|
Çeşitli
zamanlarda Türk
genlerinin araştırması
ile ilgilenen bazı unsurların Türk
kanlarını
tıbbi gerekçeleri
öne göstererek(bir hastalık
durumu gibi) kendi merkezlerine topladığı ve araştırmalar yaptığı
bilinir. Bu araştırmalarda esasen Amerikalı bilim adamları Türk
genlerini araştırarak
onların yapısını bulmayı da amaçladığı
görmezden
gelinir. Her nedense Türk milletinin kanlarının incelenmesi pek
çok kişinin
önemsemediği bir konu da değil. Zira bugün
detaylı
araştırma yapacak bir Gen Araştırma merkezimiz yok! Zaten Türk
milletinin genlerinin yabancılar
tarafından incelenmesi için
de çeşitli
kılıflar ortaya atılmakta. Mesela, Dr. Babuna olayı bunlardan
biriydi. Şimdi Türkiye'de
yeni bir hareket başlatıldı.
Doğu bölgesi
hariç diğer
bölgelerde
kadın doğum konusunda bilgi verilerek
fazla nüfus
yaratılmaması
için
bilgiler aktarılır.
Yani Türk
nüfusunun kadın doğum kontrolü
eğitimi altında kısırlaştırılması yönünde
bir çaba olduğu
ortaya
çıkıyor.
Amerikan İstihbarat birimlerinin o kadar geniş alanda istihbarat
merkezleri var ki, bu merkezleri ile düşman
gördükleri
ülkeleri nasıl
görünmeyen
silah sistemi ile yok edeceklerinin de araştırmalarını
yapıyorlar. Uyduları
üzerinden tüm
telefon, mail, faks vs dinleyebilen sistemlerine echelon dediklerini
daha önceki yazılarımda
ele almıştım. Bu yazım gıda alanında Türk
milletine nasıl müdahale
edildiği ve dengesinin değiştirilmeye
çalışıldığını
ortaya koymaya
çalışacağım.
Bugünkü
konumun amacı
Amerika'nın Tıbbi İstihbarat alanında Türk
milleti üzerinde hedeflediği projeyi dile getirmek olacak.
Bilmem farkında mısınız ama, tıbbi operasyon alanında Türkiye
bir kıskaca
alınmak isteniyor. Deli dana hastalığı, kuş gribi derken şimdi de
kene vakası gündeme
oturdu(Bu konuyu ilerleyen bölümlerde açıklayacağım).
İnsanlar artık ne yiyeceğini nereye gideceğini pek bilemiyor. Bu
konuda tedirginlik hat safhada. AB
üyeliği
için
ise gıda
sektöründe
kendisine dayatılan
kriterleri yerine getirmek için,kendi
doğal
ürünlerini heba etmiş
ve AB'den ithal ettiği tohumlar ile
üretim yapmaya
çalışır
duruma getirilmiştir.
Örneğin
incirin merkezi ege bölgesinde
artık
incir yeteri kadar
üretilmiyor ve
dışarıdan
ihraç
eder duruma geldik. Buğday,
arpa, fındık gibi
örnekler de
buna verilebilir. Mesela, geçen sene Trabzon'a yaptığım ziyaretimde, köylülerin
ellerindeki mısır
tohumlarından
ürün yetiştiremeyeceklerini
öğrenmiştim.
Kendi tohumlarının maliyeti 3 milyon ise ekmelerini istedikleri
tohumların 9 milyon kilosu olduğu belirtilmişti. İşte orada genetiği
değiştirilmiş gıdalar konusunda yorumlar duymuştum. Açıkçası
bu konuyu pek fazla irdelemedim. Ama zamanla bu konunun nasıl gündeme
geldiğini
Türk
milletinin nasıl
bu yolla farklı bir nüfuz
altına
alınmaya
çalışıldığını
gördüm.
Peki neden
hedef Türkiye? Birçok insan farkında
bile değildir ama bugün
Türkiye üzerinde Tıbbi
alanda bir saldırı gerçekleşiyor.
Bu mantıksız ve imkansız demeyiniz.
Çünkü bugün
Amerika'da asfalt ve betonları eritecek tıbbi silahlar
üretiliyor. Bu konuyu ilerleyen bölümde daha da açacağım.
Bunların yanında Tıbbi ve Psikiyatrik Analiz Merkezi(MPAC)
vasıtasıyla
ülke liderliğini
çekenlerin
fotoğraf, video görüntüleri,
ses kayıtları ve el yazılarından sağlık
durumlarını, hatta hükümet
değişikliği
yapılıp yapılamayacağını saptayabildiği bile iddia edilebiliyor. Bu
merkezde dünya
liderleri veya hedef seçilen kişiler
veya teröristler
adım
adım izlenerek veriler toplanması bile var.
Hal böyleyken,
Türkiye Cumhuriyeti'nin gerekse KKTC'nin tıbbi istihbarat konusundaki tecrübe
ve bilgisi, donanımı
ve uygulama yeteneğini diğer dünya
devletlerine göre kıyaslamak
lazımdır. Tıbbi istihbarat kavramı İkinci Dünya
savaşı sonlarında ortaya
çıkan
bir kavram olmuş ve günümüze
kadar önemi artarak süregelmiştir.
Tıbbi İstihbarat konusunda bir masası olan, bu konuda detaylı
araştırmalar yapan, buluşlar yaratan ana
ülkelerden
biri de Amerika'dır. Görüldüğü
üzere Amerika
İstihbarat toplama işini sadece CIA
kanadı ile yapmamaktadır.
Çeşitli
askeri güçlerinin
sahip olduğu
psikolojik savaş operasyonları gibi daha
önceden kaleme
aldığım
makalelerim Kıbrıs'taki operasyonun iç
yüzünü sergilemeye hastı.
Ancak bugün
işin
boyutu değişmeye doğru gitmektedir. Kıbrıs'ta tıbbi istihbarat
alanında tesis edilen Kayıp şahıslar ile ilgili
çalışma
masası, gerek Türk
gerekse Rumların
geçmişte
kayıp durumuna gelen kişilerin yerlerinin bildirilmesi ve o bölgenin
kazılarının yapılarak DNA tespit
çalışmaları
sonuçlarına
göre
kayıpların
iadesini
öngörmekteydi.
Bu alanda yapılan
bildirimler de tıbbi istihbarata girerken, tüm
kayıp
yakınlarının DNA tespitleri için
verdikleri kanlarının sadece kayıpların teşhisi için
kullanılmadığı,
Türk
genlerinin de araştırması
için
kullanılacağı
dikkate alındığında Türk
insanını
gelecekte bekleyen tehlikeleri de ortaya koymaktadır.
Tıbbi istihbaratı olan
ülke ne yapar?
Yabancı
ülkelerin askeri ve sivil sağlık
bakım kapasitelerini ve eğilimlerini inceler. Dünya
genelindeki enfeksiyon hastalık
risklerini araştırır. Küresel
çevre sağlığı
riskleri, biyoteknoloji, nükleer-biyolojik
ve kimyasal alanda kendi tıbbi
savunma düzeyi
ile diğer
ülkelerin durumlarını
belirler. Tıp ve bilimsel diğer bilim dallarındaki tüm
bilimsel çalışmaları değerlendirerek gerekli veri
tabanlarını oluşturarak savaş ve barış zamanlarına
özgü gerekli
ulusal planlamaları
yapan istihbarat
çalışmasında
bulunur. Peki bu alanda bizlerin bildiği herhangi bir birim var
mıdır? Yorum yok.
Tıbbi istihbarat sistemi
çevre sağlığı,
epidemiyoloji, temel bilimler ve biyoteknoloji alanlarında bölümlere
ayrılabilir.
Çevre sağlığı
konusunda kimyasal ve radyoaktif kazalar, endüstriyel
atıklar,
çevreden
kimyasal ve mikrobik bulaşmanın etkisinin ve askeri gücün
sağlık
durumunun değerlendirilmesi ve derecelendirilmesi, diğer
ülkelerin çevre politikası
hakkındaki yayımlarının takip edilmesi ve bu
ülkelerin
çevre güvenliği
alanındaki ulusal politika eğilimlerinin değerlendirilmesi ile
ilgilenir.
KKTC'de CMC felaketinin bölge
halkına
yarattığı etki defaatlarca gündeme
getirilse de bu konuda ciddi ve somut sonuçlar elde edilememiş,
gerekli donanım kurulması yönünde
bir merkez oluşturulamamış
ve siyasi olarak beyanatlar yoluyla
ülke sağlık güvenliği korunmaya
çalışılmaktadır. Keza Dikmen
çöplüğünde
yakılan molozların yarattığı pis koku ve
hava kirliliği, Beş Parmak Dağlarının devamla patlatılarak
çevredeki ağaçların
havasız kalması ve toprak yığınları ile
örtülmesi,
bölgede yaşayan
canlıların da hayat risklerini etkilemesine imkan yaratmakta olduğu
dikkate alındığında, hükümetin
bu konularda gerekli tedbirleri almadığı görülmektedir.
, Epidemiyoloji konusunda ise KKTC'de sivil Savunma Teşkilat
Başkanlığı kasten yahut doğal olarak vukuu bulan ve tehdit arz eden
yabancı salgın hastalıklara karşı ulusal güvenlik
bağlamındaki memleketin sivil savunma
politikalarını formüle
edilmesi ve alarm
durumunda hareket tarzları ile operasyonların belirlenmesi konusunda
gerekli hassasiyeti göstermektedir.
KKTC'de çevre
sağlığı
konusunda sadece siyasi açıklamalar
ile
önlemler alınamayacağı,
halkın bilinçlendirilmesi,
eğitim
sistemine bu konuda müfredatlar
konması
gerektiği bilinse de bu konuda acil
önlemler alınması elzemdir.
Tıbbi
İstihbarat Konusunun Askeri Alanda Gerekliliği (II)
Bugün
tıbbi
istihbarat birimi esasen Amerika'da Silahlı Kuvvetler Tıbbi
İstihbarat Merkezi(AFMIC) ile işlerliğe başlamıştır. Daha geçen
ay, 2 Temmuz 2008'de AFMIC ismini NCMI'ye yani Tıbbi
İstihbarat İçin
Ulusal Merkez adına
dönüştürmüştür.
Bu isimle askeri alanda yalnız
kullanılmayacağı ortaya
çıkmıştır.
Bilindiği
üzere bugün
terörizmin çeşitleri
var. Biyoterör
artık
gündeme
gelmiş
durumda. Nükleer
silahların
üretimi, nükleer santrallerden gerçekleşiyor.
Bunların denetimi belirli
ülkelerin
kontrolünde. Rakip ülkenin biyomedikal ve biyoteknik gelişiminin
takibi
çok önemlidir.
Zira rakip ülkede cereyan eden bu çalışmalar takip edilmezse o zaman
askeri tıp alanında bunların değerlendirmesi ve uygulanması
yapılamaz.
Örneğin
yabancı
ülkelerin
askeri ve sivil ilaç endüstrisindeki kapasiteleri nedir bilmek lazımdır.
Keza, nükleer,
kimyasal ve biyolojik savaşlara
karşı savunma maksatlı bilimsel ve teknolojik tıbbi gelişmişlik
seviyesine sahip olması lazımdır. Bu gereklilikler bir
ülkenin
gücünün belirleyici faktörlerini de yaratmaktadır.
Dolayısıyla Tıbbi İstihbarat için
Çevre sağlığı
risklerinin derhal elimine edilmesi, salgın hastalıkların
yaratılması konusunda tedbirler alınması, biyomedikal ve teknik
gelişmeler sağlanması ve silah sistemlerinin geliştirilmesi
gerekmektedir.
Bugün
Amerika'da Non Lethal Weapon-Öldürücü olmayan Silahlar yapılmaktadır.
Bu sistemden bahseden ilk olarak 1986'da Yeltsin olmuş, akabinde de
bir Amerikalı Albayın 90'lı yıllarda Amerikan Kara Harp okulu'na
sunduğu konu ile ilgili raporda Climate Control*İklim
Kontrollerinden suni olarak toprak hareketleri yani deprem
silahlarına kadar
çok farklı
silah trlerinden bahsedildiği dikkate alındığında, tıbbi istihbarat
gelişimi konusuna istihbarat birimlerimizin daha fazla eğilmesi
gerekliliğini de ortaya koymaktadır.
Amerika'da Tıp alanındaki her türlü
bilgi ve verinin işlenmesi
için
otomasyon ve enformasyon sistemi kurulmuş ve NBC Kitle İmha Silahları ve Savunma
Politikaları birimi oluşturulmuştur. Bu
çalışmalara
örnek olarak verilecek konular
şu şekildedir;
1975
Fort Detrick'deki Biyolojik Silah Merkezi'nin virüs
bölümüne Fredrick Kanser Araştırma Tesisleri adı verilmiş ve
Ulusal Kanser Enstitüsü'nün
(NCI) denetimine sokularak ABD Donanması burada kansere neden olan virüsleri
geliştirmek
amacıyla
özel bir virüs
kanser programı
başlatmıştır. Bilim adamları burada, aynı zamanda, hiçbir
bağışıklığın
bulunmadığı bir virüs
ayrıştırdılar.
Bu virüse
sonradan HTLV (İnsan
T- hücresi
Lösemi Virüsü) adı
verildi.
1985
Öldürücü bir
koyun virüsü olan VISNA'nın
HTLV'ye (İnsan T-hücresi
Lösemi
Virüsü) çok
benzediği
ortaya
çıktı.
1986
Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları'na (83: 4007-4011) göre
HIV ve VISNA virüsleri, HTLV ile neredeyse aynıydı
(ufak bir kısım hariç
yüksek oranda benzerlik taşıyordu).
Kongre'ye sunulan bir rapor, ABD hükümetinin
ürettiği bu yeni virüslerin,
aralarında dünyada
bilinen hiçbir tedavisinin bulunmayacağı
şekilde genetik mühendislik
yoluyla üzerlerinde oynanmış
virüslerin
ve kimyasal maddelerin bulunduğu gerçeğini
ortaya koydu.
1994
Houston'daki MD Anderson Kanser Merkezi'nden Dr. Garth Nicholson,
''gen izleme'' adı verilen bir teknikle,
Çöl Fırtınası
Operasyonu'ndan dönen
askerlerin birçoğunda,
biyolojik silah yapımında kullanılan bir mikrop olan mycoplasma
incognitus'un değiştirilmiş bir cinsini keşfetti. Moleküler
yapısının yüzde
40'ına HIV protein tabakası katılmış
olması mikrobun insan yapımı olduğunu göstermektedir.
1996
Savunma Bakanlığı,
Çöl Fırtınası'na
katılan askerlerin kimyasal maddelere maruz kaldığını kabul etti.
------ Biyolojik ve genetik silahlara karşı mücadele
eden "Sunshine Project"
grubu, ABD
Ordusu'nun asfalttan tanka, uçaktan çimentoya kadar her türlü
nesneyi yok edebilecek biyolojik silahlar geliştirdiğini
açıkladı.
Bu hususlar ele alındığında bugün
savaşların
farklı kulvarlarda gerçekleşebileceği
de ortaya
çıkmaktadır.
Bu konuların bilincinde olarak gerek Türkiye
gerekse KKTC'de ciddi çalışmalar
yapılmalıdır.
Örneğin
18 Mayıs 2002'de BİA(Washington) Haber merkezinde
çıkan bir yazıda; ABD'nin binaları ve araçları
çürütecek askeri mikroplar geliştirdiği
yazılmıştır.
İddiaya göre
biyolojik ve genetik silahların
geliştirilmesine karşı faaliyet gösteren
"The Sunshine Project" grubunun Almanya'nın
Hamburg kentinde bulunan merkezinden yapılan bir açıklamada
ifade edildiği belirtildi.
Geliştirilecek olan biyolojik silahlar şu
özelliklere
sahip olacağı
öne sürüldü;
. Geliştirilen
mikroplar, "düşmanın"
asfalt,
çimento, boya,
bina, uçak
ve tank gibi
yapılarına
saldıracak
. Biyokatalizatörler
aracılığıyla
mikroplar bu hedefleri tahrip edecek
ve kullanılamaz hale gelecekler
. Mikroplar, askeri saldırının amacına göre
yönlendirilebilecek,
örneğin
yalnızca yolların
üzerindeki
araçlar yada yollarla birlikte üzerindeki tüm araçlar yok
edilebilecek
Şüphesiz
ki bu konuda araştırma
ve buluş
çabasında
olan güçlerin
karşısında
gerekli tedbirleri almamak düşündürücü
olur. Dünyanın
gidişatının nereye doğru gideceği henüz
belirgin değildir.
1990'lı yıllarda dünyada
savaşlar
son bulacak, yeni dünya
düzeni ile barış
gelecek
çatışmalar
bitecek şeklinde sav yürütenler,
Yugoslavya’nın
dağılacağını, balkanlarda etnik
çatışmalar yaşanacağını, Kafkasların karışacağını vs
tahmin edememişlerdi.
Şimdi yeni dünya
düzeni daha karmaşık
bir haldedir. Türkiye
de bu düzende ortadan kaldırılmak
istenen ana
ülkelerden
biridir. Tıbbi
istihbarat alanında Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO)
kapsamında Türk
halkına
ciddi bir saldırı gerçekleşmiş
olmasına karşın bugün
bu konuda gerekli kamuoyu yaratılmadığı
açığa
çıkmaktadır.
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar bir
çeşit
hedef seçilen
ülkeye gözle görülmeyecek
şekilde yapılan bir saldırıdır. Esasen amacın dünyadaki
tohum, gıda,
tıbbi
ürünler, lifli
besinler sektörlerini kontrol altına
almak ve monopol oluşturmak olduğu görülmektedir.
GDO'lu bitkiler, doğada
yetişen diğer bitkilerden farklı olarak, genomlarında kendi türlerine
ait olmayan genleri taşıdıklarından,
bu bitkilerin yetiştirildiği
ülkelerde, başta sağlık olmak
üzere, çevre
ve sosyo ekonomik yapı
üzerinde önemli riskler söz konusu olmaktadır.
Sağlık riskleri ise potansiyel alerjenlik, potansiyel toksisite,
potansiyel kanserojenlik, antibiyotiğe dayanıklı mikroorganizma
oluşumu, besin değerinde bozulma yaratarak birtakım
çevresel
riskler yaratır.
Bu
çevresel
riskler de toprak ve su kirliliği, faunada değişim, mikroorganizmalarda değişim,
florada değişim yaratır. Sosyo ekonomik risklerde ise pahalılık, tek
tip
çeşit
ve ilaç
kullanımı,
tohumluğun her yıl yenilenmesi,
çeşit
karışımı, GDO'lu
çeşit
yetiştiren
ülke konumuna
gelinmesi istenecektir.
Bugün GDO'lu
tohumlarla ekimin yaygın
yapılması, yasası ve yönetmeliği
çıkmış
olan "Organik Tarımı" da tehdit etmektedir. TÜRKİYE'de şu anda organik tarımı destekleme kanun ve yönetmeliği
varken halen biyogüvenlik
kanunu yoktur. Bu sebeple GDO tespiti yapılamıyor!
Bu durumda, tohumun, toprağın, suyun temiz tutulabilmesi, GDO'lu
yaygın ekimden dolayı risk altındadır.
Ayrıca 1980den beri Amerika ve İsrail'in
ülkemizdeki
tarım
faaliyetlerinin altında yatan en büyük
niyetleri TÜRK soyunun bitirilmesidir. Bunun detayları
da yine ileriki dosyalarda hazırlanacaktır.
Tıbbi İstihbarat'a İlişkin Tarihi
Örnekler(III)
1974'teki Kıbrıs
harekatından sonra,1975-76 yıllarında Adana
Çukurova'da
pamuk üretimini azaltan bir böcek türü ortaya çıktı
ve bu böcek
tarımsal
zaafiyete sebep oldu. Genetiği Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) yüzünden
bu ürünlerin oluşturulması
esnasındaki gen transferi insanlarda da birtakım rahatsızlıklar
oluşturacağına dair araştırmalar mevcut.
Çünkü gıdalar
üzerindeki gen transferinde örneğin
patatese fındık geni de karışabilmekte.
Dünya
sağlık
örgütü yetişkin
insandaki sperm sayısında %50 oranında azalma olduğu yönünde
bir açıklama yapmıştı. Bu açıklama,toplumda
oluşabilecek bir toplumsal reaksiyonu
önceden
önlemek adına yapılmış bir açıklamaydı.
Çünkü GDO'lu ürün kullanan insanlarda olası
bir kısırlık problemi
üzerine bilim
adamları
çalışmakta
olduğu belirtilmektedir.
Bu konvensiyonel silahlara alternatif olarak, geliştirilen Non-lethal
weapon (Öldürücü
olmayan silahlar kapsamında;
iklim kontrol sistemleri, toprak hareketleri tetikleyici sistemler,
hayvanlar
üzerinde yapılan
çalışmalar
incelenmektedir.
Bu alt 3 başlık Non Lethal Weaponu kapsayan konuların sadece bir
kısmı..Bu sistem Amerikalı bir Albay tarafından Amerikan Kara Harp
Okulunda sunulan bir raporda tamamından bahsedilmiştir.
Bu
çalışmalar ekseninde, Alaska'daki
çok yüksek değerdeki
bir enerjiyi, atmosferde bir bölgeden
bir bölgeye sevk eden bir sistem mevcut. bu sistemde, istenilen
bölgede hava değişimi
sağlanarak fırtınalar oluşturulabiliyor. Bu da Türkiye'de
1999 depreminin gerçekleşmesi
ardından zihinlere acaba bu tarz bir saldırının
üzerinde çalışılan toprak hareketlerini tetikleyici
çalışmaların
bir sorunu olup olmadığını da gündeme
getirmiştir.
Özellikle bu alandaki çalışmalar
karşısında arama, tarama yapacak, böylesine
bir saldırı karşısında tedbir alabilecek
merkezlerin eksikliği bilinen bir gerçektir.
Bunun için dış
unsurların
üzerlerinde
çalıştıkları
bilimsel
çalışmalar
detaylıca takip edilmeli ve Türkiye'de
de benzer bir teşkilatlanma
kurulması gerekmektedir.
Hayvanlar
üzerinde yapılan
çalışmalara
örnek; Bu sistemle hayvan türünün bir bölgeden başka
bir bölgeye
göç ettirilebilmesi söz konusu. Mesela kedilerin tamamı
Ankara'dan Kırıkkale'ye göç
ettirilebilir. Türkiye'nin gündemini meşgul eden Keneler konusu da bu saldırı
sisteminin bir parçası
olması ihtimali yüksektir.
**KENELER:Kırım
kongo kanamalı ateşi olan kenelerle ilgili olarak; bir Tv
programında Adana bölgesinin
köylüleri, köylerin üzerinden bir hava aracının geçtiğini ve bunun
üzerine de her
yeri kenelerin bastığını,aynı
ebatta keneler olduğunu,sanki laboratuvar ortamında yetiştirilmiş
gibi(çünkü
öyle olmasaydı
irili ufaklı olurdu) olduklarını röportaj
olarak vermişlerdi.
GDO'lar, 1980'lerden beri Amerika ve İsrail'in Türkiye'nin
üzerinde uyguladığı faaliyetlerdir.
Özellikle, mısır
ve soya fasu
lyesi yoğunlukta.
Tübitak
araştırmasına
göre
20 farklı
tür
GDO'lu ürün olduğunu
tespit etmiştir. GDO'lu
ürün ve
organik tarım
çok farklı
ürünlerdir. Biyogüvenlik ile alakalı
bir yasamız olmadığı için
ve ülkeye giren tohumları
denetleyemediğimiz için
bu sorunla karşı
karşıyayız! Bu KKTC'de de tarım
ürünlerinde
gündeme gelen bir konu.
Konuya biraz
daha farklı
bakacak olursak; mesela B.CLINTON ABD başkanlığı döneminde
Türkiye'ye geldiğinde,
ağzını
çalkaladığı
suyu bile
özel kaplarla
toplanıp
geri götürülmüştü.
Bu neden yapıldı
hiç
düşündünüz
mü veya dikkat etiniz mi?
Veya, tarihte
II. ABDÜLHAMİTHAN'ın
doktoru Mavroyani Paşa, yıldız teşkilatının kurucusuydu.F.SULTAN
MEHMET'i zehirleyen bizzat kendi doktoruydu ve yabancıydı.Tarihte
Çinlilerin Göktürk Devletine gönderdiği
ilk ajanlar doktorlar ve rahipler olduğunu hatırlattığımızda; bu
anlatılanlarla tıp alanının kamu güvenliği
açısından
ne kadar elzem olduğu da ortaya
çıkmaz
mı? Bu konularda gerekli merkezler ve tedbirler alınması zaruriyet
teşkil eden konular arasına girmez mi?
Bu konuların daha net anlaşılması için
sizlere Zihin Kontrolü ile ilgili birtakım bilgiler aktaracağım. Türk
milleti geçmiş
tarihinde yaşadığı silahlı saldırılara göğüs
gerebilmişti.
Ancak bugün
Türk milleti üzerine öldürücü silahlı
saldırılar ile değil, daha farklı metotları içeren
saldırı
yöntemleri
ile karşı
harekatlar düzenlenmektedir.
Tıp
alanı bunlardan biridir. Bu konunun ciddiye alınması
ümidiyle... |