki planlanmışçasına, depremden hemen sonra,  tam teçhizatlı binlerce ABD askerleri havaalanlarını kontrolleri altına aldılar. ABD askeri uçak ve helikopterlerinin depremzedelere yardım değil, personellerine ihtiyaç maddeleri indirdikleri gözlemlendi. Yine, ABD paraşütçü birliklerinin depremden hemen sonra, Haiti Başkanlık sarayını işgal ettikleri ve yağmaladıkları haberleri geliyor. Bütün bunlar olurken, Fransız misyonerleri Haiti'de kol gezmeye başladılar. İlk etapta 276 kimsesiz kalan Haitili çocuğu alıp götürmeyi planlayan Fransız Misyonerleri, kendilerini ayıplayan diğer ülke insanlarına: "Biz daha sonra götürdüğümüz bu çocukları ülkelerine geri getireceğiz" şeklinde yalan beyanlar veriyorlar. Son gelen haberler; İsrailli organ mafyalarının deprem bölgelerinde kol gezdikleri,yaralıları bayıltarak, organlarını çalıp götürdükleri şeklinde. Son Haiti depremi akıllara şu soruyu getiriyor: "Haiti depremi Allah'tan mı, ABD'lilerden mi? Bir nükleer deneme olmasın? Bazen paranoyaklar da haklı olabilir'..

* סגן שר החוץ של ישראל אבא נדל לגיטימי עודדה את היטלר! ...
* Deputy Minister of Israel Real legitimate father had encouraged Hitler! ...
* Stellvertretender Minister für Israel Real legitimen Vater hatte Hitler ermutigt! ...
* نائب رئيس وزراء إسرائيل ريال الأب الشرعي قد شجعت هتلر!...
* Заместитель министра Израиля Real законного отца призвали Гитлера! ..
.

SAHTE USAME'NİN BAŞINA 25 MİLYON DOLAR ÖDÜL KONDU... ALIN VE SAÇLAR KOMÜNİST!..

 ABD'nin El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in muhtemel son haline dair yayımladığı “yaşlandırılmış” çizim için, İspanyol komünist Birleşik Sol partisinin lideri Gaspar Llamazares'in fotoğrafını kullanıldığı anlaşıldı. FBI'ın sözcüsü haberi doğrularken, olaydan yeni haberi olan Llamazares ise sorumluların ortaya çıkarılması için işlem yapılmasını istedi. 7 Ağustos 1998 tarihinde, Tanzanya ve Kenya ABD Büyükelçileklerinin bombalanması, 225 kişinin ölmesine ve 5  bin kişinin yaralanmasından sorumlu tutulan Üsame bin Muhammed Ladin'in FBİ tarafından yeni digital fotoğrafları yayınlanarak, başına 25 milyon dolar ödül kondu. 11 Eylül saldırılarından da sorumlu tutulan El Hac, el Mücahid Ladin'in Tanzanya, Nairobi-Kenya'da olabileceği belirtiliyor.

Doğum Tarihi: 1.957, Doğum Yeri: Suudi Arabistan,Yükseklik: 6'4 "- 6'6" (193-198 cm), Ağırlık: £ 160 (71 kg), Saç: Kahverengi, Gözler: Kahverengi, Cilt: Zeytin, Cinsiyeti: Kötü, Uyruk: Suudi Arabistan, Özellikleri: Tam sakal, bıyık; kamışı ile yürüyor. Durum: Kaçak, Aliases: Üsame bin Muhammed Bin Ladin, Şeyh Usame bin Ladin, Prens, Emir, Ebu Abdullah, Mujahid Şeyh, Hac, Müdür

 

Çin vahşetine bizimkiler ve dünya seyirci kaldı...
196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi
Çin Yönetimi dünyaya adeta meydan okuyor. Çin'den bir katliam haberi daha geldi. Çin yönetimi olaylardan sorumlu tuttuğu 196 Uygur Türk'ünü kurşuna dizdi. Uygur Türklerinin gösterisi ölümle sonuçlandı. Çin polisi sert müdahale etti. Bin 500 kişi gözaltına alındı. Olayların sorumlusu olanlar da kurşuna dizildi. Geçen ay bir fabrikada Çinlilere Uygur Türkleri arasında çıkan kavganın ateşlediği olaylar sokağa taştı. Uygur Türkleri kavgada ölenlerle ilgi soruşturma açılmasını talep etti. Ama Çin hükümeti olayı örtbas etmek isteyince, Urumçi karıştı. Günler süren olaylar sonrasında Çin yönetimi Urumçi'ye asker takviye etti. Urumçi'de ev ev baskınlar yapıldı, Uygur Türkleri gözaltına alındı. Çin hükümeti olayların sorumlularının idam edileceğini açıkladı. Ve o kararını önceki gün uyguladı. Tam 196 Uygur Türk'ü kurşuna dizildi. Uygur Türklerinin nerede idam edildiği bilinmiyor. Cenazelerinin ailelerine verilip verilmediği de belli değil. Bilinmeyen sadece o değil. 600'den fazla kişiden de haber alınamıyor. Çin yönetimi olayları kanlı şekilde bastırdı. Tam 196 Uygur Türkünü de idam etti. Adeta dünyaya meydan okudu.

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar,"Bu işkencelere kim dur diyecek"
İstiklal/ Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar, 5 Temmuz’da başlayan yüzlerce Uygur Türkünün öldürüldüğü olayların durmasının ardından şimdi hapse atılanlara yapılan insanlık dışı zulümlerin başladığını belirtti. Avşar, “Aldığımız haberlere göre olayları çıkardığı iddiasıyla yakalanan binlerce Uygur Türküne inanılmaz işkenceler yapılıyor. İşkence sonrası insanlar kurşuna diziliyor. Son aldığımız habere göre bir hapishanede tutulan 196 Türk kurşuna dizildi. Bu işkence ve vahşete dünya seyirci kalmamalı” dedi.
İDRAR İÇİRİYORLAR
Avşar, Çinli asker ve polisler tarafından başlatılan insan avında yakalanan binlerce Türk’se işkence uygulandığını belirterek, “Tutuklanan Uygur Türklerine uygulanan işkenceleri insan duyunca bile kanı doyuyor. İnsanlara karşılıklı idrarları içiriliyor, demirden yapılan özel kamçılarla insanların vücudu lime lime edilene kadar dövülüyor ve üzerine tuz basılıyor. 21. yüzyılda yapılan bu insanlık dışı devlet terörüne dur denmesi gerekir” diye konuştu.

GARDİYAN BİLE DAYANAMADI
Doğu Türkistan da yapılan işkence ve zulüm şiddetinin insanın midesini bulandıracak kadar aşırı olduğunu ifade eden Avşar, “Yapılan zulümleri görüp dayanamayan bir gardiyanın intihar ettiği haberini de aldık, Çin hem soykırım hem de dünya tarihinde az rastlanan bir insanlık ayıbı yapıyor” dedi.
BM GÖREVE
Çinin yaptığı işkence zulümlerin biran önce bitirilmesi için Birleşmiş Milletler ve insan hakları savunucusu kurumları göreve çağrılan Avşar, “Bu işkenceler biran önce durdurulmalı ve BM gözlemcilerinin nezaretinde yapılacak adil yargılama sonrası insanlar tutuklanmalı” diye konuştu.

Uygur Türkleri katlediliyor, Gökbayrak'ı yasaklayan Türkiye seyrediyor!..
www.asilkan.org / son dakika  haber/ Çin'in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin merkezi Urumçi'de Çinliler ile Uygur Türkleri arasında meydana gelen çatışmalarda en az 140 kişi öldü. Olaylarda 828 kişinin de yaralandığı belirtiliyor. Özerk bölge polisi ölü sayısının 140'a, yaralı sayısının 828'e çıktığını açıkladı. 57

CESET SOKAKLARDAN TOPLANDI Özerk bölge polis müdürü Liu Yaohua, sokaklardan 57 ceset toplandığını, diğerlerinin de hastanede öldüğünü söyledi. 261 ARAÇ YAKILDI Çinli yetkili düzenlenen basın toplantısında, olaylarda 190'ı otobüs, en az 10 taksi ve iki polis aracı olmak üzere 261 motorlu taşıtın yakıldığını söyledi. YÜZLERCE KİŞİ GÖZALTINA ALINDI Sabah saatlerinde bazı araçlar yanmaya devam ederken, ilk belirlemelere göre 203 dükkan ve 14 ev hasar gördü. Liu, onlarcası elebaşı olmak üzere olaylarla ilgili "yüzlerce kişinin gözaltına alındığını, olaylarda kilit rol oynadığından şüphelenilen 90 kişinin arandığını" ifade etti. Şehirde ana caddelerin yanı sıra elektrik ve doğal gaz şirketleri ile televizyon istasyonu gibi önemli yerlerde güvenlik önlemleri artırıldı, komşu şehirlere giriş çıkışta kontrol noktaları oluşturuldu. Vatandaşların, düzenin sağlandığının açıklanmasına rağmen halen kendilerini güvende hissetmedikleri de gelen haberler arasında. UYGUR TÜRKLERİ'NE İŞGENCE İÇİN GÖZALTI Bu arada şüphelilerin sorgulanması için komşu bölgelerden etnik gruplara mensup 100'den fazla yetkili Urumçi'ye getirildi Hayatını kaybedenlerin kimlikleri ve nasıl öldükleri şeklinde henüz ayrıntılı açıklama yapılmadı.

Dokka Umarov Dağıstan'da Mücahidlerin başarısına cevap olarak 'öldürüldü'
Kavkaz Center/ Yayınlama zamanı: 9 Haziran 2009, 15:28
Kafkasya Emirliği Genel Temsilciliğinden (Vekalet) bir yetkili Kavkaz Center'a Emir Dokka Ebu Osman hakkında çıkan yaralandı ve öldürüldüğüne ilişkin haberlerin doğru olmadığını söyledi. Ona göre Dokka Umarov yaralanmadı, hayatta ve korumalarından hiç kimse öldürülmedi. Dokka Umarov'ın "öldüğü", "cesedin incelenmesiyle" "ölümünün teyit edileceği" söylentileri kurgusal bir yaygara ve Mücahidler tarafından ortadan kaldırılan Dağıstan İçişleri Çetesi Çetebaşı Magomedtagirov'un ölümün etkilerini azaltmak için işgalcilerin bir "cevabı". 8 Haziran günü akşamı işgal basın organları Emir Dokka Ebu Osman'ın 5 Haziran, Cuma günü öldüğü yalanını açıkladıklarını hatırlatmak isteriz. Daha önce Kadırov ve Delimhanov mürtedleri tarafından iddia edilen, Emir Dokka Ebu Osman'ın yaralandığı ve korumalarından 4'ünün öldürüldüğü haberini aynı günün akşamı Kafkasya Emirliği komutanlığı yalanlamıştı.
Kavkaz Center tarafından alınan bir mesaj, Emir Dokka Ebu Osman'ın sağ salim olduğu, yaralanmadığı ve Mücahidlere liderlik yapmaya devam ettiği belirtilmişti. Ayrıca onun korumalarından ölen ve yaralanan da yoktu.
Dokka Umarov'un bir önceki ölümü ile ilgili haber Yandex arama motorunda bulunabilir:
"Doğum Tarihi - 13.04.1964
"Ölüm Tarihi- 27.03.2000
....27 Mart 2000 Çeçenya dağlarında, militanların komutanı Dokka Umarov öldürüldü....17.06.06 strana.ru websitesi, Yandex işgal basın organlarının bilgilerine dayanarak bildirdi.."
Bu bağlamda belirtmek isteriz ki Dokka Umarov'un ölümüyle ilgili ilk rapor 8 Haziran günü "sarı" Infoks websitesi aracılığıyla basına bildirildi.
"Kommersant " gazetesine "sızan" son bilgi ile eski ÇİC Dış İşleri Bakanı Zakayev tarafından "operatif" yorumu, Dokka Umarov'un öldüğünün teyidi 12 Haziran Rusya Günü olabileceği, dolaylı olarak Vekalet temsilcisinin D.Umarov ölümüyle ilgili haberler, Mücahidlerin Dağıstan mürtedlerinin üst düzey çete liderlerinden biri olan Adilgerey Magomedtagirov'u ortadan kaldırmasından sonra ortaya çıktığı düşüncesini doğruluyor.
Dokka Umarov'un "ölümü" haberi, Dağıstan İçişleri Çete başının ortadan kaldırılmasının etkisini sanal olarak azaltabilecek enformasyonsal manevra olarak yeni bir olay olarak başlatılmıştır.
Bu yaygın olarak bilinen ve Rus gizli servisleri tarafından yıllardır kullanılan "enformasyonal özel önlemler" standart pratiğidir.
Bu arada, Zakayev Kommersant gazetesine "Eğer Dokka Umarov gerçekten öldürüldüyse, bunun Kafkasya Emirliği'nin sonu anlamına" geldiğini umut ettiğini açıkladı.
Bu bağlamda, Zakayev'in düşüncesinde, yeni emir "sözde Çeçen Vahabistlerin ideologları İsa Umarov ve kardeşi Movladi Udugov'un uzun bir süredir başarmak için çalıştıkları, uluslar arası "El-Kaide" ağı içine yer altı silahlı yapının resmi girişini deklare edebilir"

Çin Katliamı Devam Ediyor Altı Uygur'a İdam cezası verildi
İstiklal /
Urumçi'de meydana gelen olaylar nedeniyle Çin mahkemesi altı kişiyi cinayet ve diğer suçlardan idama mahkûm etti. Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'de Temmuz ayında meydana gelen olaylar nedeniyle Çin Mahkemesi altı kişiyi cinayet ve diğer suçlardan idama mahkûm etti. Çin Mahkemesi tarafından Abdülkerim Abdülvahit, Geni Yusuf, Abdullah Mettohti, Adil Rozi, Nureli Vuşiıar ve Alim Metyusuf adlı Uygur Türklerini ölüm cezasına mahkum etti. Tahirejan Abulimit adlı kişi ise suçunu Kabul ettiği ve Çin makamlarına yardımcı olarak Alim Metyusuf'u yakalattığı için ölüm cezası yerine ömür boyu hapse mahküm edildi. 1400 kişinin yargılanması gruplar halinde devam ediyor. Uygur Türkleri ile Han Çinlileri arasında temmuz başında çıkan olaylarda yaklaşık 200 kişi ölmüş, 2 bin kişi de yaralanmıştı. Urumçi'deki huzursuzluğu, Çin'in bir başka bölgesindeki Guangdong vilayetinde yer alan bir oyuncak fabrikasında çıkan bir kavganın tetiklediği haber verilmişti. Bu olaylarda iki Uygurun öldüğü, 14 Uygurun da ciddi şekilde yaralandığı bildirilmişti. 5 Temmuz'da Urumçi'deki Uygur toplumunca Guangdong'daki olaylarda Uygurların ölmesini protesto amacıyla başlayan gösteriler şiddet olaylarına dönüşmüştü. Olaylarda en az 197 kişinin öldüğü, 1,700 kişinin de yaralandığı haber verilmişti. Hükümet, ölenlerin çoğunluğunun Han Çinlileri olduğunu açıklarken, sürgündeki eylem grubu Dünya Uygur Kongresi, olaylarda çok sayıda Uygur'un da öldüğünü söylemişti.

Törenle kilise açan, vatanımızı "gavuristan'a" çeviren mevzuatımızın imanı çınlasın!...
İsviçre sadece 4 Minareye tahammül edemedi.

Bunlar laik değil, Osmanlı köteğine layık!..
Sadece 4 minarenin bulunduğu İsviçre’de yeni minare yapımı halkın yüzde 57.5’lik desteğiyle yasaklandı. Konfederasyonu oluşturan 26 kantondan sadece 4’ü referandumda yasağa karşı çıktı. İsviçre’de yeni minare yapımına yasak getirilip getirilmeyeceğine karar vermek amacıyla düzenlenen referandumdan “Evet” kararı çıktı. Seçmenin yüzde 57.5’i yasağa destek verirken, konfederasyonu oluşturan 26 kantondan sadece dördü bu yasağa karşı çıktı. 22 kanton yasağa evet derken, Basel, Cenevre, Vaud ve Neuchatel “hayır” dedi. Ülkenin ırkçı partileri İsviçre Halk Partisi ile Federal Demokratik Birlik’in 100 bin imza toplayarak organize ettiği referandum öncesinde yapılan kamuoyu yoklamaları, halkın yüzde 53’ünün yasağa karşı çıkacağını gösteriyordu. Bu nedenle “Evet” oyu şok etkisi yarattı. Anayasaya girecek olan yasağa baştan beri karşı çıkan Yeşiller, sonucu AİHM’e taşıyacak. İsviçre Hükümeti ve parlamentosu, İsviçre anayasasına, dini özgürlüklere ve ülkenin hoşgörü geleneğine aykırı olduğunu bildirdiği girişimi reddettiğini bildirmişti. İş çevreleri de, yasak halinde, zengin Müslümanların ekonomik protestolarıyla karşılaşmaktan kaygı duyuyor. İsviçre bankalarına para yatıran, bu ülkenin lüks mallarını satın alan ve tatil yörelerine gelen zengin Müslümanların protestolarının, ülke ekonomisi için felaket olacağı uyarısı yapılıyor. Bazı yerel yetkililer ve insan hakları kuruluşları da referandum kampanyasında rencide edici pankartlar kullanılmasını kınadı. BM insan hakları izleme organı da kaygılarını dile getirmişti.

Türkiye’nin Kabul Etmediği Türkler; 6 Uygur hiç görmedikleri bir ülkede yaşayacak
Guantanamo`da suçsuz yere tutulan Uygurlar bundan böyle hayatlarında hiç görmedikleri bir ülkede yaşayacaklar. ABD`nin Guantanamo üssünde tutulan Uygur tutsaklardan 6`sı Pasifik`teki ada ülkesi Palau`ya götürüldü.Uygurlar bundan sonra hayatlarını başkent Koror`da sürdürecek. 20 bin kişinin yaşadığı Palau, bu yılın başında Guantanamo`daki Uygurları kabul etmeye hazır olduğunu bildirmişti. ABD Başkanı Barack Obama`nın yönetimi, Çin`in iade edilmesini istediği Uygurları, işkenceye maruz kalacakları gerekçesiyle iade etmeyeceğini, bu kişilerin kabul edilecekleri ülkelere gönderileceğini belirtmişti.Washington, tutsakların ABD`ye getirilmesine ise sıcak bakmıyor.02.11.2009 Dünya Bülteni
Altı Uygur'un Serbest Bırakılması Çin'i Kızdırdı
Çin Guantanamo hapishanesinden serbest bırakılan altı Uygur'un Palau Adası'na yerleştirilmesinden büyük rahatsızlık duyduğunu açıkladı.
Çin altı Uygur'un terörist zanlısı olduklarını ve kendilerine teslim edilmesi gerektiğini öne sürdü.
Bu arada Amerika Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ian Kelly altı Uygur'un ülkeye yerleşmesini kabul eden Palau hükümetine teşekkür etti. Amerikalı sözcü Küba adasındaki Amerikan askeri üssünde yer alan hapishanenin kapatılması yönünde önemli bir adımın atıldığını da kaydetti. Başkan Obama iktidara geldikten hemen sonra, Guantanamo hapishanesini bir yıl içinde kapatma kararı almıştı.
Amerika, suçsuzlukları ortaya çıkan Uygurlar'ın Çin'e gönderilmeleri durumunda, cezalandırılmalarından korkuyordu. 03.11.2009-VOA

NATO Rusya'yı Viyana yükümlülüklerini ihlal etmekle suçladı
NATO sözcüsü James Appathurai Çarşamba günü geçenlerde yapılan Rus-Belarus geniş çaplı askeri tatbikatları "Zapad (Batı) 2009" hakkında kaygılarını dile getirdi.
O'nun söylediği gibi, İttifakın büyükelçi düzeyindeki 28 ülke üyesinin bulunduğu NATO Konseyi Salı günü Brüksel'de yaptığı toplantıda, özellikle, "Soğuk Savaş'tan beri en
büyük tatbikat" olacak şekilde tatbikatların genişliği ve tatbikatları gözlemlemek için NATO'dan gözlemci davet edilmemesini Viyana yükümlülüklerinin bir ihlali olarak
gördüklerini ve bu konudaki kaygılarını dile getirdiler. Appathurai'nin atıfta bulunduğu Viyana Belgesi (askeri tehlikeyi azaltma tedbirleri ve Avrupa'da güven inşası üzerine) 1999 yılında AGİT'in 55 katılımcı devleti tarafından
imzalandı. Bu belge büyük çaplı askeri tatbikatlar üzerine bilgi değişimini sağlar.
Buna ilaveten, Appathurai Rus-Belarus doktrini senaryosunun Rusya'nın Batı'dan gelen bir saldırıya karşı olmasıyla ilgili olarak NATO müttefiklerinin endişelerini dile getirdiğini
söyledi.
Appathurai NATO'nun tatbikatlar hakkında ve tatbikatların NATO-Rusya ilişkilerine muhtemel etkisi hakkında tartışmaya devam edeceğini ve gelişme aşamasında olduğunu
söyledi. O, İttifak'ın Rusya tarafından doktrinler hakkında Rusya'dan ek açıklamalar isteyebileceğini ihmal dışı bırakmadı.
Tatbikatların Rusya ve Belarus'a komşu bir dizi ülkelerde endişe yarattığını hatırlatmak isteriz. Bu nedenle, Polonya Dışişleri Bakanı Radoslaw Sikorski Polonya sınırı
yakınında ki Rusya-Belarus askeri tatbikatlarına NATO'nun dikkatini çekmeye çağırdı. Sikorski bu konu hakkında NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen'e bir mektup
yazdığını söyledi.
Buna ilaveten, Sikorski "Rus saldırganlığına" karşı korumak için Polonya'ya ABD silahlı birliklerini yerleştirmesi için ABD'ne çağrıda bulundu.
Letonya Savunma Bakanı gazetecilere verdiği demeçte, Rusya ve Belarus'un Baltık Devletlerine, NATO üyesi olan devletlere karşı bir saldırı sahnelediğini söyledi.
Önümüzdeki senenin yazında Letonya'nın, bu sene Eylül ayında yapılan Zapad-2009 Rusya-Belarus doktrinine bir cevap olarak kendi topraklarında geniş çaplı bir askeri
tatbikat yapacağı Baltık cumhuriyeti Savunma Bakanı Imants Legis'e dayandırılarak Cumhuriyetin Kanal TV3 televizyonunda söylendi.
Estonya Cumhurbaşkanı Hendrik Ilves'te Batıya Rusya'nın hareketleri konusunda dikkatli olmaya çağırdı. Ve aynı bölgede NATO birlikleri tarafından bir kara tatbikatı
yapılmasını önerdi.

Mürtedlerin çetebaşı başka bir pişmanlık yayını organize etti
Kavkaz Center/ Mürtedlerin çetebaşı Kadırov "Londra'da yaşamakta olan Ahmet Zakayev'in Rus birliklerine karşı olan savaşa doğrudan katılmadığını ve dolayısıyla her hangi bir zamanda dönebileceğini" söyledi.
Kadırov bu açıklamayı Cuma gecesi yerel kukla TV de canlı yayında yaptı. Programa ayrıca son zamanlarda Avrupa'dan Çeçenya'ya dönüş yapanlarında dâhil olduğu, Rus safına geçen eski Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti hükümeti ve parlamentosu üyeleri de katıldı. Bu haberi bildiren RIA-News, Zakayev'in geri dönme olasılığıyla ilgili olarak, Kadırov tarafından yapılan ilk açıklama olmadığını gösterdiğini belirtti.
Kadırov "Zakayev savaşmadı. O mesleğinin bir temsilcisi olarak bir aktördür; O ustaca bir savaşçı taklidi yapıyor, güzel konuşarak ve onun daha geniş kapsamdaki muhabbetiyle bir görüş meydana getirdi. O, kendisinin cumhuriyete dönmesine mani olacak hiçbir suç işlemedi ve onun böyle yapabileceğini- Londra'dan ana vatanına dönerek Çeçenya'da yaşayacağını düşünüyorum" dedi.
Bundan başka, o Zakayev'in "bir Müslüman ve bir Çeçen olarak böyle yapacağından" emin olduğunu da söyledi.
Kadırov "Zakayev kendisini "sürgündeki hükümetin başkanı" olarak adlandırıyor, bu nedenle de kendi konumunun tüm saçmalıklarının mükemmel bir şekilde farkında ve bunun arkasında hiçbir şeyin olmadığını anlıyor" dedi.
Kadırov "her ne kadar neyin propagandasını yaptıklarına bir saniye bile inanmasalar da İçkerya'nın bazı liderlerinin uzun yıllar boyunca yanlış bir ideolojiyle, Gazavata çağırarak halkı kandırdıklarını" söyledi.
Mürted Kadırov, "neden ozaman İçkerya'nın baş ideologu Movladi Udugov ve oğulları Gazavata katılmıyor? Ya da aynı misalde ki Mashadov'un oğlu? Ama bunun yerine, onlar yurt dışında rahat içinde yaşamaktalar, diğerlerini de militanların saflarına gitmeleri için çağırıyorlar ve bir parça bile pişmanlık duymadan diğer insanlardan çocuklarını kurban etmelerini istiyorlar" diyerek kızgınlığını dile getirdi.
4 saatten fazla süren televizyon yayınının "solisti" olan Kadırov, programı "90'ların olaylarına"adadı. Bu zamanların mensupları "Çeçenya tarihindeki bu dönemi kınadı" ve "böylesi olaylara katıldıkları için kendi pişmanlıklarını dile getirerek, ideolojilerinin yanlış olduğunu" kabul ettiler.
Bugün, pişman olup tövbe eden televizyon yayınına katılan "İçkeryacılar", kukla Kadırov rejiminin farklı birimlerinde çalışıyorlar.
RIA-News, daha önce uluslararası ilişkilerde Kremlin'in özel temsilcisi olan Anatoli Safanov'un Zakayev'le ilgili olarak "Rus adaletinden kaçarak yurtdışında saklanıyor, belki affedilebilir ancak masumiyetini mahkemede ispat etmek şartıyla" dediğini hatırlatıyor.
Bu bağlamda okuyucularımıza şunu hatırlatmak isteriz, Kadırov, bu Çeçenistan İçkerya parlamentosu ve hükümeti eski üyelerini, halka pişmanlıklarını dile getirmeleri ve İçkerya'nın bağımsızlığı dönemini kınamaları için örnek televizyon gösterilerini ilk defa organize etmiyor.
Birkaç ay önce 5 saat uzunluğunda bir canlı yayın, yerel kukla TV kanalında yayınlanmıştı, o yayını da ayrıca mürtedlerin elebaşı sunmuştu.
Program boyunca, Kadırov eski "İçkeryacılar" arasında programa katılanları pişman olduklarını halka söylemeye zorlayarak gücendirdi ve küçük düşürdü, kendiside canlı yayında küfürler ederek Mücahid ve liderlerini azarladı.
Bunun sonucu olarak bazı yorumcu ve analistlere göre, katılımcıların halka karşı kendi kendilerini aşağılamalarının bulunduğu böyle "pişmanlıkla ilgili televizyon yayınları"yla ilgili olarak bu durumun Kadırov'un psikolojik belirsizliği göstermekte olduğunu, Kadırov'un ne pahasına olursa olsun İçkerya liderlerinin şimdiki hainlerden daha iyi olmadığını ispat etmeye çalıştığı şekilde yorumlar yaptıklarını hatırlatmak isteriz.
Her küçük diktatör gibi, Kadırov mürtedi de kendi çevresinden hizmetçilerini aşağılayarak yapabileceği bir şekilde sürekli olarak kendisine olan sadakatini yeniden doğrulamalarına ihtiyacı var.
Kadırov'un durumu onun tamamen Moskova'da ki efendilerine bağlı olduğu gerçeğiyle kötüleşmiş.
Bu yüzden, Çeçenistan devlet başkan Mashadov'un İçkerya'yı Rusya'nın bir parçası olarak görünürde önerdiğini anlatan icat edilen hikâye ve karşıtlarına (Mücahidler) sürekli kötü küfürler ederek aşağılamaları gibi davranışların uygulanmasına Çeçen toplumu içinde her zaman, düşmanları tarafından yetki verilen yalnız kölelerin kendi kendilerine yapmalarına izin verilirdi.

SOYKIRIMDAN DA BETER; “Meds Yeghern”  -  'Büyük Vahşet'
ABD Başkanı Barack Obama, Ermeni diasporasının bütün baskılarına rağmen 1915 olayları hakkında 'Soykırım' kelimesini telaffuz etmedi, bunun yerine 'Büyük Felaket' deyimini kullandı.  ABD Başkanı Barack Obama, 24 Nisan başkanlık açıklamasında, 1915 Ermeni olayları için “soykırım” nitelemesini kullanmadı. Obama, 1915 Ermeni olayları anma gününde yayımladığı açıklamada, “94 yıl önce, 20. yüzyılın en büyük katliamlarından biri başladı. Her yıl, Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde 1.5 milyon Ermeni'nin katledilmesi veya ölüme yürümesini anıyoruz” dedi.

Obama, soykırım sözünü kullanmadı ve Türkçe'ye “büyük felaket” olarak çevrilen Ermenice “Meds Yeghern” sözüne yer verdi. Barack Obama, “Ermeni halkı bizim kalplerimizde yaşadığı gibi, 'büyük felaket' de, bizim anılarımızda yaşamalı” diye konuştu.
“Tarihin, çözülmedikçe ağır bir yük olabileceğini” ifade eden ABD Başkanı, açıklamasında, “1915'in korkunç olaylarının insanoğlunun kendi türüne insani olmayan tutumunun karanlık olasılığını hatırlattığını ve geçmişi gözden geçirmenin uzlaşma yönünde kuvvetli bir vaadi de içinde barındırdığını” bildirdi.
MÜTABAKATA DESTEK
ABD Başkanı, kendi ilgisinin, “gerçeklerin tam, samimi ve adil” olarak ortaya çıkarılmasında olduğunu kaydetti. Obama, Ermeni ve Türk halkları açısında bu yönde ilerlemek için en iyi yolun şimdi, ileriye gidebilme çabalarının bir parçası olarak, geçmişin gerçeklerine yanıt vermek olduğunu da dile getirdi.
Obama, “Türk ve Ermeni halklarının, bu acılı tarih üzerinde dürüst, açık ve yapıcı bir biçimde çalışılması çabalarını kuvvetle destekliyorum. Ermeniler ve Türkler arasında ve Türkiye içinde cesur ve önemli diyaloglar gerçekleştiriliyor. Aynı zamanda Türkiye ile Ermenistan'ın ikili ilişkilerini normalleştirme çabalarını kuvvetle destekliyorum” dedi.
ABD Başkanı, İsviçre'nin gözetimi altında iki hükümetin, bir çerçeve ve ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik yol haritasında anlaştıklarını belirterek, “Bu ilerlemeyi takdir ediyorum ve iki hükümete de sözlerini yerine getirmeleri çağrısında bulunuyorum” ifadesini kullandı.
Obama, “Ermenistan ve Türkiye birlikte barışçı, üretken ve refah içinde bir ilişki kurabilir. Ve birlikte, Ermeni ve Türk halkları, kendi ortak tarihlerini kabul edip, ortak insanlıklarını kabul ettikleri zaman daha güçlü olacaklardır. Hiçbir şey, 'büyük felaket' ile kaybedilenleri geri getiremez” dedi.

GÜNEY AZERBAYCAN NERESİ BİLİR MİSİN SEN ACABA KOCAMAYER!

ÇİLE ÇEKEN 35 MİLYON TÜRK UMURUNDA MI? - FARS ŞOVENİSTLERİNİN ASTIĞI, ZİNDANLARA ATTIĞI TÜRK KANI TAŞIYANLAR UMURUNDA MI?
TÜRK DÜŞMANI ERMENİLERLE, YAHUDİLERLE, FARS ŞOVENİSTLERİYLE DOSTLUK KURMAK MODA OLDU... ERBAKAN DA MODAYA UYDU...

Üst düzey ağırlama
Bir haftadır İran'da temaslarını sürdüren eski Başbakan Erbakan, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile görüştü. Erbakan, eski Cumuhurbaşkanları Rafsancani ve Hatemi ile de görüşmüştü. Siyaset yasağı kalkıtıktan sonra ilk yurt dışı ziyaretini İran'a gerçekleştiren ve bir haftadır bu ülkede çeşitli temazlarda bulunan eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ile görüştü. Erbakan, İran'daki temasları çerçevesinde dün Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile Cumhurbaşkanlığı sarayında bir araya geldi. Basın mensuplarının görüntü almasının ardından Erbakan-Ahmedinejad görüşmesinin basına kapalı devam ettiği belirtildi. Kum kentinde de temaslarda bulunan Erbakan, Uzmanlar Meclisi ve Düzenin Yararını Teşhis Konseyi Başkanı Ayetullah Ali Ekber Haşimi Rafsancani, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki, Meclis Başkanı Ali Laricani, Yargı Erki Başkanı Ayetullah Mahmud Haşimi Şahrudi ile de ayrı ayrı bir araya gelmişti. Erbakan'ın ayrıca bazı üniversite ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya geldiği bildirildi.

Evlad-ı Fatihan kimlere emanet?

Kosova'daki Osmanlı Eserlerini Avrupalı Kurumlar Restore Ediyor

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Başkanı Başaran Ulusoy Eski Rum evlerini restore ededursun:

Kosova'daki Osmanlı eserlerinin birçoğu Batı devletlerinin desteği ile onarım ve koruma altına alınıp, onların hizmetine de sunuluyor. Başkent Priştine'deki Osmanlı döneminden kalma şehir hamamı, Avrupa Kültür Merkezi tarafından restore ediliyor.

Restorasyon çalışmalarından sonra hamam, Avrupa Kültür Merkezini'nin Kosova Ofisi olarak kullanılacak. Prizren'de Bayraklı Camii olarak bilinen Mehmet Paşa Camiinin avlusundaki Osmanlı kütüphanesi ve kütüphane içindeki binin üzerinde el yazmalı eser ve 450 yıllık Kuran'ı Kerim Amerika Birleşik Devletleri'nin koruması ve denetimi altında.

Dubai dünya piyasaları sallandı
Kavkaz Center/ Körfez'in yükselen güneşi Dubai'de işler yolunda değil. Hükümetin sahip olduğu yatırım şirketi 59 milyar dolarlık borçlarının ödemesinin ertelenmesini isteyince emirliğin iflasın eşiğinde olduğu konuşulmaya başlandı. Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) parlayan emirliği Dubai, krizin pençesinde zor günler geçiriyor. Bir zamanlar alışverişin milli spor olarak kabul edildiği, ancak geçen yıldan bu yana bir türlü belini doğrultamayan Dubai'den perşembe günü gelen bir haber yaraların daha da derinleşeceğine işaret etti. Dubai'nin hızla kalkınmasındaki itici güç olan, hükümetin sahibi olduğu yatırım şirketi Dubai World, borç geri ödemelerinin altı ay ertelenmesini talep etti. Alacaklılarına 59 milyar dolar borcu bulunan şirket, bu borcun geri ödemelerinin gelecek yılın mayıs ayına dek ertelenmesini istiyor. Dubai World'ün yan kuruluşu olan ve Dubai'deki palmiye adası Palm Jumeriah'ı da inşa eden emlak geliştirme şirketi Nakheel de aynı şekilde borçlarının ertelenmesini talep etti. Nakheel, mayıs ayı başında BAE'den 5 milyar dolar yardım almış, şirket, yardımı devlete bağlı şirketlere olan borçlarını ödeyebilmek için aldığını belirtmişti.
Şirketlerin notu tehlikede
Bu arada, kredi derecelendirme kuruluşu Standard&Poor's da, son gelişmenin ardından Dubai hükümetiyle bağlantılı şirketlerin kredi notunu düşüreceğini duyurdu. Dünyanın önde gelen denetim şirketlerinden Deloitte'tan mali alanda yeniden yapılanma desteği istemeye hazırlanan Dubai World'ün içine düştüğü bu durum Dubai'nin ekonomik sağlığının da bir kez daha masaya yatırılmasına neden oldu.
Emlak geliştirme şirketi Nakheel'in 14 Aralık'ta vadesi gelen 3.5 milyar dolarlık İslami tahvili (sukuk) ve 13 Mayıs 2010'da ödemesi gereken 980 milyon dolarlık borcu bulunuyor. Dubai World'e ait olan bir diğer emlak geliştirme şirketi Limitless'ın da 1.2 milyar dolar değerinde tahvilinin vadesi 31 Mart 2010'da dolacak. Dubai World'den yapılan borç erteleme açıklamasının ardından Dubai'nin 5 yıllık CDS'leri 450 puana kadar yükseldi. Yani emirliğin iflas riski hızla artıyor. Reuters'a konuşan Gulf Research Centre Ekonomi programı Yöneticisi Eckhart Woertz, piyasanın 3.5 milyar dolarlık sukuk ödemesinin zamanında yapılmasını beklediğini, bunun gerçekleşmemesi durumunda Dubai World ve Nakheel'e olan güvenin sarsılacağını belirtti.
Körfez genelinde endişe hakim
BAE, Dubai'de geçen yıldan bu yana süren kriz ortamına kayıtsız kalmamış, emirliğe mali destek vermeye, Dubai'nin devlet harcamasını kısmasından sonra, bankalarına ve finans sektörüne yardım yapmaya başlamıştı. BAE'nin finanse ettiği bu 20 milyar dolarlık kurtarma planı 37 yıllık ülkenin tarihinde bir ilkin yaşanmasına neden olmuştu.
Öte yandan, aslında Körfez bölgesinin tek sıkıntıda olan yeri Dubai değil. Dubai World'ün çarşamba günü yaptığı açıklama Körfez'deki tüm ülkelerde yatırımcı güvenini derinden sarstı. Abu Dhabi, Suudi Arabistan ve Katar'da da CDS'ler yükseldi. Suudi Arabistan'da bu yıl Saad ve Algosaibi gruplarının 22 milyar dolarlık borçlarını yeniden yapılandırmaları zaten yatırımcı güvenini zedelemişti. Rekor seviyelerdeki petrol fiyatlarından gelen trilyonlarca dolarlık döviz rezervlerini gelişmiş piyasalarda ucuz hisse avına yönlendiren Körfez bölgesi ülkelerine ait servet yatırım fonları da diken üzerinde duruyor. Bölgede emlak sektöründe ABD tipi bir çöküş yaşanacağı endişesi bir süredir varlığını sürdürüyor. Hatta Dubai ve Abu Dabi başta olmak üzere pek çok yerde emlak fiyatlarında yaşanan hızlı düşüş endişeleri körüklüyor. Bölgede perakende satışlarda da düşüşler yaşandığı gelen haberler arasında.
BATMASINA İZİN VERİLMEZ
Küresel krizden ciddi anlamda etkilenen Dubai'nin iflasın eşiğine gelmesinde en büyük etken ekonominin büyüme konusunda borç mekanizması üzerine kurulu olması nedeniyle küresel likiditeye sıkı sıkıya bağlı olması oldu. Bir diğer neden ise ülkede emlak arzının bolluğu ve kriz nedeniyle bu gayrımenkullere alıcı bulunamamasıydı. Yıl sonuna kadar ödemesi gereken toplam 20 milyar dolar borcu olan Dubai'nin altı yıllık hızlı kalkınma süreci "Dubai modeli" olarak literatüre geçmiş ve pek çok ülke tarafından örnek alınmaya başlamıştı. Ancak krizde bu hızlı kalkınma süreci ciddi bir sekteye uğradı. Pek çok uzmana göre Dubai, yabancı sermaye ve dev inşaat projelerine dayanan gösterişli büyüme modelinin bedelini ödüyor. Ancak BAE'nin en gözde emirliklerinden olan Dubai'nin batmasına kolay kolay izin verilmeyecek gibi görünüyor. Borç stoğu 80 milyar doları aşan ve gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 14'üne denk gelen Dubai'nin düze çıkmak için ekonomik anlamda ayakları daha fazla yere basan bir emirlik olan Abu Dabi'den yardım istemesi bekleniyor.
Kaynak: Ajanslar

KOSOVA NİYE BAĞIMSIZ OLMALI?
Avrupa'nın ortasında tüm Slav halkları kendi devletlerini kurmuşken, Kosova'nın maksimum otonomi karşılığında Sırbistan egemenliğinde kalmasını sağlayacak bir çözüm uzun ömürlü olmaz. Bize bir daha kimse dokunamayacak.' 1987 yılında bu sözlerle sesleniyordu Slobodan Miloşeviç Kosova Savaşı'nın yapıldığı Gazimestan'da toplanan binlerce Sırp'a. İki yıl sonra aynı meydanda, Kosova Savaşı'nın 600'üncü yıl dönümünde, 'Sırplar olarak birleşmeliyiz, Osmanlı bizden daha güçlü olduğu için değil, bizim içimizdeki ayrılıklar yüzünden savaşı kaybettik' diyordu. Miloşeviç Kosova Arnavutlarının özerkliğini kaldırırken Sırpları birleştirdiğini düşünüyor ancak Yugoslavya'yı parçalıyordu. Onun Kosova'da ateşlediği Sırp milliyetçiliğinin Yugoslavya'yı oluşturan halklar için çok ağır sonuçları oldu. Bosna, Hırvatistan ve Kosova'da çıkan savaşlarda yüz binlerce insan hayatını kaybetti, göçe zorlandı.
Kosova Meydanı 1911 yılında tarihi bir buluşmaya daha tanıklık etti. Dönemin padişahı Mehmet Reşat artan Sırp, Bulgar ve Makedon milliyetçi akımlarına karşı Osmanlı'nın Balkan topraklarını kapsayan gezisinin en önemli durağı Kosova'da on binlerce kişi tarafından karşılandı. Mehmet Reşat, savaş meydanında hayatını kaybeden tek Osmanlı padişahı Sultan Murat'ın türbesinde 16 Haziran 1911'de on binlerce Arnavutla birlikte Cuma namazını kıldı. Ancak bu tablo ertesi yıl çıkan Balkan Savaşları sonunda tarihe karıştı. 500 yıldan fazla Osmanlı idaresinde kalan Kosova Sırbistan egemenliğine girdi.
OSMANLI'DAN BUGÜNE
Kosova'nın bağımsızlığa giden sürecini ve 1990'ların sonunda yaşanan savaşı anlayabilmek için Osmanlı idaresinin sona ermesiyle başlayan ve Yugoslavya'nın dağılmasına kadar süren 80 yıllık tarihini yakından analiz etmek gerekiyor. Bu dönem Post-Emperyal (imparatorluk sonrası) ve post-kolonyal (sömürgeleşme sonrası) olarak ikiye ayrılmaktadır.
Sırp milliyetçiliği Kosova Savaşı'nı, Osmanlı ve dolayısıyla Türk karşıtlığını kendisine temel dayanak noktası almıştır. Sırp Krallığı'nın sona erdiği 1389 yılındaki Kosova Savaşı'nı adeta destanlaştıran milliyetçi söylem içinde Kosova 'kutsal topraklar' olarak tanımlanıyordu. Sırbistan Balkan Savaşları sonunda Kosova'yı ele geçirince milliyetçi ütopya gerçek oldu. Öyle ki, dönemin Sırbistan Kralı Peter 1913 yılında Kosova'ya giderek Osmanlı'dan intikam alınmasını simgeleyen devasa boyutlarda bir mumu savaş meydanında yaktı.
Sırplar zafer duygusunun yanında o zamana kadar hesap etmedikleri bir gerçeklikle karşı karşıya kaldılar: Beş asırlık Osmanlı hâkimiyeti sonunda Kosova'da kayda değer Sırp nüfusu kalmamıştı. 'Kutsal topraklar' Sırplara göre Arnavutlar tarafından işgal edilmişti. Bölgeyi Arnavutlardan temizlemek ve Sırbistan'ın sömürgesi haline getirmek için Sırplara bedava toprak dağıtıldı. Temel hakları kısıtlanan Arnavutlar göçe zorlandı. Sömürgeleştirme politikası İkinci Dünya Savaşı'nın sonunda sosyalist Yugoslavya'nın kurulmasına kadar devam etti.
Balkanlar'da Osmanlı sonrasında kurulan ulus devletlerle Yugoslavya arasında temel farklılık; tek millet prensibine dayanan ulus devletlerin yanında sosyalist Tito Yugoslavya'sı Hırvat, Sloven, Sırp, Boşnak, Makedon ve Karadağ halkarının birliğini temsil ediyordu. Milli kimlikleri baskı altında tutarak Yugoslavya kimliğini ön plana çıkarıyordu. Bunu, önemli farklılıklarıyla beraber, Osmanlı imparatorluk düzeninin sosyalizm altında kabuk değiştirmiş hali olarak tanımlayabiliriz. Tito'nun formülü 'güçlü Yugoslavya için zayıf Sırbistan'dı'. Yugoslav sistemi 6 Slav halkını 1980'lere kadar bir arada tutmayı başardı.
BÜYÜK SIRBİSTAN HAYALİ
Ancak Yugoslav sisteminde Slav olmayan Arnavutlara nasıl yer bulunacağı hayatî sorundu. Tito bu engeli, Sırpların tüm karşı çıkmalarına rağmen Kosova'ya 1974'te tam özerklik vererek aştı. Sırbistan'ın Kosova ve Arnavutlar üzerindeki hâkimiyeti özerklikle kalkmış oluyordu. Sırplar Tito'nun özerklik kararını ihanet olarak algıladı. Tito'nun 1980 yılındaki ölümüyle hasıraltı edilen milliyetçi duygular tekrar ortaya çıktı. Osmanlı sonrası kurulan Yugoslavya ve Yugoslav kimliği anlamını yitirirken, ülkeyi oluşturan halklar için artık öncelik kendi bağımsız devletlerini kurmaktı.
Sırbistan'da iktidara gelen Miloşeviç Yugoslavya'yı amaç değil 'Büyük Sırbistan'ın' kurulması için araç olarak görüyordu. Bu uğurda Arnavutların tüm karşı çıkmalarına rağmen 1989 yılında Kosova'nın özerkliğini kaldırdı. Kosova'yı tekrar Sırbistan'a bağladı. Miloşeviç'in Bosna'yı ve Hırvatistan'da Sırpların yaşadığı bölgeleri de aynı şekilde Sırbistan'a bağlama planları sonucunda çıkan savaşlarda yüz binlerce insan hayatını kaybetti. Başarısızlıkların ardından 1990'ların ikinci yarısında Belgrat'ta gözler tekrar Kosova'ya çevrildi. Miloşeviç, Bosna ve Hırvatistan'da kullandığı etnik temizlik silahını bu sefer Kosova'da Arnavutlar üzerinde denemek istedi. Ancak NATO müdahalesiyle Sırbistan Kosova'yı kaybederken, Miloşeviç koltuğundan oluyordu.
HER ŞEY KOSOVA İÇİN
Bugün gelinen noktada Yugoslavya'dan eser kalmadı ancak ondan miras kalan Kosova'ya ne olacağına karar verilemiyor. Nüfusun yüzde 90'ınından fazlasını oluşturan Arnavutlar bağımsızlık dışında hiçbir seçeneği kabul etmezken, Sırbistan bölgeyi maksimum özerklik altında bile olsa egemenliğinde tutmak istiyor.
19'uncu yüzyılda Osmanlı egemenliğine karşı ilk ayaklanan millet olan Sırpların milliyetçi söyleminde Osmanlı ve Türk karşıtlığının önemli bir yeri var. Aynı milliyetçi söylem Yugoslavya içinde yaşayan Müslüman Arnavut ve Boşnakları 'Türk' olarak nitelendirmiş ve onları etnik temizlik ve baskılarla yüzyıllardır yaşadıkları toprakları terk etmeye zorlamıştır. Bosna'daki Osmanlı eserlerine tahammül edemeyen, bu yapıların yüzlercesini ortadan kaldıran Sırp milliyetçiliğinin, bugün gelinen noktada Kosova üzerindeki egemenliğinin devamı için Arnavutlara bütün tavizleri vermeye hazır olmasıysa tarihin garip cilvesi olsa gerek.
Sırplarla aynı etnik kökene sahip olmasına rağmen Karadağ halkının geçtiğimiz yıl Sırbistan'dan ayrıldığı düşünüldüğünde, Arnavutların Belgrat'ın egemenliğini kabul etmesi mümkün görünmüyor. Bütün Slav halkları kendi devletlerini kurmuşken, Kosova'nın maksimum otonomi karşılığında Sırbistan egemenliğinde kalmasını sağlayacak bir çözüm sürdürülebilir olmaktan uzaktır. Maksimum özerkliğin ve Sırbistan egemenliğinin amacı Kosova'yı kutsallaştıran ve bölgeyi kolonileştirmeye çalışan Sırp milliyetçiliğini tatmin etmektir.

Blackwater’a PKK cezası
Irak'a izinsiz silah sokmakla suçlanan uluslararası güvenlik şirketi Blackwater'a ağır para ceza verilmesi gündemde. Irak'a gönderilen silahların bir kısmının karaborsada PKK'nın eline geçmiş olabileceği belirtiliyor. ABD Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör John Kerry soruşturma açılmasını isteyerek, Blackwater'ın yabancı ülkelere askeri teknoloji ve ekspertiz transferi ihlali yaptığını vurguladı.
ABD Kongresi Dış İlişkiler Komitesi, Irak'a izinsiz silah sokmakla suçlanan uluslararası güvenlik şirketi Blackwater'a ağır para cezası verilmesini istedi. Kuzey Carolina'da devam eden bir soruşturmada ise bu silahların bir kısmının PKK'nın eline geçmiş olabileceği şüphesinin ağır bastığı ve araştırıldığı belirtildi.
New York Times Gazetesi'nin haberine göre, Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Senatör John Kerry, Dışişleri Bakanlığı'nın, Blackwater şirketinin çok ağır dış satış ve yabancı ülkelere askeri teknoloji ve ekspertiz transferi ihlali yaptığını bildirdiğini açıkladı. Blackwater'ın, başta Irak olmak üzere, bazı ülkelere izinsiz silah sokmakla suçlandığını bildiren Kerry, Dışişleri Bakanlığı Başmüfettişi'nden de, olayla ilgili olarak soruşturma açmasını istedi.
Gazete, şirketin icra departmanı Xe Services, hükümet yetkilileriyle mahkeme dışında anlaşabilmek için görüşmeleri sürdürdüğünü yazdı. Gazeteye göre, ihlali yapan şirket, milyonlarca dolar tazminat ödemeye mahkûm edilebilir.
PKK bağlantısı
Kuzey Carolina eyaletinde sürmekte olan soruşturmada, Blackwater tarafından Irak'a yasa dışı bir biçimde sokulan silahların, karaborsada terör örgütü PKK'nın eline geçip geçmediği araştırılıyor. Türk yetkililer, etkisiz hale getirilen bazı PKK militanlarından Amerikan silahları ele geçirildiği yolunda ABD yönetimine zaman zaman şikayette bulunmuştu.
Fransa'da operasyon
ABD'nin, PKK'nın lider kadrosunda yer alan Murat Karayılan, Zübeyir Aydar ve Ali Rıza Altun'u özel olarak belirlenmiş uyuşturucu kaçakçısı ilan etmesi sonrasında terör örgütüne yönelik operasyonlar da yoğunlaştı. Fransa'da terör örgütüne finansman sağladıkları bildirilen 6 kişi daha gözaltına alındı. Terör örgütüne yönelik istihbarat çalışmalarına ağırlık veren Fransız güvenlik güçleri, önceki gün başkent Paris, Bordeaux ve Toulosus kentlerinde PKK ve uzantısı derneklere yönelik eşzamanlı operasyonlar gerçekleştirdi. Operasyonlarda, yasaklı terör örgütü PKK'ya finansman sağladıkları öne sürülen N.D. isimli dernek başkanı ile bazı örgüt mensupları gözaltına alındı. Gözaltına alınan PKK'lılar terör örgütüne üye olmak, haraç almak, uyuşturucu satmak, kara para aklamak ve terör örgütüne finansman sağlamak suçlarından mahkeme önüne çıkarılacak. Fransız'de 2009 yılı içerisinde gözaltına alınan PKK'lı sayısı 60'a ulaştı. Türkiye, terör örgütünün Avrupa'daki gizli kasası olarak bilinen Nedim Seven'in de aralarında bulunduğu tutuklu teröristlerin iadesi için Fransa'ya resmen talepte bulunmuştu. Paris İstinaf Mahkemesi, Türkiye'den mahkemeye ulaşan ek bilgileri daha detaylı incelemek için terörist Nedim Seven'in duruşmasını 3 Aralık 2009'a ertelerken, diğer teröristlerin durumları ise önümüzdeki aylarda netlik kazanacak.
Türkiye güvenli ülke
Bu arada, Fransa Mültecileri Koruma Ofisi (OFPRA), Türkiye'nin güvenli ülkeler kategorisine alındığını açıkladı. Ofisin bu kararı diplomatik çevreler ve hukukçular tarafından PKK'lıların ve yandaşlarının siyasi ilticalarının önünü kapatacağı şeklinde yorumlandı.

Mekke'de son Osmanlı mirası da yıkılıyor
Medine-i Münevvere'deki Ravza-i Mutahhara'daki elle oyulmuş Osmanlı mermerlerinin üzerini Japonya'dan getirilen suni mermerlerle kaplayan ABD uşağı Suudiler, bu kez de; Mekke-i Mükerreme'de geçtiğimiz yıllarda başlatılan yenileme çalışmaları kapsamında, Osmanlı'nın Kâbe'deki tavaf alanının etrafında yaptırdığı revaklar yıkılacak. 10 yıl içerisinde tamamlanması öngörülen proje kapsamında planlarını Mimar Sinan'ın yaptığı revak adı verilen 500 küçük kubbe yıkılarak, tavaf alanının genişletilmesi hedefleniyor. Bölgedeki 7 bin binanın yıkılmasını ve 12 şeritli yol yapımını da kapsayan 14 milyar dolarlık projeyi Bin Ladin Şirketler Grubu yürütüyor.
HACILAR DÖNER DÖNMEZ
Tavaf alanında son bir aydır ölçüm işlemleri yapılıyor. Revakların yıkımına ise Kurban Bayramı'nın ve hac döneminin bitmesinin hemen ardından başlanacak. 2010 yılının Ocak ayına kalmayacağı belirtilen yıkım ile bölgedeki son Osmanlı eserleri de böylece tarihe karışacak. Yıkım bölgesinin daha da genişletilebileceği iddia edilirken, Peygamber Efendimiz'in doğduğu evin de projeye dahil edilebileceği belirtiliyor. Daha önce yapılan yıkım çalışmaları kapsamında Osmanlı Kalesi olarak bilinen Ecyad Kalesi ile Osmanlı kışlası olarak bilinen kışla yıkılarak yerlerine gökdelen yapılmıştı.

  

  

  

Google

Copyrights (c) 2004  karun@karunpc.org    

www.karunpc.org