|
Üç kıt’a üzerindeki 21 milyon km2’lik Necip Türk
Milleti’ne ait vatan topraklarımız üzerinde yaşayan
Müslüman din kardeşlerimiz ve Asilkan öz
kardeşlerimiz mezalim altında inliyor. Hiç kusura
bakmasınlar, sapanla taş atarak vatan mücadelesi
verdiklerini zanneden Filistinlilere bir tek sözüm
var: “O vatan benim milletime aitti” Amerikan
beslemesi hakime bas, bas bağıran Saddam Hüseyin de
hiç kusura bakmasın; o topraklarda daha dün şehit
düşen benim atam yatıyor. Misak-ı Milli sınırları
dışında yaşayan öz kardeşlerimiz esir de, ben Misak-ı
Milli sınırları içinde özgür müyüm? Lozan
Antlaşması’nın Türk milleti lehine bir tek, ama bir
tek maddesi var mı? Ya bizim bilmediğimiz ve bize
duyurulmayan kaç tane gizli maddesi var acaba? 80
bin mi, 120 bin mi?... 1939 yılında Hatay
Antlaşması’nın gizli maddesi gereğince Hatay’da bir
plebisit – halkoylaması yapılacak mı acaba?, Hatay o
tarihte bir Arap şehri mi olacak, Suriye’ye mi
iltihak ettirilecek? Fırat’ın öbür yakasında bir
Kürt-Yahudi devleti mi kurulacak? İzmir’deki,
Ankara’daki Kürtlerin durumunu o zaman hiç hesaba
katan çıkmayacak mı? 26 yıldır 10 bin askerimizin
şehit düşmesine seyirci kalanlar, kanlarının
hesabını sormak bir yana, bebek katillerine bir
madalya takmadıkları kalanlar kimler acaba? Bu
necip milleti uyuttuklarını zannedenler, Bebek
katiline yardım ve yataklık edenler, görüşmelerde
bulunanlar kimler acaba?... Evlerimizde ve iş
yerlerimizde Tarık Akan’ın, İbo’nun, Sezen Aksu’nun,
Ahmet Kaya’nın, Yılmaz Güney’in ve nice nicelerin
resimleri - posterleri asılı, biz bu nice-nicelere
Necip Türk Milleti olarak ne verdik, ne aldık hiç
düşündük mü acaba?... 5 Bin ülküdaşımızı kimler
kahpece şehit etti? Marksist, Nazım yoldaşı
Attila’nın cenazesine katılanlar, taziyede
bulunanlar bu aziz şehitlerimizin kemiklerini
sızlatmadılar mı acaba?
Bu ülkede 2 yaşındaki Hıristiyan ve Musevi çocuğu
kreşlerde Papaz nezaretinde din eğitimi alırken, 11
yaşındaki Müslüman Türk evladına uygulamalı namaz
kılma dersi vermek için camiye götüren öğretmen
hakkında soruşturma açıldı diye feryat ediyorsak
eğer; ; Lozan’ın gizli maddelerinden haberimiz
yoktur demektir.
A.Necdet Sezer’in icat ettiği kamusal alanlarda;
Rahibeler başlarını inançları için örtebiliyorlarsa,
Hıristiyan ve Musevi hastanelerinde hemşireler
başlarını örtebiliyorlarsa, Müslüman Türk çocuğu öz
vatanında inançları gereği başını örterek okula
gidemiyorsa, okuldan atılabiliyorsa… Sonra da
kalkıp; ‘A. N. Sezer Umreye neden gitmedi acaba’
diye zırvalayanları gördükçe de kendi kendime inanın
kahroluyorum. Zira bu memlekette Lozan sadece
İslâm’a ve İslam’ın değerlerine yasak getirdi. Başka
inançlara ve o inançların değerlerine asla ve asla
yasak yok, koyamazlar da…
Birileri çıkıp bu memlekette ‘Ekümenik Patrik’
sıfatı taşıyorsa, birileri de çıkıp; ‘Ben de İslam
Alemi’nin Halifesiyim’ , ‘Ekümenik onların sıfatı,
bu da benim sıfatım derse’ meczupluktan kaç yıl yer
acaba?... Hangisi doğru, hangisi yanlış, hangisi
laik, hangisi antilaik acaba?...
Sorular, sorular, ihanetler, hainler, İzmir
sokaklarında 15-16 yaşındaki kandırılmış Doğulu
gençler poşulu dolaşıyorlar. Arbedeye adeta davetiye
çıkartıyorlar. 20-25 kişilik SDP üyesi polis
panzerlerinin koruması altında, pardon, Abdulkadir
Beyimizin koruması altında pankart açarak yürüyüşe
geçiyorlar; “Operasyonlar durdurulsun”… Her gün
üç-beş Mehmetçik sanki İsrail’in Filistinli gençleri
planlı ve programlı şekilde katlettikleri gibi,
kahpe kurşunlara gelip şehit edilirken, nasıl
yüreğimiz yanıyorsa, bu kahpe bölücüleri gördükçe de
aynı şekilde ciğerimiz yanıyor… Sonuç, Lozan’ın
gizli maddeleri mi acaba?... Mısırlıoğlu’nun dediği
gibi; “Lozan Zafer mi, Hezimet mi” acaba?...
Bir Türk vatandaşı AB ülkelerine veya ABD’ye gitmek
istediği zaman vize için kendisinden 20-30 çeşit
belge istenir. Zira o topraklarda Türk milletinin
hiçbir hakkı yoktur. Ama, bir ABD vatandaşı veya AB
vatandaşı Türkiye’ye gelirse, havaalanında saygıyla
karşılanıp kendisinden bırakın vize sormayı,
kimliği bile sorulmaz. Zira, ne de olsa Lozan’dan
gelen gizli hakları var!. Döviz möviz bahane, bizim
keferelerin Tour Eifel’i görmek için Paris’e
götürdüğü Euro döviz değil nasılsa!...
1985 yılından, 2005 yılına kadar 15 milyon Ermeni,
Yahudi ve Kürt Türk vatandaşlığına alındımı acaba?
Bu konuda araştırmalar yapan Değerli ağabeyimiz
Hakkı DEDELER Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel
Müdürlüğü’nden 4. kez bilgi istedi. Gelen rakamlar
tamamen yanlış veya çarpıtılmış rakamlar. 1999
Yılından bu güne kadar Ermenistan’dan kendi
başbakanları Robert Koçaryan’ın zulmünden kaçanların
sayısı 5 milyon. Ermenistan’ın nüfusu 7.5 milyondan
2.5 milyona indi. Kayıp 5 milyon Ermeni nerede
dersiniz acaba? Turgut Özal’ın Peşmerge sevecenliği
ile aldığı 1.5 milyon Irak Kürdü nerede acaba?
Irak’ta, İran’da ve Suriye’de yaşayan tüm Kürtlere
ileride yapılacak bir plebisit-Halkoylaması için
Lozan gereğince, gizli maddelere göre TC kimliği
verildi mi acaba?
Rakamlar, hainler, ihanetler, paranoyalarımız
uzadıkça uzayıp gidiyor… Milliyetçi yazarlarımızın
tamamı, bizler de dahil olmak üzere; köşebaşında;
“Eyvah! o ev de yanıyor, bu ev de yanıyor, eyvah!
Sıra bizim eve de geldi” gibi dizlerine vuran
dedikoducu koca karılara döndük!... Her şeyi gören,
her şeyi bilen ama, hiçbir şeyi yapamayan biçareler
olduk çıktık… Gençlerimiz internet kafelerde Cuanter
oynuyor, bıkmadan, usanmadan 18 saat ha bire Coni
düşmanlarını öldürüyorlar. Dışarıda “kıyamet koptu”
desen, umurlarında bile olmayacak. Genç kızlarımız
karizmatik etnik snoplarla sarmaş dolaş, ellerinden
cep telefonu düşmüyor… Yarının Fatih’lerini bunlar
mı yetiştirecek acaba?
Ya biz, ya biz? En son ne zaman cemaatle vakit
namazı kıldık acaba? Anneannemizin cenazesinde mi?,
Son Bayram namazında mı? Yoksa son Cuma namazında mı
cemaatle namaz kıldık acaba? Bu sabah namazında, en
büyük camimizde; imam-hatip efendi tek başına mı
namaz kıldırdı acaba? Sonra da bas, bas bağırırız,
kuru kuruya slogan atmaya başlarız; “Ezan susmaz,
bayrak inmez” … Susar mı, iner mi acaba?... Cemaatle
buluşup, hal hatır sorma bir yana; kapı bir
komşumuzun halini hatırını kaç kez sorduk, kaç kez
göz göze gelip selamlaştık acaba?...
Lokma, lokma olduk. Türkiyeli, Boşnak, Pomak,
Arnavut, Çeçen, Kafkasyalı, Azerbaycanlı, Ahıskalı…
Yetmedi İzmir’de Konyalılar Derneği kurduk.
Konyalıyı bölüp Beyşehirli, Seydişehirli yaptık. Bu
da yetmedi Seydişehirliyi Ortakaraviranlı, Aşağı
Karaviranlı, Yukarı Karaviranlı yaptık. Bu da
yetmedi Ortakaraviran Çomaklar Mahallesi derneğini
de kısa bir zamanda kurarız belki de… Her biri, her
birine yabani!... Fenerli, Galatasaraylı,
Beşiktaşlı… Her biri, her birine yabani!... MHP’li,
BBP’li, DYP’li, SP’li, ANAP’lı, AKP’li… Her biri,
her birine yabani!...
Peki ama, Büyük Turan’ı biz kimlerle kuracağız?
Vural Savaş’la mı, A. N. Sezer’le mi, Çevik Bir’le
mi, Doğu Perinçek’le mi, Müjdat Gezen’le mi, Tarık
Akan’la mı acaba?... Ve her şeyden önemlisi nereden
start vereceğiz? Londra’dan mı, Paris’ten mi,
Washington’dan mı acaba?... Hangi akıllı bombayı,
hangi ülkeden alacağız?... Hangi parayı bulmak için
hangi eli öpeceğiz acaba?...
Aslında hiçbir paraya, akıllı bombaya, yabancı dosta
ihtiyacımız yok bizim. Tek eksiğimiz; cemaat olma
vasfımızı yitirmemizdir. Şimdi çok zor durumdayız.
Çakallar dağdan inip Bozkurt edasıyla aramızda
dolaşmaya başladılar. Alçak ve hain Alkurt ile
Şerefli Bozkurt’u ayıramayacak kadar cahil kaldık.
Ah!, bir birleşsek, camide değilse bile, bu tür
sitelerimizde bir araya gelebilsek, bir birimizle
tanışıp-kaynaşabilsek; inanın Ankara-Tahran arası
sadece altı saat tutacak. Ne top atabilirler, ne de
kurşun sıkabilirler. Biz bunu inanın bir gün,
çarıksız da başaracağız. Neyle? Cemaat olma şuuru ve
bilinciyle… Saygılarımla… |