Cemaat olma vasfımızı yitirdik 

Kenan EFEOĞLU

 

Bu ülkede 2 yaşındaki Hıristiyan ve Musevi çocuğu kreşlerde Papaz nezaretinde din eğitimi alırken, 11 yaşındaki Müslüman Türk evladına uygulamalı namaz kılma dersi  vermek için camiye götüren öğretmen hakkında soruşturma açıldı diye feryat ediyorsak eğer; ; Lozan’ın gizli maddelerinden haberimiz yoktur demektir.

A.Necdet Sezer’in icat ettiği kamusal alanlarda; Rahibeler başlarını inançları için örtebiliyorlarsa, Hıristiyan ve Musevi hastanelerinde hemşireler başlarını örtebiliyorlarsa, Müslüman Türk çocuğu öz vatanında inançları gereği başını örterek okula gidemiyorsa, okuldan atılabiliyorsa… Sonra da kalkıp; ‘A. N. Sezer Umreye neden gitmedi acaba’ diye zırvalayanları gördükçe de kendi kendime inanın kahroluyorum. Zira bu memlekette Lozan sadece İslâm’a ve İslam’ın değerlerine yasak getirdi. Başka inançlara ve o inançların değerlerine asla ve asla yasak yok, koyamazlar da…

Üç kıt’a üzerindeki 21 milyon km2’lik Necip Türk Milleti’ne ait vatan topraklarımız üzerinde yaşayan Müslüman din kardeşlerimiz ve Asilkan  öz kardeşlerimiz mezalim altında inliyor.  Hiç kusura bakmasınlar, sapanla taş atarak vatan mücadelesi verdiklerini zanneden Filistinlilere bir tek sözüm var: “O vatan benim milletime aitti”  Amerikan beslemesi hakime bas, bas bağıran Saddam Hüseyin de hiç kusura bakmasın; o topraklarda daha dün şehit düşen benim atam yatıyor.  Misak-ı Milli sınırları dışında yaşayan öz kardeşlerimiz esir de, ben Misak-ı Milli sınırları içinde özgür müyüm? Lozan Antlaşması’nın Türk milleti lehine bir tek, ama bir tek maddesi var mı? Ya bizim bilmediğimiz ve bize duyurulmayan kaç tane gizli maddesi var acaba? 80 bin mi, 120 bin mi?... 1939 yılında Hatay Antlaşması’nın gizli maddesi gereğince Hatay’da bir plebisit – halkoylaması yapılacak mı acaba?, Hatay o tarihte bir Arap şehri mi olacak, Suriye’ye mi iltihak ettirilecek? Fırat’ın öbür yakasında bir Kürt-Yahudi devleti mi kurulacak? İzmir’deki, Ankara’daki Kürtlerin durumunu o zaman hiç hesaba katan çıkmayacak mı? 26 yıldır 10 bin askerimizin şehit düşmesine seyirci kalanlar, kanlarının hesabını sormak bir yana, bebek katillerine bir madalya takmadıkları kalanlar kimler acaba?  Bu necip milleti uyuttuklarını zannedenler, Bebek katiline yardım ve yataklık edenler, görüşmelerde bulunanlar kimler acaba?... Evlerimizde ve iş yerlerimizde Tarık Akan’ın, İbo’nun, Sezen Aksu’nun, Ahmet Kaya’nın, Yılmaz Güney’in ve nice nicelerin resimleri - posterleri asılı, biz bu nice-nicelere Necip Türk Milleti olarak ne verdik, ne aldık hiç düşündük mü acaba?... 5 Bin ülküdaşımızı kimler kahpece şehit etti? Marksist, Nazım yoldaşı Attila’nın cenazesine katılanlar, taziyede bulunanlar bu aziz şehitlerimizin kemiklerini sızlatmadılar mı acaba?

Bu ülkede 2 yaşındaki Hıristiyan ve Musevi çocuğu kreşlerde Papaz nezaretinde din eğitimi alırken, 11 yaşındaki Müslüman Türk evladına uygulamalı namaz kılma dersi  vermek için camiye götüren öğretmen hakkında soruşturma açıldı diye feryat ediyorsak eğer; ; Lozan’ın gizli maddelerinden haberimiz yoktur demektir.

A.Necdet Sezer’in icat ettiği kamusal alanlarda; Rahibeler başlarını inançları için örtebiliyorlarsa, Hıristiyan ve Musevi hastanelerinde hemşireler başlarını örtebiliyorlarsa, Müslüman Türk çocuğu öz vatanında inançları gereği başını örterek okula gidemiyorsa, okuldan atılabiliyorsa… Sonra da kalkıp; ‘A. N. Sezer Umreye neden gitmedi acaba’ diye zırvalayanları gördükçe de kendi kendime inanın kahroluyorum. Zira bu memlekette Lozan sadece İslâm’a ve İslam’ın değerlerine yasak getirdi. Başka inançlara ve o inançların değerlerine asla ve asla yasak yok, koyamazlar da…

Birileri çıkıp bu memlekette ‘Ekümenik Patrik’ sıfatı taşıyorsa, birileri de çıkıp; ‘Ben de İslam Alemi’nin Halifesiyim’ , ‘Ekümenik onların sıfatı, bu da benim sıfatım derse’ meczupluktan kaç yıl yer acaba?...  Hangisi doğru, hangisi yanlış, hangisi laik, hangisi antilaik acaba?...

Sorular, sorular, ihanetler, hainler, İzmir sokaklarında 15-16 yaşındaki kandırılmış Doğulu gençler poşulu dolaşıyorlar. Arbedeye adeta davetiye çıkartıyorlar. 20-25 kişilik SDP üyesi polis panzerlerinin koruması altında, pardon, Abdulkadir Beyimizin koruması altında pankart açarak yürüyüşe geçiyorlar; “Operasyonlar durdurulsun”… Her gün üç-beş Mehmetçik sanki İsrail’in Filistinli gençleri planlı ve programlı şekilde katlettikleri gibi, kahpe kurşunlara gelip şehit edilirken, nasıl yüreğimiz yanıyorsa, bu kahpe bölücüleri gördükçe de aynı şekilde ciğerimiz yanıyor… Sonuç, Lozan’ın gizli maddeleri mi acaba?... Mısırlıoğlu’nun dediği gibi; “Lozan Zafer mi, Hezimet mi” acaba?...

Bir Türk vatandaşı AB ülkelerine veya ABD’ye  gitmek istediği zaman vize için kendisinden 20-30 çeşit belge istenir. Zira o topraklarda Türk milletinin hiçbir hakkı yoktur. Ama, bir ABD vatandaşı veya AB vatandaşı Türkiye’ye gelirse, havaalanında saygıyla karşılanıp kendisinden  bırakın vize sormayı, kimliği bile sorulmaz. Zira, ne de olsa Lozan’dan gelen gizli hakları var!. Döviz möviz bahane, bizim keferelerin Tour Eifel’i görmek için Paris’e götürdüğü Euro döviz değil nasılsa!...

1985 yılından, 2005 yılına kadar 15 milyon Ermeni, Yahudi ve Kürt Türk vatandaşlığına alındımı acaba? Bu konuda araştırmalar yapan Değerli ağabeyimiz Hakkı DEDELER Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nden 4. kez bilgi istedi. Gelen rakamlar tamamen yanlış veya çarpıtılmış rakamlar. 1999 Yılından bu güne kadar Ermenistan’dan kendi başbakanları Robert Koçaryan’ın zulmünden kaçanların sayısı 5 milyon. Ermenistan’ın nüfusu 7.5 milyondan 2.5 milyona indi. Kayıp 5 milyon Ermeni nerede dersiniz acaba? Turgut Özal’ın Peşmerge sevecenliği ile aldığı 1.5 milyon Irak Kürdü nerede acaba? Irak’ta, İran’da ve Suriye’de yaşayan tüm Kürtlere ileride yapılacak bir plebisit-Halkoylaması için Lozan gereğince, gizli maddelere göre TC kimliği verildi mi acaba?

Rakamlar, hainler, ihanetler, paranoyalarımız uzadıkça uzayıp gidiyor… Milliyetçi yazarlarımızın tamamı, bizler de dahil olmak üzere; köşebaşında; “Eyvah! o ev de yanıyor, bu ev de yanıyor, eyvah! Sıra bizim eve de geldi” gibi dizlerine vuran dedikoducu koca karılara döndük!... Her şeyi gören, her şeyi bilen ama, hiçbir şeyi yapamayan biçareler olduk çıktık… Gençlerimiz internet kafelerde Cuanter oynuyor, bıkmadan, usanmadan 18 saat ha bire Coni düşmanlarını öldürüyorlar. Dışarıda “kıyamet koptu” desen, umurlarında bile olmayacak. Genç kızlarımız karizmatik etnik snoplarla sarmaş dolaş, ellerinden cep telefonu düşmüyor… Yarının Fatih’lerini bunlar mı yetiştirecek acaba?

Ya biz, ya biz? En son ne zaman cemaatle vakit namazı kıldık acaba? Anneannemizin cenazesinde mi?, Son Bayram namazında mı? Yoksa son Cuma namazında mı cemaatle namaz kıldık acaba? Bu sabah namazında, en büyük camimizde; imam-hatip efendi tek başına mı namaz kıldırdı acaba? Sonra da bas, bas bağırırız, kuru kuruya slogan atmaya başlarız; “Ezan susmaz, bayrak inmez” … Susar mı, iner mi acaba?... Cemaatle buluşup, hal hatır sorma bir yana; kapı bir komşumuzun halini hatırını kaç kez sorduk, kaç kez göz göze gelip selamlaştık acaba?...

Lokma, lokma olduk. Türkiyeli, Boşnak, Pomak, Arnavut, Çeçen, Kafkasyalı, Azerbaycanlı, Ahıskalı… Yetmedi İzmir’de Konyalılar Derneği kurduk.  Konyalıyı bölüp Beyşehirli, Seydişehirli yaptık. Bu da yetmedi Seydişehirliyi Ortakaraviranlı, Aşağı Karaviranlı, Yukarı Karaviranlı yaptık. Bu da yetmedi Ortakaraviran Çomaklar Mahallesi derneğini de kısa bir zamanda kurarız belki de… Her biri, her birine yabani!...  Fenerli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı… Her biri, her birine yabani!... MHP’li, BBP’li, DYP’li, SP’li, ANAP’lı, AKP’li…   Her biri, her birine yabani!... 

Peki ama, Büyük Turan’ı biz kimlerle kuracağız? Vural Savaş’la mı, A. N. Sezer’le mi, Çevik Bir’le mi, Doğu Perinçek’le mi, Müjdat Gezen’le mi, Tarık Akan’la mı acaba?... Ve her şeyden önemlisi nereden start vereceğiz? Londra’dan mı, Paris’ten mi, Washington’dan mı acaba?... Hangi akıllı bombayı, hangi ülkeden alacağız?... Hangi parayı bulmak için hangi eli öpeceğiz acaba?...

Aslında hiçbir paraya, akıllı bombaya, yabancı dosta ihtiyacımız yok bizim. Tek eksiğimiz; cemaat olma vasfımızı yitirmemizdir. Şimdi çok zor durumdayız. Çakallar dağdan inip Bozkurt edasıyla aramızda dolaşmaya başladılar. Alçak ve hain Alkurt ile Şerefli Bozkurt’u ayıramayacak kadar cahil kaldık.   Ah!,  bir birleşsek, camide değilse bile, bu tür sitelerimizde bir araya gelebilsek, bir birimizle tanışıp-kaynaşabilsek; inanın Ankara-Tahran arası sadece altı saat tutacak. Ne top atabilirler, ne de kurşun sıkabilirler. Biz bunu inanın bir gün, çarıksız da başaracağız. Neyle? Cemaat olma şuuru ve bilinciyle… Saygılarımla…

 

 

  

  

  

Google

Copyrights (c) 2004  karun@karunpc.com   

www.karunpc.com